Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: CHP’nin iddialarına sert yanıtlar
Cumhuriyet:
'Bir haftada Meclis'te' demişlerdi... Taşeron tasarısı hâlâ ortada yok
Evrensel:
Hükümet kadınların çalışmasını ‘tali’ görüyor
Milli gazete:
ABD, İsrail ve S.Arabistan'ın gizli planı ortaya çıktı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Aydın Engin 17 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Man kafası değil adası, Man Adası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Pek muhterem AKP Reisi, İstanbul’da metro açılış töreninde yine Kılıçdaroğlu’na seslendin. Anlıyorum, o adam senin canını sıkıyor, canını acıtıyor. Renk vermiyorsun, burnundan kıl aldırmıyorsun ama birinin, o muhalefet lideri olsa bile bir faninin senin gibi insanlığa armağan olarak gönderilmiş bir yüce zata karşı çıkmasına, üstelik senin hakkında yenilip yutulması zor laflar etmesine hiç alışık değilsin, çileden çıkıyorsun. Metro açarken bile ona ağır laflarla saldırmaktan kendini alıkoyamıyorsun.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cuma günü İstanbul’un Üsküdar Meydanı’nı şu cümlelerle çınlattın:
-Şimdi tutturmuş bir Man Adası. Herhalde bu man kafa olmaktan kaynaklanıyor. Yatıyor kalkıyor Man Adası. Yani Kılıçdaroğlu’na, bu ülkenin ana muhalefet partisi liderine açıkça “man kafa” diyorsun. Man kafa “budala, sersem, aptal, kavrayışsız” demek.
Biliyorum, aslında sen hakaret etmek istemedin. Sen Man Adası’ndan man kafaya geçerek kafiye tutturdun, kelime oyunu yapmak istedin.
Üstelik Reis, sen kafiyeyi de tutturamadın. Kılıçdaroğlu Man Adası diyor, sen man kafa. Hani nerde kafiye? Yani “Otur yerine, sıfır” durumları...
Şimdi bak Reis, öyle tutmamış kafiyelerle filan topu taca atma. Bu konuda baştan beri bunu yaptın zaten. Ha bire topu taca attın.
Kılıçdaroğlu, artık ekibinin beceriksizliğinden, yetersizliğinden mi, kendi savrukluğundan mı ne, belgeleri gün ışığına taşırken “Oğlun, enişten; kardeşin, arkadaşın, dünürün, eski özel kalem müdürün Man Adası’ndaki off-shore hesaba para gönderdi” dedi.
Yanlış dedi. Göndermediler, belgelere göre Man Adası’ndaki bir hesaptan senin akraba taallûkatın hesaplarına toplam 15 milyon dolar girdi. Yani para gitmedi, geldi.
Sen de ha bire buna parmak bastın. Yapma. “Cambaza bak cambaza” oluyor bu.
Soru çok yalın: Senin büyük oğlun Burak Erdoğan’a, taksi durağı işletmecisi enişten Ziya İlgen’e, kardeşin Mustafa Erdoğan’a, yakının, arkadaşın Mustafa Gündoğan’a vergi cenneti Man Adası’nda 1 Sterlin sermayeli bir şirketten neden, neyin karşılığı toplam 15 milyon dolar geldi.
Sen ne cevap verdin?
-Gitmedi geldi. Zaten Mustafa Gündoğan benim hiç özel kalem müdürüm olmadı.
Tamam Reis, anladık.
15 milyon dolar gitmedi, geldi. Peki, neden geldi, neyin karşılığı geldi? Tamam, Mustafa Gündoğan özel kalem müdürün değil. Hiç olmadı da. Anladık. Yalnız ona neden Man Adası’ndaki esrarengiz hesaptan 1.5 milyon dolar geldi?
...***
Cevher İlhan 17 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Filistin ve Kudüs davasında samimiyetin gereği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İslâm âlemi ve Türkiye kamuoyu, İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) İstanbul deklarasyonunun hayata geçirilmesini bekliyor.Ne var ki “one minute” çıkışında olduğu gibi “Ey İsrail!” diye başlayan restlere ve meydan okumalara rağmen, geçen sürede İsrail’le kat kat artan ekonomik - ticarî işbirliklerinden bir teki dahi askıya alınmazken, yine beylik lâflarla, tumturaklı nutuklarla alınan kararların fiiliyata dönüştürülmesi geçiştiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Öncelikle İsrail Başbakanı Netanyahu’nun pişkince “İİT deklarasyonu bizi etkilemez!” pervâsızlığı ve İsrail İstihbarat ve Nükleer Enerji Bakanı Yisrael Katz’in, “Tüm sert söylemlere rağmen, Türkiye ile ilişkilerimizde sorun yok” açıklaması İsrail’e caydırıcı, etkili, ciddî bir yaptırıma gidilmediğini ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı’nın İsrail karşıtı sert çıkışlarına rağmen, Türkiye - İsrail ilişkilerinin geliştiğini belirten İsrailli Bakan’ın, “hatta Gazze’ye insanî yardım götüren Türk Bayraklı sivil Mavi Marmara’daki on Türk vatandaşının İsrail askerlerince uluslararası sularda öldürülmüş olmasının dahi Türkiye’nin İsrail’le anlaşmalarını etkilemediği” övgüsü, İsrail’le işbirliğinin tam gaz sürdüğünün ikrarı.
