Aralık 24, 2017 10:25 Europe/Istanbul

Milli gazete: Faiz lobisi devlet sırrı!

Aydınlık:

Iki yeni KHK yayınlandı

Birgün:

105 öğretim üyesi, 50 üniversite personeli ihraç edildi!

Cumhuriyet:

HDP 'Arena'ya çıkıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Emin Çölaşan, 24 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde, “Asgari ücret komedisi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'de milyonlarca insanımız adına asgari ücret denilen parayla geçinmek zorundadır. Asgari ücretle çalışmak zorunda olanların gerçek sayısı bir türlü açıklanmaz. Bu sadaka gibi asgari ücret hem devlette, hem de özel sektörde geçerlidir. 2017 yılı için geçerli olan rakam şu anda net 1.404 lira! Bu ücreti alan vatandaşımız bu parayla geçinecek, ayın sonunu getirecek. Kirasını, yol parasını, elektrik, su, yiyecek içecek harcamalarını bu 1.404 lira ile karşılayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Olacak iş değildir ama burası Türkiye, oluyor! Asgari ücret her yılın ocak ayından geçerli olmak üzere yeniden belirlenir. Peki bunu kim belirler? Adına Asgari Ücret Tespit Komisyonu denilen bir yer vardır, yasayla kurulmuştur. Komisyon üyelerinin bir bölümü devlet ve işveren temsilcilerinden oluşur. Çoğunluk onlardadır. Geri kalan azınlık ise işçi temsilcilerinden oluşur. Şimdi bu komisyon, 2018 yılının önümüzdeki ocak ayında yürürlüğe girecek asgari ücretini belirlemek için toplanıyor. Türk-İş'in önderliğindeki işçi temsilcilerinin sözü bu komisyonda asla geçmez…Zira karşılarında dev gibi bir cephe var. Devlet ve işverenler. İki kesim sürekli dayanışma içindedir. Devlet temsilcilerinin bütün amacı asgari ücreti mümkün olduğunca düşük tutmaktır ki, devlet daha az para ödesin. İşveren temsilcilerinin amacı da aynıdır ki, patronlar mümkün olduğunca düşük para ödesin, fakir fukara çalışanların maliyeti düşsün, paralar işverenin cebinde kalsın! Medyada özellikle bu günlerde asgari ücret laflarını sık sık duyuyoruz. Komisyon toplanıyor, yeni rakamı oluşturmaya çalışıyor. İşçi temsilcileri rakamlar veriyor, yükseltilmesini istiyor. Devlet ve işveren temsilcileri ise 180 derece farklı görüşü savunuyor. Açıkça olmasa bile “Başka çareniz yok, bunu da beğenmeyen çıkar gider. Bizden bu kadar” demeye getiriyor. Haklılar da!.. Karşılarında milyonlarca, kesin sayısı bilinmeyen asgari ücretli var. Bunlar örgütsüz. Türkiye'de sendika olayı zaten bitirilmiş durumda. Ses çıkmaz… Yeni asgari ücret açıklandığında bazı muhalefet partilerinden ve birkaç sendikadan birkaç cılız ses çıkar, eleştiriler gelir ama ertesi gün bunlar da unutulur. Evet, yeni ücret önümüzdeki günlerde, bu hafta içerisinde açıklanacak. Peki ne kadar olacak? Yüzde 10 artış verildiğini düşünelim! 1.404 artı 140 eşittir 1.544 lira! Siz bakmayın devlet tarafından açıklanan iyimser (!) enflasyon rakamlarına… Vatandaş bir yıl boyunca her gün zamları yiye yiye perişan olmuş durumda. Devletin açıkladığı enflasyon rakamları hikayedir, kimse zaten inanmıyor. Yani yıllık enflasyon yüzde 10'un çok üzerindedir. Yani asgari ücrete bu oranda yapılacak bir zam, toplumla ve o milyonlarca emekçiyle alay etmenin ötesinde bir şey değildir.

...***

Cevher İlhan 24 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “İsrail’in BM kararlarına uyması için”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nde veto ettiği Kudüs tasarısının BM Genel Kurulu’nda Trump’un “yardımları kesme” gözdağı ve şantajına rağmen 128 ülkenin oyuyla kabul edilmesi, başta sözkonusu tasarıyı sunan Türkiye olmak üzere İslâm ülkelerine büyük bir mesuliyet yüklüyor.Oylamanın ardından İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump’a teşekkür edip, yine bütün dünyayı takmayan şımarıklıkla, “Kim ne derse desin, Kudüs İsrail’in başkentidir” deyip işgali ve yasadışı yeni yerleşim birimleri yapmayı sürdüreceklerini söylemesi; daha evvel olumlu oy kullanacak ülkelere tehditler savuran ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley’in, oylama öncesi BM Genel Kurulu’na, tehditkâr tutumunu sürdürüp, “ABD halkı bunu istiyor” saptırmasıyla  “ABD Kudüs’e büyükelçiliğini taşıyacaktır, hiçbir oylama bunu değiştirmeyecektir” ifadesi, başta Müslüman ülkeler olmak üzere kararı destekleyen ülkelerin kararlılıkla kararlarının arkasında durmalarını zorunlu kılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu bakımdan, bağlayıcı olmamakla birlikte uluslararası alanda önemli bir ağırlığı olan BM kararlarıyla yetinilmeyip mutlaka İsrail’e karşı etkili ciddî müeyyidelere başvurulması gerekiyor.

