Aralık 20, 2017 11:06 Europe/Istanbul

Aydınlık: ABD’li komutan kirli planı itiraf etti

Birgün:

Süleyman Soylu'nun FETÖ övgüleri bitmiyor!

Cumhuriyet:

Her iki kanundan biri torba yasa.

Yeniasya:

İstanbul'da 'ByLock' operasyonu: Çok sayıda gözaltı kararı var!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Kazım Güleçyüz, 20 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Hâkim ve savcılara empati eğitimi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hâkim ve savcılara empati eğitimleri verildiğine dair haberin birçok yönüyle değerlendirilmesi gerekiyor.Öncelikle ifade edilmesi gereken husus şu:Demek ki, gerek yargılama süreçlerinde yaşanan kimi haller, gerekse alınan bazı kararlar yargı camiasında rahatsızlık doğurdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bunlar sadece haberde geçtiği üzere taciz, çocuk istismarı ve kadına şiddet olaylarında değil, gündemin ilk sırasındaki FETÖ davalarında da geçerli. Malûm sebeplerle açıkça ifade edilemese dahi bu böyle.Belli ki, karşı karşıya olunan tablodaki, evrensel hukuk prensiplerine uymayan, vicdanlara sığmayan ve içe sinmeyen bazı durumlar, yetkilileri çare arayışına yöneltti.

Empati eğitimlerinin, özellikle mesleğe yeni başlayan hâkimlere yönelik olduğu, ama ileri yaştaki bazı hâkim ve savcıların da bu eğitimden geçirildiği belirtiliyor.Bu da hukuk fakültelerinde verilen dört yıllık eğitimin mutlaka masaya yatırılması gereğine dair öteden beri dile getirilen çağrıları bir defa daha gündeme taşıyor. Orada verilemeyen, kurslarla mı verilecek?! “Özellikle genç hâkim ve savcılara insanî vasıfları, güzel ahlâkı kazandırmak ve topluma daha kaliteli hizmet sunmalarını sağlamak” olarak ifade edilen hedefler ise, fakültenin de ötesinde bütün eğitim süreçlerini ve safahatını kapsayan boyutlarıyla çok daha düşündürücü.Gerek genç, gerekse bazı ileri yaştaki hâkim ve savcılardan empati eğitimine alınanların insanî vasıflar ve güzel ahlâk noktasında eksikleri mi var ki, böyle bir eğitimle tamamlanmasına çalışılıyor?Topyekûn bir eğitim sistemi o insanî vasıfları ve güzel ahlâkı kazandıramıyor mu ki, empati kurslarından medet umuluyor?!Peki, o eksiğin bu eğitimlerle telafisi mümkün mü? Ve insanî ve ahlâkî değerler açısından sıkıntılı kadrolara tevdi edilmiş bir yargıya ve o yargıyla adaletin sağlanacağına güven duyulabilir mi?!!

...***

Murat Muratoğlu 20 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde, “2018 geleceği varsa, göreceğimiz de var”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yıl bitti, bitiyor. Peki, 2018'de ekonomi nasıl olacak? Fırtınalar kopacak. Zira şapkada tavşan kalmadı çıkacak! Krediler harcandı, teşvikler dağıtıldı. Ekonomi sözde büyüdü, gelirler artmadı, zenginleşme olmadı. Batan battı, kalanlar yan yattı. Bu tablodan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi'ni tebrik ediyorum. Önce adaleti bitirdiler sonra kalkınmayı… Her zamanki gibi katakulli yaparak görüntüyü kurtarma çabasına giriştiler.Kişi başı milli gelir düşüyor sanıyorduk. Meğer artıyormuş… Japon'muşuz!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Yatırım yapanı arayıp, bulamıyorduk… Gizliden yapılıyormuş… Hindistan gibiymişiz… Tasarruf miktarımız diplerdeydi. Değilmiş… Biriktiriyormuşuz. Almanlardan fazla zulaya atıyormuşuz. Buna kendileri bile inandı, yastık altı altınları çağırdı. Pek gelen giden olmadı! Ülke yerinde sayıyordu. Koşuyormuş… Dünyada en hızlı büyüyen ülkeymişiz. Çin'e tur bindirmişiz…“Ülke bu kadar hızlı büyüyorsa işsizlik neden düşmüyor?” diye düşünmeyin.Güzel kardeşim aslında senin işin var lakin sen çalışmak istemiyorsun! Bunu hâlâ göremiyor musun? Patronlar çıkıyor; Cumhurbaşkanı'na dert yanıyor, “çalıştıracak işçi bulamıyoruz” diye bas bas bağırıyor. Koskoca adamlar yalan mı söylüyor? En çok keyif aldığım kısım neresi diye sorarsanız “2023 hedefleri” diyeceğim. Seyretmekten, dinlemekten hiç sıkılmıyorum. Yalan söylerken sergiledikleri rahat davranışlar, belgesel gibi… Soruyu soranların aldıkları cevaplardan ikna olduklarını gösteren mimikler ise psikoloji bölümünün tez konusu… Hani şu dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girip, 500 milyar dolar ihracat yaparak, kişi başı 25 bin dolar gelire ulaşacağız ya… İşte o bölüm. Sık dişini kaldı şunun şurasında 5 yıl be gülüm…İnsan ister istemez galakside “dünya” adında farklı bir gezegen daha mı var diye düşünüyor. Matematik hedeflere ulaşılmasının mümkün olmadığını söylüyor. İlginç bir veri sunayım. Global krizin olduğu 2008 yılına göre dolar üçe katladı. Ancak kriz öncesi noktaya göre yıllık ihracatımız sadece 10 milyar dolar arttı. Çıka çıka 140 milyar dolardan, 150 milyar dolara çıktı.Yine de hiç bir yanlış kabul edilmiyor. Dolar artarsa bizim sorunumuz değildir, faizleri artıran hainlerdir, ekonomiye operasyon çekilmektedir demeçleri ardı ardına patlıyor. Sanırsın ki Türkiye mevcut sıkıntılara başka parti döneminde girmiş de bu arkadaşlar kurtarmaya gelmiş. Utanmasalar; “enkaz devraldık!” diyecekler.Saatleri bakanlar kurulu kararıyla değiştirebiliyorsak takvimi de değiştirebiliriz.Bence 2018'i pas geçip direkt 2019'a girelim. Boşuna acı çekmeyelim!

