Aralık 26, 2017 10:46 Europe/Istanbul

Aydınlık: Yüksek yargıya sağlık piyangosu

Cumhuriyet:

OHAL’de demokrasi tablosu: 17 ayda 30 KHK!

Evrensel:

Asgari ücret toplantısı: İstersek yapabiliriz, birlik olalım

Milli gazete:

Abdullah Gül'den KHK eleştirisi: "Muğlaklık kaygı verici"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Bursalı 26 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Anayasa dışına kayma: Asla iktidarı vermem”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidarın son yayımladığı KHK ile, tabii ki iktidar yandaşlarının, 15 Temmuz kalkışması çerçevesinde değerlendirilecek ve terör suçu olarak görülecek gösterilere saldırmaları halinde, suçlu görünmeyeceklerine ilişkin kararı nasıl yorumlamalı? Adına gerçekten hukukçu diyebileceğimiz kim varsa şaşkın ve bir hukuk devletinde böyle bir şey olamayacağını söylüyor. Düşünün, katil adayları, iktidar aleyhine bazı gösterilere-göstericilere tüfek, tabanca, satır, bıçakla saldırıp suç işledikleri, yaraladıkları veya cinayet işledikleri takdirde “bunlar 15 Temmuz isyanı gibiydi” diyecek ve yargılanamayacaklar.Bunun anlamı, özetle: İktidar milis kuvvetleri hazırlıyor. Devletin resmi polisi, jandarması, ordusu var mı var. Peki, bu KHK ile yaratılacak çetelerin anayasada, yasada yeri var mı, yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Şunu varsayabiliriz, KHK’ler ve onlara işlerlik kazandıran OHAL kalkmayacak... En azından, eğer zamanında yapılacaksa, 2019 Kasım’ı Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine kadar, OHAL ve KHK ile yönetecekler ülkeyi.. İktidar, savcı ve mahkemelerinin “evet bu terör suçudur” diyecekleri her şeyi kapsayacaktır bu madde.  Ve bu süre içinde örneğin hukuksuzluklar protesto mu edilecek, gösteriler mi yapılacak, yoksa yürüyüşler mi... İktidarın milisleri, üyeleri veya kendisini onlardan sananlar “vay, tıpkı 15 Temmuz FETÖ’cüleri, darbeciler gibi hükümetim aleyhine kalkışma ha...” diyerek öldüresiye saldırabilecekler. Ve KHK gereği hiçbir suçlamaya maruz kalmayacaklar.AKP iktidarı ülkemizde geçerli anayasa sisteminin tüm yasal çerçevesi içinde ve gereğince seçildi. Partiler, adaylar, seçim süreci, seçim sandığı vb. tamamen bu anayasal sistem çerçevesinde gerçekleşiyor. Başbakanın, bakanların, cumhurbaşkanının yasal durumlarını belirliyor ve bütün diğer atamalar vb. anayasamız doğrultusunda, direktifinde yerine getiriliyor. İktidar, şimdi anayasada bulunmayan, anayasa ile 180 derece çelişen bir yasa maddesini yürürlüğe soktu. Böylece anayasayı geçersiz ilan etti. Bunu yaparken, anayasa çerçevesinde seçilmiş bir iktidar olma vasfını da en azından tartışmaya açtı, bazılarına göre de kaldırdı ve meşru olmayan bir duruma düştü.Anayasa Mahkemesi de, en azından OHAL süresince kendi kendini neredeyse geçersiz kıldığı için de, anayasa tamamen korumasız kaldı, anayasanın sahibi yok. İktidar da madem Anayasa Mahkemesi anayasayı denetleyemem dedi, o halde Anayasa yok demektir anlamına gelen keyfi yasal icraate başladı.En büyük garabet, Anayasa Mahkemesi’nin, OHAL KHK’lerini denetlemem demesidir. Bir mahkeme, daha önce aldığı “OHAL koşullarında alınan kararların anayasaya uygunluğunu denetlerim” kararını rafa kaldırıp, yerine “OHAL koşullarında anayasaya uygunluğu denetlemem” kararını almışsa.. OHAL koşullarında anayasanın ortadan kaldırılmasına izin verdi demektir. Niye şaşırıyorsunuz milis çetelerinin yasadışılıklarının meşrulaştırılmasına?Anayasa Mahkemesi büyük bir anayasal - yasal sorumluluk altındadır. Bu ileride mutlaka sorgulanacaktır. Kararı ile, anayasanın ortadan kaldırılmasına yol açtığı içindir bu sorumluluğu... Anayasa hiçbir meşru yönetim altında rafa kaldırılamaz.Tabii, bu işin altında, iktidarın seçimlerle bile olsa iktidarı asla bırakmamak düşüncesi yatıyor.

...***

İhsan Çaralan, Evrensel gazetesinde, “Tek yol; OHAL'in kaldırılması ve KHK'lerin geri çekilmesi için mücadeledir”başlıklı yazısına yer veriyor.

“Kamuoyunda OHAL’in kaldırılması için talepler yayılırken, Hükümet, bırakalım OHAL’i kaldırmayı, OHAL uygulamalarının aleti olan KHK’lerin kapsamını genişletiyor. Ki, bu genişletme, 696 sayılı KHK ile OHAL’i taşeron işçilerin kadro talebini bastırmaya kadar götürdü. Üstelik OHAL yasasını da ihlal ederek çıkarılan bu kararname ile Meclis devre dışı bırakıldı. Meclisin yasa yapma yetkisi ayaklar altına alınırken, taşeron işçilerin mahkemeler üstünden hak aramalarının önü de kesildi.Kuşkusuz bu konuda tartışma da mücadele de sürecek görünmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Elbette son KHK’lerde sadece “taşeron düzenlemesi” yoktu.

