Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: İsrail’den Şam’a füze saldırısı
Cumhuriyet:
‘Kim rüşvet almışsa hesap sorulmalıdır’ diyen Davutoğlu, Erdoğan’a direnemedi
Evrensel:
Basın örgütleri: hukuksuzluğa son verin
Yeniasya:
Yurt genelindeki operasyonlar hakkında İçişleri Bakanlığı'dan açıklama
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Muharrem Bayraktar, 4 Aralık tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Zarrab ve ötesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dolmabahçe Sarayı’nda tarihimizin en skandal anlaşmalarından biri yapıldı PKK uzantılarıyla. Ö dönem Başbakan, Davutoğu idi. Anlaşmanın adına Dolmabahçe Mutabakatı denildi. PKK ile yıllarca sürdürülen ve Kürt Açılımı denilen sahte rüyanın son adımı idi bu. PKK’lılar karakollarımızın etrafında ellerini kollarını sallayarak geziyordu. Kandil’e giden heyetler, İsviçre’de konuşulan maddeler, Anayasada “Açılım masalı” bağlamında yapılacak değişlikler, Dolmabahçe’de on maddelik mutabakatla son şeklini almıştı. Bütün bu süreç gözleri önünde cereyan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptığı açıklama ile Dolmabahçe mutabakatına karşı olduğunu açıklayınca çok şaşırmıştık.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sonuç: Açılım patladı. Büyük bir fiyasko ile sonuçlandı. Güneydoğu hendeklerle doldu. Şehirler, mahalleler harap oldu. Ve sonunda ‘açılım!’ bitti. Dolmabahçe Mutabakatı rafa kalktı. Peki, bütün bu acı sürecin, tahribatın ve verilen onca tavizin sorumlusu olarak hiç kimsenin hesap verdiğini, sorgulandığını, bedel ödediğini gördük mü? Hayır? “Açılım yanlıştı, Dolmabahçe Mutabakatı yanlıştı, süreç yanlıştı, MİT temsilcilerinin PKK ile görüşmesi yanlıştı, Kandil’e heyetler gitmesi yanlıştı” deyip bu yanlışın sorumlularına tek kelime hesap soruldu mu? Hayır.
Bir zamanlar “büyük bir hocaefendi, mübarek adam, hizmet adamı” denilerek devletin kapıları kendisine açılan, gizli militanlar olarak şakirtleri emniyete, yargıya, polise, üniversitelere ve devletin tüm kurumlarına yerleştirilen FETÖ başına bu imkânları verenlere hesap soruldu mu? Hayır. Haberi olmadan telefonuna ByLock indiren ve FETÖ ile alakası olmaya bir sürü kişi terörist diye yargılanıyorken, devleti bu yapıya teslim edenler bir bedel ödedi mi? Hayır. “Hocaefendi mübarek adamdır, ona iftira atıyorlar, o böyle şeyler yapmaz” diyen bakanlar, vekiller bedel ödedi mi? Hayır. Türk dış politikası, Suriye’de tabiri caizse hezimete uğradı. Stratejik derinlik sahibi cühelanın bir kaç haftada bitecek dediği savaş 7. yılına girmek üzere, dostlarımızı kaybettik, Halep ve Bayırbucak söylemlerinde perişan olduk, milyar dolarlık ticari hacmimizi kaybettik, 4 milyon mülteci elimizde kaldı. Sonuç: Soçi’de Suriye’nin bütünlüğü için yani 6.5 yıl öncesine dönmek için imza attık. 6 yılın sonunda yanlış yaptığımızı kabul ettik. Peki, bütün bu hatalı politikalar sonucu bizim bu bataklığa girmemizin sorumluları bunun bedelini ödeyecek mi? Hayır? Sorumlular hesap verecek mi? Hayır.
Zarrab davası başımıza kâbus gibi çöktü. Dün “Onun önüne yatarız” diyenler, bugün “canı cehenneme” diye hakaret ediyor. Dün onu alkışlayanlar bugün mal varlıklarına el koyuyor.
