Aralık 18, 2017 11:49 Europe/Istanbul

Birgün: CHP'li Eren Erdem'den Süleyman Soylu iddiası

Cumhuriyet:

CHP’li Gülay Yedekci: Kentsel değil rantsal dönüşüm yaşıyoruz!

Milli gazete:

Katil İsrail, Gazze'ye saldırdı

Yeniasya:

Kudüs yalnız değil

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Remzi Özdemir 18 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İnsan kaynağını yok etmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cuma günü bir davet üzerine İzmir'e gittim.Bu davet çok sayıda banka müdürünün oluşturduğu bir grup. Gruplarına Ak Müdürler adını vermişler.Grubun ilk geleneksel birlik ve beraberlik toplantısına beni de davet ettiler. Bankacılık sektörünün dününü, bugününü ve dahası sorunlarını konuştuk.Hepsi birbirinden başarılı, eğitimli ve bankacılık alt kültürü yüksek 14 insan. Yerli sermayeli bir bankanın harcadığı şube müdürleri ve yöneticileri. İş akitleri sudan sebeplerle fesh edilmiş. Ortada başarısızlık yok. Hepsi bankanın en başarılı müdürleri.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Fesih nedenleri ya şube kapatma, ya bankanın küçülme politikası.Toplantıda dikkatimi çeken bu insanların eğitimleri oldu.Mülkiye, ODTÜ, Bilkent gibi çok önemli üniversitelerin yanı sıra hukuk fakültesi mezunu olan bile var. Bu insanlar bu okullara en iyi derece ile girip yine en iyi derece ile bitirmişler.O dönemin en saygın mesleğini yani bankacılığı tercih etmişler. Bunların büyük bir bölümü bankaya teftiş bölümünden başlamış. Anadolu'yu yıllarca karış karış dolaşmışlar. Tabiri caiz ise bankacılığın tozunu yutmuşlar. 40-45 yaşlarındaki bu insanlar hayatlarının en verimli olduğu dönemde işten çıkartılmışlar.Liyakat, eğitim ve başarı?Ne önemi var ki?Türkiye'de artık yeni bir bankacılık anlayışı var. Bankalar artık eğitimli ve bilgili insanlar istemiyor.Onlara sadece satıcı lazım."Sat ama nasıl olursa olsun sat" felsefesinde tencere tava satıcısı gibi çalışmayı kabul edecek kişilerle yürüyorlar. Türkiye'nin en iyi üniversitelerinde okumanıza, yüksek lisans yapmanıza ve hatta bu işe yıllarınızı vermenize gerek yok.Cuma günü size gelen müşteriyi daha fazla faiz vereceğiz diye kandırıp parasını hafta sonu vadesizde tutabiliyorsanız, kredi almaya gelen zordaki bir vatandaşa bir değil 3 tane birden sigorta çakabiliyorsanız ve daha birçok konuda yalan söyleyebiliyorsanız banka için en iyi elemansınız. Olayın bir de tabii ki sosyal boyutu var. Bu insanların işi bankacılık. Yıllarca bankacılık sektörü için emek harcamışlar bu konuda uzmanlaşmışlar. 15-20 yıl bankacılık yapmışlar. Başka iş bilmiyorlar. Şimdi bankalar bu insanlara "sen bana fazlasın" diyor. Devlet ise çok gençsin 60 yaşına kadar çalış diyor.Sektörün zaten çivisi çıkmış. Dedim ya eğitimli ve yetişmiş personel istemiyor. Onlar için tencere tava satıcısı gibi çalışacak insanlar lazım.Peki bu insanlar ne yapacak?Bu böyle gitmeyecek. Sektör bu kalitesizliğin ve ucuz iş gücü politikasının faturasını er geç ödeyecek. Ancak olan bu ülkeye ve bu eğitimli nadide insanlara olacak.