Tıpkı taşeron konusu gibi OHAL’in ilanı edilmesiyle hiç ilgisi olamayan Şeker Kurulu, Tütün ve Alkollü İçecekler Düzenleme Kurulu gibi kurulların kapatılması ve Savunma Sanayi Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığına bağlanması da yine bu KHK’lerle gündeme sokuldu. Ayrıca yüksek yargıya atamalar gibi -15 Temmuz darbe girişimiyle, dolayısıyla OHAL’le hiçbir ilişkisi olamayan- konular da KHK’lerle yürürlüğe kondu.

Böylece Hükümetin KHK’leri 15 Temmuz darbe girişimiyle ve onun yol açtığı tahribatı tamir etmek için değil; ülkeyi Meclisi de dışlayarak doğrudan KHK’lerle yönetmek için kullandığı bir kez daha görüldü. 

Öte yandan 695-696 sayılı KHK’lerle, cezaevlerindeki siyasi tutukluların mahkemelere tek tip elbiseyle çıkarılması, “Darbe ve terör olaylarının bastırılmasında rol alan sivillere yargı muafiyeti, yanı sıra dokunulmazlık getirilmesi” gibi son derece tehlikeli sonuçları bulunan düzenlemeler de yer aldı.

Siyasi tutuklulara tek tip elbise sorunu ülkemiz yakın tarihinde 12 Eylül cuntasının siyasi tutuklulara yönelik giriştiği saldırıları, cezaevlerini işkencehaneye dönüştürdüğü dönemi anımsatmaktadır. Ki, bu dönemde “Tek tip elbiseye hayır” mücadelesi, hem cezaevleri hem de duruşmaları şiddet ve baskının ayyuka çıktığı mekanlara dönüştürmüştü. Bu mücadeleler içinde pek çok siyasi tutuklu hayatını kaybetmiş, pek çoğu sakat kalmıştı.

Bugün “Tek tip elbiseye karşı tepki”lerin o günkünden daha az olacağını söylemek için bir veri olmadığı gibi, daha ilk günden bu doğrultuda yapılan açıklamalar, “Tek tip elbiseye hayır” mücadelesinin insan haklarının savunulması ve “masumiyet karinesi” gibi gerekçelerle de beslenerek, duruşma salonlarından cezaevlerine, ülke sathından uluslararası platformlara kadar geniş bir alana yansıyacağını göstermektedir.

695 ve 696 sayılı KHK’ler göstermektedir ki, AKP Hükümetinin OHAL’i kaldırmak, KHK’lerle ülkeyi yönetmek konforundan vazgeçmeyeceğinin çok açık göstergesidir. Dahası taşeron düzenlemesiyle AKP Hükümeti işçi haklarını da OHAL’in kapsamına almıştır. Onun içindir ki, bugün OHAL’in kaldırılmasını isteyen her çevrenin ve her vatandaşın, “OHAL kaldırılsın, KHK’ler iptal edilsin” mücadelesini güçlendirip etkinleştirmesi için kendini ortaya koymasından başka bir yol kalmamıştır. Aksi halde AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan rejimini KHK’lerle sonsuza kadar sürdürmek istemektedir. Ve artık bunu saklamamaktadır da.

...***

Ahmet Takan, 26 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Saray, Bahçeli'den kurtulmak için yeni formül buldu!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“6 Nisan'ın olağan sonuçları sırayla önümüze konuluyor. Gayet planlı bir şekilde yollarına devam ediyorlar. En uygun zamanlamayı yakaladıklarına ve sonuçtan emin olduklarına inandıkları anda baskın erken seçimi, önümüze koyacaklar. Faşizmin paralel uygulamaları birer birer hayata geçirilirken diğer taraftan da topluma rüşvet dağıtmaya devam ediyorlar. Taşeron işçiler, kamuya 110 bin memur alımı... Bozuk ekonomiye rağmen gerisi gelecek. Haksız da sayılmazlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Makarna dağıtarak, vatandaşı bankalara ipotek ettirerek geldiler bugüne. Alternatifsizlik sancısı ile kıvranan kitleler, dün, "istikrarın devamı" diye kendini avutuyordu. Bugün "istikrarın devamı"nın üzerine korku imparatorluğu tüm şiddetiyle çöktü. Düşünmeyeceksin, eleştirmeyeceksin, hele tepki hiç göstermeyeceksin. Verilen sadaka mahiyetindeki rüşvetleri afiyetle kabul edip, ekmeğimi kaybetmeyim, hapislerde çürümeyim, faili meçhul olarak ölüp bir de terörist olarak yaftalanmayım diyerek "padişahım çok yaşa" nidalarıyla durmak yok, yola devam edeceksin!..Değiştirilen Anayasa gereği önümüzdeki genel seçimde 600 mebus seçeceğiz. Kime yarayacak acaba?.. Ortada parlamenter demokrasi mi kaldı?.. 550 milletvekilinin yapamadığı hangi şeyi 600'lük meclis yapacak?.. Cevap vereyim; Tek bir işleri olacak. Ballı maaşlarını alıp, ballı hayatlarına devam ederken mebus görünümlü saray muhafızları olacaklar.