Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Taşeron canavarı tümüyle kaldırılmalı
Birgün:
Gül, Arınç, Atalay... AKP’de ayrışma netleşiyor, kopuş yaklaşıyor
Cumhuriyet:
AKP'den Abdullah Gül'e KHK tepkisi: 2019'un provasını yapıyor
Yeniçağ:
Başbakan Yıldırım'dan KHK açıklaması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Özgür Mumcu, 27 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “OHAL ve vatanseverlik”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hem genel af niteliğinde hem de ileride işlenecek suçlarda sorumluluğu ortadan kaldıracak şekilde kaleme alınan, anayasaya ve hukuk devletinin bilinen bütün temel kaidelerine aykırı bir düzenleme, KHK gücüyle yürürlüğe girdi. Hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu ortadan kaldırılanlar “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler” diye tanımlanmış.Herkesin teröristlikle suçlandığı günümüzde terör eyleminden ne anlaşılmalıdır? “Bunların devamı niteliğindeki eylem” ne demektir? Hangi zaman dilimini kapsamaktadır?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İktidar çevreleri bu düzenlemenin hedefinin sadece 15 ve 16 Temmuz’da darbe girişimine karşı hareket edenler olduğunu açıklamak zorunda kalmıştır. Gelgelelim KHK’nin ilgili maddesinin lafzından, bu sorumsuzluk halinin sadece o iki günle sınırlandırıldığını çıkarmak mümkün değildir. Evvela okumayı yazmayı öğreniniz. Ne yazdığınızı bilmez, ne dediğinizi anlayamaz haldeyseniz de memleket yönetmek gibi bir işe soyunmayınız.
Anayasa Hukuku Profesörü olmak gibi bir özelliği olan AKP milletvekili Burhan Kuzu’nun bu maddeyi “15 Temmuz benzeri bir darbe ya da terör saldırısı yeniden gerçekleşirse, bu ihanete müdahale edecek vatandaşlarımız kanuni olarak koruma altına alınacak” diye değerlendirmesi de düzenlemenin nasıl yorumlanacağını göstermekte.
Yapılan, iktidar karşıtı her eylemi, her gösteriyi, her mitingi “terör eylemi” diye değerlendirmek ve bunlara saldıracaklara “sorumsuz” kalacaklarının mesajını vermektir. Çığ gibi büyüyen tepkiler nedeniyle bu madde değiştirilse dahi, ilgili kesimlere sinyal verilmiş, toplumsal gerginlik beslenmiş, ileriye dönük yeşil ışık yakılmıştır.
Bu son derece tehlikeli madde sadece 15-16 Temmuz’u kapsayacak şekilde sınırlı yorumlansa dahi kabul edilmesi mümkün değildir. İktidar ve cemaatin işbirliği yaptığı Balyoz gibi siyasi davalar neticesinde yetkili makamlara atanan darbeci subayların, otobüslere doldurduğu hiçbir şeyden habersiz askeri öğrencilerin linç edilerek öldürülmesi hangi hukuki, ahlaki ya da vicdani gerekçeyle affedilecektir?
Bu berbat düzenlemeye karşı çıkanları Devlet Bahçeli isimli şahıs vatan hainliğiyle ve “FETÖ’nün kurşun askeri” olmakla itham etmektedir.
Dün iblis uşağı dediğinin affedilmesine karşı çıkanları vatan hainliğiyle suçlamak, sağlıklı bir akıl yürütmeyle çözülebilecek mesele değildir. Yeni Devlet Bahçeli’ye göre eski Devlet Bahçeli vatan haini, eski Devlet Bahçeli’ye göre yeni Devlet Bahçeli iblis uşağı savunucusu olamayacağına göre, ortada sırrı ileride çözülecek çok tuhaf bir durum var demektir. OHAL düzeni 1.5 senede linci kollayan, yüreklere iç savaş tedirginliği veren KHK’lere vardı. OHAL böyle sürdükçe, devleti yıpratan, iktidarın meşruiyetini zedeleyen düzenlemeler yağmaya devam edecek. Devletin bekası adına bir devletin yıkımını izliyoruz. OHAL’in bitmesini istemek artık vatanseverliğin gereğidir.
...***
Kamil Tekin Sürek, 27 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “Cezasızlık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“696 sayılı KHK’nin 121 maddesi ile “ Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler”e cezasızlık getiriliyor. Yani, bu kişiler yargılanıp cezalandırılamıyor.Böyle bir şey elbette, bırakın “hukuk devleti” kanun devletinde dahi mümkün değildir. Türkiye artık kanunlarla yönetilmiyor.Neden?Çünkü, bir hukuk devletinde kanunlar hukukun evrensel kurallarına aykırı olamaz. Bir kanun devletinde bile kanunların çıkarılma usulü vardır. Türkiye’de kanunlar dahi usulüne göre çıkarılmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Birinci olarak yargı muafiyeti, cezasızlık getiren bir düzenleme TBMM’de tartışılarak çıkarılır. İkinci olarak böyle bir düzenleme geriye doğru yapılamaz. Üçüncüsü, geriye doğru bir cezasızlık düzenlemesi af niteliği taşıdığından Anayasa değişikliği olmadan kanunla dahi yapılamaz.