Keza deklarasyonun ardından İsrailli Bakan’ın, “Türkiye mallarının yaklaşık yüzde 25’i Hayfa limanından ve Ürdün üzerinden Fars Körfezine ulaştırılıyor” deyip “İsrail’e en çok yolcu taşıyan uçak firmalarının Türk uçak firmaları olmasını” örnek göstermesi ve “Her şeye rağmen ilişkileri iyi giden Türkiye İsrail’in dostu” nitelemesi, süreçte İsrail’le artan işbirliğinin açık itirafı.
İİT toplantısından bir gün önce Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, -aynı gün Gazze’ye saldıran İsrail sanki Filistin’e saldırılarını durdurup zulümden caymış gibi-, “Eğer İsrail uluslararası hukuku ihlâl edip Gazze’ye saldırırsa ve illegal biçimde Filistin topraklarını işgal ederse, eleştiri ve tutumumuzun düzeyi İsrail saldırganlığının düzeyi kadar olur” sözündeki kırılganlık ise manidar.
“İslâm dünyasından bazı ülkeler korku ve çekingenlik içinde. Biz bugün Müslümanların üç kutsal şehrinden biri olan Kudüs’ü savunmayacağız da ne zaman savunacağız!” diyen Bakan’ın, peşinden “İsrail’e yaptırımların olup olmayacağı” sorularına, “Biz yaptırımlara karşıyız, oraya yaptırım, buraya yaptırım olmaz” cevabı, yine kuru kınamalarla kalınacağının işaretlerini veriyor.
...***
Ergun Kaftancı 17 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, ” Sahte belgeden korkulur mu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İç siyasal ortamda yaşanan gerginliği giderek büyütüyorlar... Bu yolla kendilerine ve partilerine ekmek çıkarmaya kalkanlar var; bunlar siyasal edebin dışında kalmanın getireceği sonuca katlanmaya şimdiden hazır olmalılar... Argo ve hakaret dolu söylemlerle ülkenin getirildiği noktayı görüyoruz; toplumda huzur kalmadı, herkes birbirinden ürker ve kuşku duyar oldu. Yurttaşlar siyasetçilere güven beslemez duruma geldi... Bu ortama neden olanların toplumsal barışın yerleşmesine olumlu katkıları olduğu söylenemez. Onlar için oyları artırmak önemli, kafalarına bakarsanız bu da ancak kabadayılıkla ve hasımları yerden yere vurmakla sağlanır...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu düşünce ve ona dayalı olarak takındıkları gerilim içerikli tavırlar külliyen yanlış... Sonucu sandıkta görecekler, kafasızlıklarının cezasını sandığa gömülerek çekecekler... Man Adası ve kara para aklaması olarak betimlenen dolar sirkülasyonunu ortaya çıkaran ve belgelerle halkın önüne seren muhalefete mankafa yakıştırması, siyasal edebin kimler tarafından ve nasıl ayaklar altına alındığını gösteriyor... Milliyetçiliği de ayaklar altına alanlar aynı siyasetçiler değil mi... Belgeler sahteyse neden ürküyorlar... Sahte belgelerden ürken dünyadaki tek siyasal iktidar herhalde AKP iktidarı olmalı... Ne kadar uygunsuz iş varsa yap, sonra da yaptıklarını suratına vuranlara ağzına geleni söyleyerek baskın çıkmaya kalk... AKP bu süreci yaşıyor... Yavuz hırsız ev sahibini bastırır sürecini... Bütçe görüşmeleri sırasında gördük, hiçbir eleştiriyi kabullenmediler, hiçbir yanlışı "Düzeltiriz" diyerek sahiplenmediler. AKP sanki sütten çıkmış ak kaşık topluluğu... Öyle olmadıklarını cemaat, kumpas, rüşvet gibi iç, Barzani, Trump gibi dış ve hem iç, hem dış terör konularında yaptıkları yanlışlar gösteriyor... Çıkar sıralamasına gelince, onu da şöyle yapıyorlar; önce kişi, sonra parti, sonra ülke... Bunlara daha ne diyeyim... AKP'li belediyeler cemaatle ortaklık sürecinde sokaklara Gülen, himmet, hizmet, hakan şükür, samanyolu, sızıntı, dumanlı, aksiyon, zaman gibi isimler vermiş... Ankara'dan talimat gelince bütün bu isimler silindi, yerlerine yeni isimler verildi. Bazıları, AKP ile cemaat ortak olmadı diyordu; geçtik kumpas filan gibi diğer konuları, şu sokak isimleri bile ortaklığı göstermeye yetmiyor mu!