Aralık 11, 2017 11:09 Europe/Istanbul

Aydınlık: AKP’de panik havası

Cumhuriyet:

AB ile uyum makası açıldı

Siyonist yandaşı Makron:

Macron: İsrail’e yapılan saldırıları kınıyorum

Yeni Mesaj:

Suud ve Bahreyn ABD’nin peşinde

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

İhsan Çaralan, 11 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “Erdoğan-AKP yönetiminin CHP operasyonu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin görevden uzaklaştırılmasının ardından CHP’li 6 belediyeye daha müfettiş gönderildiği öne sürüldü. Bu belediyeler arasında Beşiktaş ve Şişli belediyeleri ile Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin de yer aldığı belirtiliyor. Müfettişlerin, “belediyelerin hizmet alımlarıyla ilgili iş ve işlemleri de inceleyeceği”, eğer bir “suç unsuru” bulunursa, belediye başkanları hakkında “suç duyurusu” yapılacağı bildiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İlgezdi’nin görevden alınmasını protesto eden kalabalığa konuşan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, görevden almayı “Haysiyet cellatlığı” olarak niteledi; “CHP’yi yıldırmak istiyorlar yılmayacağız!” diyerek tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AKP’li belediyelerde, “Metal yorgunluğu var” iddiasıyla belediye başkanlarını istifaya zorladığı dönemde; sıranın CHP’li belediyelerde olduğunu, eğer kimi belediye başkanlarını CHP istifa ettirmezse, İçişleri Bakanlığı’nın devreye sokacağını açıkça ifade etmişti.

Ataşehir Belediye Başkanı İlgezdi’nin görevden alınması Erdoğan’ın söylediklerinin hayata geçirilmesinin adımı olduğunu göstermektedir.

AKP’de Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanları ile diğer altı belediyede başkanının zorla istifa ettirilmesi elbette ki, sadece belediyelerde değil, AKP’nin içine yönelik Erdoğan operasyonunun bir paçasıydı. Çünkü böylece Erdoğan, partide; bir çırpıda milyonlarca oy alan başkanları, bir kaş göz işaretiyle görevden alabilen kişi olarak, AKP’nin “tek lideri” olduğu gibi, bundan böyle sözünün üstüne söz söyleyebilecek kimseyi partide barındırmayacağını da göstermiş oldu. Başka bir söyleyişle Erdoğan’ın AKP’li belediyelere yönelik operasyonu, AKP’nin Erdoğan’ın homojen partisi olarak, “tek adamın partisi”  olarak yeniden dizayn edilmesi operasyonuydu. Nitekim Erdoğan aynı dönemde, bir çok il örgütünü de görevden alarak, yerlerine kendine en yakın kişileri atayarak, AKP’nin “lider Erdoğan”ın partisi olmasının önündeki pürüzleri temizlemeyi amaçlamıştır. Ama biraz daha yakından baktığımızda; Erdoğan’ın sadece AKP içinde operasyon yapmadığını, aslında çok daha önceden MHP içinde bir operasyon yaptığını da görürüz. Yargıyı da devreye sokarak MHP içinde yapılan AKP operasyonuyla; bir yandan MHP barajın altına düşürülerek “AKP’ye mecbur” bir parti durumuna getirilmiştir. Böylece anayasayı değiştirecek bir güç edinen Erdoğan, 2019 seçimi için de bir “zoraki müttefik” edinmiştir.

…***

Murat Muratoğlu, 11 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde, “Geri Vites Türkiye” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dünyadaki para akımlarının halen Türkiye'nin işine yarıyor olması gerekirdi. Amerika faizleri artırmaya taa 2013 yılının ortasında karar verdi, arkasından sadece bebek adımları geldi. Yine de böyle bir ortamda dahi ülkeye gelen para kulak damlası kıvamında… Faizin kralını biz veriyoruz yine de kimsenin parasını cezbedemiyoruz. Olanı kaçırıyoruz. Bir de bu tablonun değiştiğini düşünün ki çok yakında değişecek… Hatta beklenenden hızlı gerçekleşecek. İşte biz ancak o gün düşüneceğiz. Her şey bir anda anlamsız gelecek… İşte biz o gün tükeneceğiz… “Ne yaptık biz?” derken muhtemelen daha da fakirleşeceğiz. Diyorum ama belli ki insanlarımız yaşamadan öğrenemiyor, düşünmeye bile üşeniyor.”diyen  yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ülke çok kötü yönetiliyor. Emin olun mahalleden aklı başında 10-15 kişiyi toplasanız, bakanlar kurulu kursanız bundan daha kötü yönetemezsiniz. En azından dış politikayı mahallede oturan kim daha kötü yönetebilir? Hiçbir şey yapmasa bile bundan kötüsünü kim yapabilir? Hadi geçmişle bugünü karşılaştıralım. Aradaki 13 yılı silelim, takvimlerde 2004'e geri dönelim. Avrupa Birliği bir adım uzaktaydı, şimdi ufukta kayboldu. O yıl Türkiye'nin dünya servetinden aldığı pay binde 8'e kadar çıkmıştı. 2017'ye geldiğimizde binde 4 oranına geriledi. Onca şirketi yabancıya sattık, kamu kuruluşlarını özelleştirdik, dünya bilanço genişlemeleri sayesinde paraya doydu para bize de buyurdu. Temel atmak için açtığımız çukura milyarları gömdük. Boğazımıza kadar borçlandık geldiğimiz noktada biz bile bu işe şaşırdık. Köprü yaptık, yol yaptık ancak bir türlü kalkınamadık! Dünya ekonomilerinde enflasyonu mumla arıyor, ne yapsa yaratamıyor bizde durmak bilmiyor. Yırtıyor dağları, enginlere sığmıyor, taşıyor. 2004 yılı Kasım ayında yıllık enflasyon yüzde 9.5 açıklanmıştı, bu yıl Kasım ayında yüzde 13'e çıktı. Sahi 13 yıl enflasyonla mücadele edilirken ne yapıldı da 13'e çıkartıldı? Keza 2004'te işsizlik yüzde 10.8 idi, bu yıl son açıklanan işsizlik rakamı yüzde 10.6… Gerçek işsizlik yastık altı. Orası ayrı… Nitekim ülke bir arpa boyu yol alamadı… Dolar o yıl 1.34 liradan işlem görürken, 2010'a gelindiğinde 1.40 liraya ancak ulaşmıştı. Sonrasında bir patladı, yüzde 175 daha yükselerek bugünkü seviyesi 3.85'e tırmandı. Hem de faizler yılbaşından beri 3 puandan fazla arttı yine de düşmedi doların gardı