…***
Ahmet Gürsoy, 4 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Rüşvetçileri hesaba çeken var mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye yolsuzluklarla çalkalandıkça çalkalanıyor. Öyle ki en kılcal damarlarına kadar titriyor.Terörle başı belada.Ekonomik güçlük içinde kıvranıyor..İşsizlik almış başını gidiyor.Eğitimli nüfus iş bulamadan yaşlanmakta.Son on yıl içinde ülkeyi uçurumun kenarına getiren yanlış politikaların bedelini ödemeye çalışıyor.İş başındaki hükümet, öyle ağır hatalar yapıyor ki, ülke bunların ağırlığı altında ezilir hale gelmiş durumda. Zarrab Davası bunlardan biri.Yolsuzluklar zincirinin nerede başlayıp nerede bittiğini tam olarak bilmiyoruz.Derin bir kokuşmuşluk var. Ve iktidarda bulunanlar gayet pişkin.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hiçbir şey olmamış gibi davranmaları bir tarafa sanki kendilerinin olup bitenle alakası yokmuş gibi davranıyor.Halbuki Amerika, bu açıkları değerlendiriyor ve Türkiye'yi tehdit edecek güce doğru hızla ilerliyor.Zarrab konuştukça, FETÖ elde ettiği devletin sırlarını paylaştıkça, düşman koskoca bir ülkeyi avucunun içine almış hissine kapılıyor. Bu durumu gören bizler, bir taraftan millî onurumuzu inciten olaylar karşısında feveran ediyoruz. Öte yandan hırsızların, yolsuzların elinden nasıl kurtulacağımızın hesaplarını yapmaya çalışıyoruz.Bir tarafta Amerika, öte yanda rüşvetçiler..Bu durumda bize düşen millî davamız olan ülkemizi savunmak, hırsızlara ve onlara kucak açıp dokunulmaz yapanlara, koruyup kollayanlara, baş tacı edenlere karşı da tavır almaktır.Türkiye, bir taraftan mevcut iç ve dış bunalımlarla boğuşurken, öte yandan dizi filmlerdeki gibi heyecan ve gerilim hiç bitmiyor. Sürekli aksiyon ilkesi varmış gibi biri biterken öbürü başlıyor.İşte bakın..Zarrab'ın mal varlığına el koymuşlar.Günaydın!Neden el koymuşlar biliyor musunuz?Türkiye'nin aleyhine gizli bilgileri yabancı bir ülkeye verdiği için..Şaka gibi.Gizli bilgiler bu adamda ne arıyordu? "Madem gizliydi bilgiler, onu neden başkasının kucağına attınız" dediğinizde utanacakları yerde sana laf yetiştiriyorlar: "Sen Amerika'dan yana mısın?"Bunlar iflah olmaz..Millet bunlara ağır bir tokat atmadıkça da akıllanmazlar.Bakın mesela; halen daha, yedikleri rüşvet 50-60 milyon doları geçen, bırakın Türkiye'yi bütün dünyanın ağzı açık takip ettiği bu olayla ilgili olarak rüşvetçileri çağırıp tek kelime bir şey soran var mı?Çaldıklarına el koyan var mı bakın..Tutup yakalarından "Bu ne rezillik.. Türkiye'yi Amerika'nın kucağına attığınız yetmezmiş gibi bir milleti bir başka bir ülkenin tehdit edeceği hale getirdiniz. Siz bunun hesabını vereceksiniz" deyip, acilen mahkemeleri faaliyete geçiren var mı?Nerede bu Çağlayanlar?Şu Egemenler, Muammer Gülerler? Neden hesap vermeye çağırılmıyor?
…***
Orhan Bursalı 4 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde “İktidar seçimlere kadar propaganda sürdürse başarılı olması zor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Zor durum, sanki her şey çökmeden, dağ üzerlerine devrilmeden bir an önce seçime gidilse iyi mi olur tilkiliğinin iktidarın kafasında dolaşıyor olması beklenir. Ama? Bugüne kadar erken seçime hep karşı çıkmış Cumhurbaşkanı var. Aksi takdirde, bu kez, kaybedeceklerini gördükleri seçimi, belki kazanırız düşüncesiyle öne alıyorlar, denecek. Tam da öyle olur. Ne kadar öne çekilebilir ki, milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimi? Ayrıca tartışmalı bir konu daha var: Anayasada Cumhurbaşkanı seçiminin 2019 Kasımı’nda yapılacağı öngörülüyor. Aksi bir karar, ne gerekçe ile olursa olsun, tartışmalı olacaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Peki iktidar erken veya bir baskın seçime hazır mı? Böyle bir karar, ekonomideki gidişatı olumsuz yönde hızlandırıcı etki yapacaktır; bırakalım partisini derleyip toparlamayı...
Cumhurbaşkanı aylardır IMF’ye borcu kapadık, üstelik borç para veriyoruz, diyor. 15 yıldır iktidarda olan bir partinin liderinin, hâlâ 15 yıl öncesine takılıp kalması, sadece ekonomik bakımdan elde var sıfır gerçeğinin altını çizer. Nitekim milli gelir beş yıldır önündeki engelleri aşamıyor, dahası geriliyor. Enflasyon gelirleri eziyor. Üstüne üstlük, milletin parasına daha düşük faiz verilmesini, böylece gelirlerin daha hızla erimesini sağlamak için iktidar baskı üzerine baskı yapıyor. Üstelik ekonominin gerçeklerini tersyüz etmecesine!
Ayrıca IMF’ye borç para veriyoruz, lafı hiç doğru değil. Tek kuruş “borç” verilmedi. Verildiyse gösterin! IMF’ye borcun ödenmiş olmasının ne gibi bir anlamı olabilir ki? Türkiye 18 kez IMF’den büyük paralar aldı ve hepsini de ödedi.. AKP döneminde 15 yıldır bu borcun ödenmesinin, boş bir propaganda lafının dışında, ne gibi bir kıymeti harbiyesi olabilir? Millet bunu yutar mı, yutacak olanlara açıklamak gerekir.
İktidar şunu millete açıklamalı: Milli gelirin yarısı kadar Türkiye’nin dış borcu var.. 450 milyar dolar gibi. Bu problemi nasıl çözeceksiniz!
Ülkeyi içine düşürdüğünüz duruma bakın:
Dış borç sarmalı.. Dış siyaset düşmanlığı sarmalı! İkinci sarmal, birinci sarmalı daha da sıkıyor! Ve ülkede alabildiğine hâlâ körüklenen hukuk dışı, demokrasi dışı, askes, hain-alçak zırvalıkları. Zırvalığın ötesinde milleti dışlayıcı ve birbirine kırdırıcı politikalar...
Yerel seçimlere şunun şurasında 14 ay kaldı, hainlik-alçaklık söylemi iktidarın temel propaganda aracı olacaksa eğer, yazık bu ülkeye ve bu millete... En büyük kötülüğü yapmış olursunuz.