KHK metninde “15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler” diyerek, FETÖ’ye karşı bugüne kadar ve bundan sonra “mücadele eden” herkese cezasızlık getiriliyor. Fakat, AKP sözcüleri her zaman yaptıkları gibi halkı aldatmak için düzenlemenin kapsamını farklı anlatıyor. Düzenleme 15 Temmuz ve 16 Temmuz sabahını kapsıyor diyorlar. O zaman “Devamı niteliğindeki hareketler” yerine 15 Temmuz akşamı ve 16 Temmuz sabahı yazarsın metne. Ayrıca “Bastırılma kapsamında hareket” ne demek? Örneğin, Boğaziçi Köprüsünde teslim olmuş ve silahı alınmış bir askeri okul öğrencisi ya da askeri boğazını keserek öldürme fiili “Bastırılma kapsamında hareket” midir? Çünkü, böyle bir fiil savaş hukukuna göre bile suçtur. Bırakın sivilleri, asker ve polis dahi bir hukuk devletinde birini öldürdüğünde, yaraladığında yargılanır. Fiilinin kanuna ve hukuka uygun olup olmadığı yargı tarafından incelenir. 15-16 Temmuz günleri, bu cezasızlık düzenlemesinden yararlandırılmak istenen kişilerin taşıdığı silahlar ruhsatlı mıdır? Ruhsatsız ise ve ruhsatsız silah taşımak artık cezalandırılmıyorsa hepimiz artık ruhsatsız silah taşıyabilecek miyiz? Yoksa sadece AKP yanlıları için mi ruhsatsız silah taşıma ve teröristlere müdahale etme hakkı? Bundan sonra ruhsatsız silahla yakalanan birine ceza verebilecek misiniz? Adam, ben bu silahla 15-16 Temmuz günleri darbeyi bastırmak için sokağa çıktım derse!
...***
Cevher İlhan 27 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yine OHAL KHK’sı ucûbesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“15 Temmuz hâdisesinin ardından 21 Temmuz 2016’da ülke genelinde ilân edilen Olağanüstü Hal (OHAL) rejimi, Kanun Hükmünde Kararnâmelerle (KHK) temel hak ve hürriyetlerin gasbına, haksız-hukuksuz ihraç ve tutuklanmalara, vatandaşların maddî ve mânevî emekleriyle oluşturdukları on bini bulan firmaların - fabrikaların, iş yerlerinin kapatılmasına yenileri ekleniyor.Bizzat iktidar sözcülerince “üç ay, belki de daha kısa sürede kaldırılacak” teminatı verilen, lâkin beş kez uzatılıp on yedi aydır devam ettirilen ve seçimlere kadar uzatılacağı sinyali verilen OHAL KHK’larıyla, şimdiye kadar 111 bin 598’e varan kamu görevlisinin işlerinden atılması, binlerce öğrencinin ilişiğinin kesilmesi, aralarında on yedi bini kadın ve 700’den fazla bebeğin olduğu 50 bini aşan tutuklamalarla ağır mağduriyetler daha da arttırılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Ocak ayında yine OHAL KHK’sı ile kurulan “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun toplu ihraç ve tutuklamaların bir tasnife tabi tutulacağı” beklentisine karşı, önce garip bir şekilde, toplam 103 bin olduğu belirtilen başvurudan “bir grupla ilgili kararların verildiği” söylenip, kaç kişinin ihraç edildiği ya da müracaatının reddedildiği muğlak bırakıldı.
OHAL Komisyonu’nun bir yıla yakındır yaptığı çalışma sonucu verdiği kararlar da kamuoyundan gizlenmesiyle haksızlığa ve hukuksuzluğa tam gaz devam edileceğinin sinyali çakıldı…
Vakıa şu ki, kamuoyunda haksızlıkların ve hukuksuzlukların kısmen de olsa giderileceği beklenirken, yine OHAL kapsamında dayatılan iki yeni KHK ile iki bin 756 kamu personelinin ihraç edilmesi, AKP siyasi iktidarının, milyonlarca vatandaşı büyük mağduriyetlere uğratan “sivil sıkıyönetim” OHAL’le ülkeyi yönetmeyi sürdürme peşinde olduğunu bir defa daha açığa çıkarıyor.Kamuoyunda yaygın bir şekilde “iç barışın sağlanması için artık ‘15 Temmuz travması’nın sona ermesiyle normalleşmeye geçileceği” yoğun beklentisi bir defa daha boşa çıkarılıyor. TSK’dan Emniyet’e, Adalet Bakanlığı’ndan Diyanet’e ve belediyelere uzanan üç bine yakın kamu çalışanının işinden uzaklaştırılmasına mukabil, ancak toplam 115 personelin göreve iâdesi, siyasi iktidarın OHAL ve KHK istismar ve istimalini ortaya koyuyor.Bütün bunların yanısıra, bir yandan 695 sayılı KHK ile 7’si dernek, 7’si vakıf olmak üzere 17 kurum kapatılırken, yurt dışında öğrenim gören 6 kişinin öğrencilikle ilişiği kesilirken, “suçun şahsiliği”, mahkemeyle “suçluluğu” ispat edilinceye kadar suçsuzluğu esas alan “mâsuniyet karinesi” hiçe sayılarak 15 Temmuz tutuklu sanıklarına “tek tip kıyafet”e, muhalefetin baştan beri “Meclis’e getirin, bir günde beraber çıkaralım” çağrısında bulunduğu “taşeron işçilerin kadroya geçmesi”ne kadar OHAL ilânı alanı dışındaki bir dizi yasa ve idari işlem, Meclis tatile sokularak OHAL KHK’larıyla yapılıyor.Keza OHAL KHK’sı ile Yargıtay’a 100 yeni üye tahsisiyle, demokrasilerin birinci şartı olan “kuvvetler ayrılığı” prensibine aykırı olarak yürütme tarafından yargının en üst kurumları düzenleniyor.