Aralık 09, 2017 10:58 Europe/Istanbul

Milli gazete: Türkiye ayakta! Katil İsrail, kahrolsun ABD

Aydınlık:

Erken seçime hazırlanıyorlar

Yeniçağ:

CHP'li Özgür Özel: 4 bakan yargılanmalı

Karar:

Pentagon kapıyı açtı, IŞİD ‘Fırat’a yürüdü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Remzi Çayır, 9 Aralık tarihli Milli gazetesinde, “Artık bir olmak zamanıdır” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz… Hayrı emreder, kötülükten nehy edersiniz” diyen yüce Allah… Omuzlarımıza büyük sorumluluk yüklemektedir. O halde, dünyadaki kötülükleri ve kötülüğün kaynaklarını kurutmak Müslümanlar için farzdır.Eliyle, diliyle, kalbiyle yapılan savaşın ana amacı, yeryüzündeki fesatçıları etkisiz kılmaktır.Kimse kendini kolay kolay gizleyemez… Amerika, kendine yakışanı yapmaktadır. Amacı bellidir. Kendi sınırları dışındaki kavgaların bitmemesi… Müslüman coğrafyasında kaosun devam etmesi… Müslümanların rahata ermemeleri, onlar için mutluluktur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ürettikleri silahları nasıl satacaklar? Uyanacak Müslümanların nefretinde elbet boğulacaklarını iyi biliyorlar.Bunca acı ve zulmün sahipleri onlardır.Kendilerini birinci sınıf vatandaş, başka toplulukları insan yerine koymayan zihniyetin vahşiliğine bütün dünya şahit.Kendi ülkesinde dahi… Beyaz siyah ayrımı yapan… Siyah kardeşlerimize her türlü kötülüğü reva gören anlayış, bugün İsrail’le işbirliği yapan kafadır.Kendisini ve topraklarını koruma altına alan Amerika, yeryüzünün efendisi olarak arzı endam eyliyor.Ya Müslümanlar… Müslümanlar ne yapıyor? Mazlum milletler ne etmekteler?Suudlar, Amerika ile ele ele kol kola girmiş vaziyetteler.Bu ahval ve şartlarda, Amerika’nın cesaretlenmesi, Batı’nın şımarıklığını izah etmek güç değildir… Kabahati kendimizde aramalıyız.Bu şer gibi görünen gelişmeler, bizi birbirimize kenetlemelidir. Artık, bizim topraklarımızla ilgili kararları yabancılar, yabancı güçler vermemeli… Veremez hale gelmelidirler.Güçlü olmak… Tek millet olmak… Ümmet olmak zorundayız. Kur’an’ın emrine ve ipine sarılma mecburiyetimiz vardır… Bulunduğumuz yer, yaşadığımız ülke, sosyal konum, dilimiz, rengimiz ne olursa olsun, bir tarağın dişleri gibi… Bir vücudun azaları gibi… Ümmet olabilmeyi becermeliyiz artık.Kur’an’ın çağırısına kulak verilmelidir… İnsanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet… Kim? Bizler… Müslümanlar… Adalet sahipleri, insanlığa hizmeti, insanın onurlu yaşamasına zemin hazırlama mücadelesi… Davanın özü budur.Bugün, siyaseten Amerika’nın verdiği bu kararla İsrail, aslında uydu devlet, yapay rejim olduğunu bir daha ispatlamış oldu.Müslümanlara düşen görev, bu kaostan ve şerden hayır çıkarmaktır… Yeniden ümmet şuuruyla, teşkilatlanmak, iktisadi, ticari, siyasi, sosyal alanda işbirliği kurmaktır… İslam birliğini kurmaktır. Trump’un akılsızlığı bizi böylesi bir birlikteliğe… İslam birliğine götürürse, bütün insanlık kazanmış olacaktır… Ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

…***

İhsan Çaralan, 9 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “İç politika amaçlarına feda edilmiş bir 'dış' ziyaret”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yunanistan ziyareti beklenmedik biçimde “yüksek gerilimli” başladı.Ülkelerin birbirine yaptığı, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık gibi yüksek düzeyde organize edilen ziyaretler, iki ülke arasındaki ilişkileri düzeltmek, biriken sorunlara bir çözüm yolu bulmak içindir. Ancak, Yunanistan’a, 65 yıl sonra yapılan bu en üst düzeydeki ziyaret, eski sorunların canlandırılması ve üstüne yeni sorunlar eklenmesiyle başladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha Yunanistan Cumhurbaşkanı Pavlopulos’un protokol gereği düzenlediği “hoş geldin” töreninde, Yunanistan’la eski ve yeni hangi sorun varsa, üstelik sanki Kılıçdaroğlu ile tartışıyor gibi “Sizin NATO’ya girmenizi bile biz sağladık”, “Sizde Türk’e Türk demek bile yasak”a varan söylemlerle sayıp döktü. Üç beş dakika olarak planlanan protokol görüşmesi, canlı yayında 40 dakika sürdü! Bu tartışma, belki biraz daha düşük ses tonuyla, Çipras’ın verdiği akşam yemeğinde de devam etti.

Bütün bu tartışmalar; başlıca üç büyük, ama “kronikleşmiş” sorunu, sıcak gündeme taşımakla kalmadı. İki ülke arasındaki anlaşmazlıkları daha da netameli bir yola sokması mümkün olan “Lozan Anlaşması’nın revize edilmesi”ni de Türkiye ve Yunanistan arasında “dördüncü” bir soruna dönüştürdü.