...***

Murat İde, 20 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bitsin bu "bittin" polemiği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir ülkede İçişleri Bakanı düşünün ki, her vatandaşının yaşayacağı güvenlik sorununda teşkilatı üzerinden kapısını çalacağı ilk insan olsun...Bir ülkede İçişleri Bakanı düşünün ki, siyaseten koltuğunu risk de gördüğü anda ülkeyi yöneten iradenin sinir ucu olduğunu bildiği için, ülkedeki muhalefet liderine mahalle kavgalarının bıçkınları gibi seslensin...Bir İçişleri Bakanı düşünün ki o ülkenin ana muhalefet lideri için, "sen bittin" desin..Bir anlamda, siyasi patronunun gözünde bonus kazanmak için, ülkenin muhalefet liderini, kilim gibi yere sersin..Böyle bir ülkede hangi vatandaş kendini güvende hissedebilir?”diyen yazar, yazısının evamında şu ifadeler eyer veriyor:

...***

Böyle bir ülkede, hangi vatandaş hakkını koruyacak olan teşkilatların başındaki kişiden emin olarak, huzur içinde, güven içinde uyuyabilir..Bugün ülkenin en önemli güçlerinden biri olan ana muhalefet partisinin lideri böyle bir muamele ile karşı karşıya kalabiliyorsa herhangi bir vatandaşın nasıl bir muamele ile karşılaşabileceğini kestirebilir misiniz? İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener geçtiğimiz hafta bir soru üzerine değindi bu konuya ve dedi ki:Devlet adabı, devlet adamlığı açısından çok sorunlu bir ifade. Eğer hukuki olarak bir sorun varsa, İçişleri Bakanı olarak gereğini yaparsınız..Ya biri de çıkar "Buyur gel kardeşim" derse ne olacak?Devlet adamlığı ciddiyet ister.. İşte mevzunun can alıcı yeri burası, ciddiyet..Bakanın bu yanlış çıkışındaki ciddiyetsizlik kadar, ana muhalefet sözcülerinin cevabında da bir ciddiyet sorunu sezmiyor musunuz?Mesela Özgür Özel'in yorumları, tavrı.. "Bedava belge servisimiz başlamıştır" vs..Ciddiyetsizliğin panzeri ciddiyettir.. Evet mizah önemli bir silahtır.. Ama kullanmasını bilmeyenin kendisine zarar verir..Bununla kalsa iyi.. Ciddiyetsizliğe güç verir.. Bu gücü vermeyin.. dedim ve sustum..

Halk TV'de Yazı işleri programında meslek büyüğüm Can Ataklı'nın konuğuydum.. Can Ataklı her konuda dilediği şekilde sorularını yöneltti.. Aslında yeni bir parti olduğu için, İYİ Parti ile ilgili sorularında dikkatli davrandı.. "Bazı sorular ilk günlerde sorulmaz belki zamanla her şey daha rahat konuşulabilir" dedi.. Ancak kendisine, "Bize herşeyi sorabilirsiniz çünkü yanıtı var" dedim..Belli ki programı izleyen çoktu.. Soruların ardı arkası yoktu..Öne çıkan NATO konusuydu.. Görünen o ki NATO konusunda iktidar ve müttefikleri tarafından kafalar karıştırılmaya devam ediliyor..Doğrudur NATO konusu İYİ Parti'nin programında yer aldı.. Ancak daha önce bir yazımda da ifade ettim, NATO konusunun geçtiği "Milli Güvenlik Politikalarımız" başlıklı bölümde önemli bir vurgu var.. "Türkiye bir NATO üyesidir" şeklinde durum tespiti yapıldıktan sonra bakın ne deniyor:Türkiye'nin NATO üyesi olması, milli menfaatleri gerektirdiğinde başka ittifaklar aramasına engel değildir..  Dolayısıyla, bu konuda hala kafaların karışık olmasının bir anlamı var..