…***

Remzi Özdemir, 11 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Asgari ücret komedisi”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.

“Asgari ücretin kaç lira olması tartışmaları sürerken, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, 'çok maliyetli' olarak nitelendirdiği işten çıkarmaları kolaylaştıracaklarını açıkladı.Bunun üzerine söylenecek bir söz var mı?Türkiye'de siz son yıllarda grev yapıldığını hatırlıyor musunuz?Grevin olmama nedeni, işveren tarafından işçiye hakkının verilmesi olarak mı sanıyorsunuz?Türkiye'de grevler Bakanlar Kurulu tarafından yasaklanıyor. Üstelik grev yapmaya kalkanlar da Anayasa güvencesine rağmen işten atılıyor, mahkemenin işe iade kararına rağmen ömür boyu işsizliğe mahkûm ediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir taraftan Ekonomiden Sorumlu Bakan, işten çıkartmaların kolaylaştırılacağını söylüyor. Bir taraftan da "asgari ücret kaç lira olsun" diye millet oturmuş hesap kitap yapıyor. Vatandaş da umutla açıklanacak rakamı bekliyor.Türkiye'de asgari ücretin hiçbir anlamı yok. İster bin lira isterse 3 bin lira olsun.Bu rakamı resmi kuruluşların dışında verecek iş yeri yok.Zaten millet asgari ücretin de peşinde değil. Yeter ki bir işi, çoluğu çocuğu hastalandığında doktora götürebilmek için bir sigortası olsun. Karın tokluğuna hatta yarı aç halde bile çalışmayı kabul ediyor.Nasıl mı?Gidin Güneydoğu'ya. Adıyaman'a, Urfa'ya ve Gaziantep'e. Orada çeşitli teşviklerle yatırım yapan özellikle tekstil fabrikalarındaki insanların aldıkları gerçek asgari ücreti görün.Devletin belirlediği asgari ücret 1400 lira. Ancak işvereninki 900 lira. Bazı vicdan sahibi patronların bin lira verdiği yolunda duyumlar var. Bin lira asgari ücret artı sigorta ve yemek. Bu lüks olarak görünüyor.Asıl soru şu; Devletin 1400 liranın altı olmaz denilen asgari ücret nasıl 900 lira oluyor.Bal gibi oluyor. Bunun nasıl olduğunu kimin ne yaptığını bu bölgedeki Ticaret Odaları'nın başkanları, bölgedeki valiler, Çalışma Bakanlığı yetkilileri ve herkes biliyor.Yani büyük bir gizlilik ve sır değil.Güneydoğu'da bunu tüm işveren yapıyor demek haksızlık olur. Vicdanı ve iş ahlakı ile yapan da var. Ancak vicdanını kaybetmiş o kadar çok iş yeri var ki. Hele SGK ve vergi teşvikinden dolayı İstanbul gibi büyükşehirlerden buralara gelip yatırım yapan firmalar gerçekten çok acımasız.Sonuç olarak koca koca adamlar oturmuş asgari ücreti belirlemek için günlerdir toplantı yapıyorlar.Aslında bu bir tiyatro. 80 milyonluk Türkiye'nin izlediği tiyatro. Her yıl tekrarlanan bir oyun.Ekonomi Bakanının işçi çıkartmayı kolaylaştıracağız dediği, grevlerin 1 dakika gibi kısa sürede Bakanlar Kurulu kararı ile yasaklandığı bir ülkede asgari ücret 2 bin 300 lira değil 8 bin lira olsa ne yazar?Yazsa yazsa gazeteler sayfalarını doldurmak için yazar o kadar!Bir de işten çıkartmayı kolaylaştıracağız diye açıklama yapan Ekonomi Bakanı seçim meydanlarında asgari ücreti en çok artıran hükümet olduklarını anlatarak oy ister.Tüm bunlar olurken vatandaş neden sesini çıkartmıyor ki!Vatandaş sesini çıkartamaz. Ülkenin neredeyse yüzde 90'ının bankalara borcu varken kimse sesini çıkartamaz. Kimisi aldığı evinin borcundan, kimisi 12 ay taksitle lüks tatil köyünde yaptığı 1 haftalık tatilin borcundan korkuyor.Ya istikrar bozulur o borcu ödeyemezse?En azından bu şekil kör topal gidiyor.