Bugüne kadar; Türkiye ile Yunanistan arasında üç önemli sorun vardı:

1) Ege sorunu,

2) Kıbrıs sorunu,

3) Batı Trakya’daki Türk azınlık sorunu.

Üstelik Erdoğan bütün bu sorunların üstüne bir de “Lozan Anlaşması’nın güncellenmesi” sorununu ekledi.

Yunanistan-Türkiye ilişkileri söz konusu olduğunda, hem Türkiye hem de Yunanistan bakımından iç politika ile dış politika amaçları sıkça birbirine karışmıştır. Dahası her iki ülkenin “milli politikasında”, Yunanistan’da Türkiye, Türkiye’de Yunanistan “kadim düşman”dır! “Dostluk” sadece protokol icabı kullanılan bir sözcükten ibarettir.

Ama bu ziyaret açısından ele alındığında şu sorunun yanıtı önemlidir: “Komşu bir ülkenin Cumhurbaşkanı değil de İstanbul’u ve Yunanistan’ı fethetmiş, Osmanlı padişahının torunu, mirasçısı edasıyla yapılan ziyaret, Türkiye ile Yunanistan arasındaki kronik sorunların çözümünü kolaylaştırmış mıdır yoksa güçleştirmiş midir?”

Elbette, bu soruya net bir yanıt vermek için, yakın gelecekteki gelişmeleri görmek gerekecektir. Ama şimdiden görünen; bu ziyaretin, zaten var olan sorunları, hükümetler arasında bir tartışma olmaktan çıkararak, iki ülkenin halkları arasında en gerici güçlerin kışkırttığı düşmanlığı güçlendireceğidir. Bu ziyaretin ilk dakikasından itibaren Erdoğan’ın “domine” ettiği bu üslup hiç kuşkusuz, sorunların çözülmesini daha da zorlaştıracak görünmektedir.

Bütün bunların ötesinde gerek Kıbrıs, gerek Ege, gerekse Batı Trakya sorunları, her iki ülkeyi yöneten gerici egemen sınıflar ve hükümetlerinin, çözülmesi değil çözülmemesi için özel çaba harcadıkları sorunlardı. Çünkü bu sorunlar her iki ülkenin yöneticileri için, en kolay istismar edilen, halkların gündemini değiştirmek için en rahat kullandıkları iç politika malzemesidir. Bu yüzden de onlarca yıldır bu sorunlar bir adım ileri iki adım geri atılarak kamuoyları oyalanmaktadır.

…***

Kazım Güleçyüz, 9 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Tokat yemeye başladılar bile”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Haksızlık ve zulüm yapanların ve onlara alet olanların daha bu dünyada iken “tokat” yediklerini ve yiyeceklerini, öbür taraftaki hesabın ise ayrıca görüleceğini her fırsatta ifade edegeldik.Bunun örneklerini de çok gördük.Meselâ 28 Şubat zulümlerinde aktif rol almış olanların çoğu, fazla geçmeden İlâhî adaletin sillesini yediler. O dönemdeki hukuksuzluklarda başı çekerken bunlara karşı mücadele veren Yeni Asya ile de uğraşmayı iş edinen savcı, hâkim, general ve siyasetçilerin âkıbetleri, bilhassa bugünkü süreçte de benzer rollere soyunan herkes için ibret dersleriyle dolu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Nitekim bugünküler için de aynı İlâhî kanunun işlemeye başladığını görüyoruz.

Söz gelişi 17-25 Aralık ekseninde yürütülen ve nice masumun mağduriyetine yol açan hukuksuz operasyonlarda görev alan kimi yargı mensuplarının düştüğü durum.

Türkiye’de bütün safahatıyla izlenen yöntemlerle kapatıldıktan dört yıl sonra ABD’de tekrar açılan malûm davanın Rıza Sarraf ayağındaki gelişmelere bu gözle bakalım.

İktidar cenahının düne kadar “Cari açığı kapatan hayırsever işadamı” deyip ödüllendirdiği, “Vatandaşımızdır, hukukuna sahip çıkacağız” diyerek onun için ABD’ye iki kez nota verdiği, ama şimdi “itirafçı, şarlatan, casus, hain” diye yerden yere vurduğu Sarraf’ı vaktiyle tahliye eden ve diğer kararlarında da büyük haksızlıklara imza atan bir “hâkim” şimdi yeniden mercek altında yoğun eleştirilere hedef.

Sarraf davasının geldiği noktada adı yine gündeme gelen banka genel müdürünü o zaman serbest bırakmış olan diğer bir “hâkim”i de benzer bir sorgulama bekliyor. Ki, bu kişi aynı zamanda, geçen 1 Mart gecesi tek kaldığı evine erkek polislerin yaptığı bir baskınla gözaltına alınan Nur’a, üç gün sonra çıkarıldığı Sulh Ceza Hâkimliğinde ilk tutuklama kararını veren şahıs.Evet, 17-25 Aralık’ı bir zulüm harekâtının çıkış noktası ve temel dayanağı olarak kullanan güruh, aynı dosya üzerinden gelen bir ters dalga ile tokat yemeye başlıyor.Bu ters dalganın neler getirip kimlere kadar uzanacağını nasipse hep birlikte göreceğiz.