...***

Bülent Falakaoğlu, 18 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “Bu teşvik acaba kimi çıldırtır?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yeni bir teşvik paketi. Yeni bir istihdam kampanyası. Gündemde! Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan başlattı. Bu sefer artı 2 istihdam çağrısı yaptı. Şubat ayında başlattığı ‘Milli İstihdam Seferberliği’nde... ‘Her işyeri bir kişi alsa’ diyen Erdoğan... Bu sefer... “Her müessesimiz 2’şer kişi istihdam edecek olur ise...” diyerek sayıyı 2’ye çıkardı. Çağrısının ardından şu tespiti yaptı: Büyüme oranımız ikiye katlandı. Eğer bir de artı 2 istihdam sağlayacak olur isek bu ülkeyi kıskananlar çıldırır. O ne ala! Ekonomi büyüyecek. İstihdam artacak, işsizlik azalacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Düşmanlar çatlayacak! Acaba gerçekten ‘teşvik paketi’ ve ‘istihdam seferberliği’ bu sonucu doğurur mu? Sorunun cevabını, bir önceki seferberliğin sonuçlarına bakarak verebiliriz. Şubat ayında seferberlik ilan edilirken Cumhurbaşkanı şu iddiada bulundu: “Bu seferberlikle işsizliği gümbür gümbür çökerteceğiz.” Şirketler ardı ardına kampanyaya destek vereceğini açıkladı. Başlangıçta artı 1 istihdam diye ilan edilen kampanya sonrasında artı yüzde 5 istihdama dönüştü. Her şirkete, çalışanlarının yüzde 5’i kadar yeni eleman alma çağrısı yapıldı. Başbakan Binali Yıldırımın 2018 yılı için duyurduğu teşvik paketi de hayata geçirildi. Hükümet hayata geçirdiği teşvik kapsamında... 250 Milyar TL’lik kredi hacmi oluşturuldu. Şirketlere, Kamu Garanti Fonu’ndan, devlet garantili bir şekilde bu kredi dağıtıldı. Stajyerlerin istihdam edilmesi halinde ücretlerinin ödenmesinden... Yatırımlara vergi desteğine kadar... Bir dizi ‘kıyak’ yapıldı. Peki sonuç?.. Önce ‘gümbür gümbür’ çökertileceği iddia edilen işsizlik açısından bakalım! 2 milyon istihdam için bol kese teşvik çıkardılar. Ne oldu? İstatistik Kurumu’nun açıkladığı en son işsizlik verileri eylül ayına ait. Ve buna göre... 2016 Eylül işsiz sayısı    3 milyon 523 bin. 2017 Eylül işsiz sayısı 3 milyon 419 bin.Aradan geçen 1 yılda işsiz sayısı 104 bin kişi azalmış. Hepi topu bu! Bu rakam karşısında yapılan savunma şu: “Bir yılda 1 milyonu aşkın kişiye iş sağlandı. Ama iş talep eden sayısı arttığı için işsiz sayısı sadece 104 bin azaldı.”

İyi de... Bahsettiğiniz 1 milyonluk istihdam artışı da artış değil. SGK sigortalı verilerine bakıldığında başka bir gerçek ortaya çıkıyor. SGK verilerine göre... Son bir yılda  Çırak, stajyer, kursiyer ve bursiyer sayısında astronomik bir artış görülmekte. Bu da demektir ki... İstihdamda yaşanan artışın çoğu, İŞKUR tarafından finanse edilen ucuz iş gücü deposu üzerinden sağlandı. Teşvikler buhar mı oldu? Elbet de hayır! Vatandaşın hissetmediği bir büyüme yarattı. Büyümenin hissedilebilmesi için istihdamın artırması gerekirdi, olmadı! İşsizlik yüzde 11 civarında...

...***

Ergin Yıldızoğlu, 18 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Dikkat! Çok önemli bir sorun!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Demokrasinin, insan haklarının, genel olarak bireysel özgürlüklerin savunulması bağlamında, çok önemli bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunu çözemezsek demokrasiyi, insan haklarını, bireysel özgürlükleri, bırakın savunmayı üzerlerinde konuşmak için gereken kavramları korumak bile olanaksızlaşacaktır.15 yıldır gündemde olan ama bugün çok da büyük bir önem kazanmış olan bu sorun, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın, “olağan koşullarda, özgürce yapılacak adaletli bir seçimleri kazanamayız” sonucuna ulaşmış olmasından kaynaklanıyor. Daha önce de vurguladığım gibi, kendi projesine katılmaya ikna edemediği bir çoğunluk duvarıyla karşı karşıyadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP liderliği bu durumun ayırdına ilk kez haziran seçimlerinde varmaya başladı. Referandumda, son dakikada yasaları çiğneyerek önlem almak zorunda kalınca, olağan koşullarda, özgürce yapılacak adaletli bir seçimi kazanamayacakları kesin olarak kafalarına dank etti.

AKP bu durumda üç taktikle ilerlemeye çalışacak: Birincisi, bu duvarın sandığa yansıyan etkisini gizleyerek, yine seçimleri çalmaya çalışacak. İkincisi, bu hırsızlık gerçekleştiğinde gelecek itirazları bastıracak güçleri bugünden hazırlamak için, toplumu siyasi ve kültürel tercihler, yaşam tarzları, dini aidiyetler üzerinden kutuplaştırmayı hızlandırıyor, böylece kendi tabanının sadakatini güçlendirmeye ve öfkesini körüklemeye çalışıyor.

AKP OHAL ile, AKP’ye sadık bir YSK ile yetinemiyor. AKP rejimi, seçim sandıklarında parti müşahidi olmayı zorlaştırarak, sandık kurulu başkanlarının devlet memuru olmasını sağlayarak, oy sayım süreçlerini ve seçim sonuçlarını yerinde belirlemek, yolsuzlukları gizleyebilmek, itiraz kapılarını kapatmak istiyor. Böylece de AKP rejimi seçimleri de parlamento gibi, sürekli AKP rejimini onaylayacak bir işleme, sonuçları önceden belli bir oyuna dönüştürüyor. Bu iki taktik, ülkenin siyasi ortamını çok daha karanlık günlerin beklediğini düşündürüyor.