Zira herhangi bir yaptırım olmadan, Türkiye gibi Milli Savunma (eski) Bakanı’nın ikrarıyla AKP iktidarında 60’tan fazla anlaşmanın imzalandığı İsrail’le derinleştirilip geliştirilen ilişikler ve işbirlikleri iptal edilmeden, en azından askıya alınmadan İsrail’in pervâsızca işgal, baskı ve zulmü devam ettireceği önceki BM kararlarına rağmen yaptıklarıyla ortada. Vakıa şu ki, BM Genel Kurulu, İngiltere’nin Filistin sorununu 1947’de o zamanki adıyla “Cemiyet-i Akvam” lan BM’ye dayatmasından bu yana İsrail, Filistin ve Kudüs ile ilgili bir dizi karara uymadı. Bütün Amerikan başkanlarının aksine son emrivakisi dışında 1980 yılında Kudüs’ün tamamını başkenti ilânının hiçbir devletçe tanınmamasına karşı, İsrail BM kararlarını fütûrsuzca çiğniyor.Evvela BM’nin 11 Aralık 1948 tarihli 194 sayılı kararına rağmen, İsrail çatışmalarla 1967 savaşıyla işgalini dört  kat genişletti. Bir milyona yakın Filistinli mülteci durumuna düşürüldü. Oysa kararda Filistinlilerin göç etmek zorunda kaldıkları topraklara dönüşü, Kudüs’ün BM yönetiminde uluslararası bir statüye kavuşması ve Filistin’deki kutsal mekânların korunması ve serbest erişimin sağlanması esas alınıyordu. Keza İsrail, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda Doğu Kudüs’ün yanı sıra Gazze Şeridi, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’ni işgaline karşı, 4 Temmuz 1967’de BM’de alınan 2253 sayılı kararla, İsrail’in Kudüs’ün statüsünü değiştirme faaliyetlerinden derin endişe duyulduğu, bu emrivakilerin geçersiz olduğu ve derhal vazgeçmesi gerektiği çağrısı yapıldı; İsrail bu kararı da hiçe saydı.Özetle, önceki BM Genel Kurulu kararlarındaki bütün ülkelere, İsrail’le uluslararası diplomatik, siyasî, ticarî ve kültürel bağları koparmalarının yanısıra, üye ülkelere İsrail’e silâh ve askerî ekipman satmamaları ve İsrail’den bunları almamaları, ayrıca İsrail’e her türlü askerî yardımı askıya almaları çağrısı ekleniyor.   

...***

Ahmet Gürsoy, 24 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “ABD dünya kamuoyunda yenildi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“BM'in son kararı oldukça önemli. Dünyanın ortak aklını yansıtıyor. Ne diyor dünya? "ABD'nin kararlarını onaylamıyoruz" diyor. Başka? "İnsanlık vicdanı yaptıklarını kabullenmiyor" diyor? Öyle ise? ABD açısından durum vahimdir. Niçin vahimdir?Çünkü dünya toplumları, ABD'ye "buraya kadar" anlamına gelecek bir sınır çizmiştir. Bu saatten sonra uluslararası siyasetin şekli ABD açısından yeni bir dönemece doğru çevirilecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Artık ABD, eski jandarmalardan biri olma niteliğini eskisi gibi ne dayatabilecek ve ne de kullanabilecektir.Zaten bunun böyle olduğunun göstergeleri çekirgenin Orta Doğu'daki sıçramalarından belli idi.Hatırlarsanız soğuk savaş dönemlerinden beri ABD'nin tek amacı Orta Doğu'da tek başına kalmak ve bölgeyi istediği gibi yönetmekti.Rusya'yı buralara uğratmamaktı.ABD'nin tüm çabalarına karşılık Rusya'nın Çarlık döneminden beri yegâne amacı neydi?Sıcak denizlere inmek ve orada etkin bir güç haline gelmekti.Kim kazandı?Rusya!İşte sıcak denizlerin yanı başında. Hatta içinde. Üstelik epey de yol almış görülüyor. Bunun böyle olmasında ABD'nin bölge ülkeleri ile olan ilişkilerinin büyük rolü var. ABD, bölgede üstünlüğü, hegemonya ile sonlandırmak istedi. Yetmedi, ülkelerin rejimlerini değiştirecek bir dış güç olarak ortaya çıktı. Aynı politika bugün de devam etmektedir. Artık ABD için yenilgi kesinleşmiştir. İslam dünyası çekinerek de olsa itiraz edecek cesareti topladıysa gerisi gelecektir.