Aralık 27, 2017 11:14 Europe/Istanbul

Yeni Mesaj: 30 KHK, 105 bin ihraç

Hürriyet

AK Parti yönetimi uyardı, Kuzu geri adım attı

Sözcü:

Başbakan:

“HİÇBİR DÜZELTME YAPILMAYACAK”

Milli gazete:

AK Parti'den milletvekillerine KHK ayarı!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Ahmet Takan, 27 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “"Kardeş kıyımı maddesi bu!.."”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“KHK ile 15 Temmuz ve sonrasında terör eylemlerine müdahale eden sivillere getirilen dokunulmazlığa ilk şiddetli tepki veren isimlerden biriydi Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu. Sosyal medyada, yayınlanan videosunu seyrettim; Feyzioğlu, "insanlar sokakta birbirinin kafasına sıkmaya başlayacak" sözlerini facebook üzerinden evinden yaptığı canlı yayında dile getirmiş. O sözleri sarf ederken gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Onu, takım elbise dışında görmeye alışık olmadığımız ve üzerindeki siyah hırka ile yaptığı yayını izlediğim için yadırgamıştım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Fakat, o Pazar günkü  dışa vuran ruh halini bırakın bir tarafa, söylediği sözler bugüne kadar alışageldiğimiz üslubundan daha sert daha ileri tonda ve çok daha keskindi... Metin Feyzioğlu, sorularıma cevap verirken KHK'ları duyduktan sonra Pazar günkü hali için "dengem alt üst olmuştu" ifadesini kullandı.Tüm Türkiye'nin dengesini daha fazla bozan KHK'larla ilgili Metin Feyzioğlu'na iktidardan gelen "kapsamı 15-16 Temmuz" açıklamaları çerçevesinde sorular yönelttim. Metin Feyzioğlu'nun YENİÇAĞ'a açıklamalarından başlıklar:"Hükümet yetkililerinden biz sadece 16'sını kastetmiştik gibi açıklamalar gelmeye başladı. Onları yalanlayan Burhan Kuzu oldu; attığı tivite bakarsanız  zaten geleceğe yönelik bir şey de olduğu orada yazıyor. O çok önemli değil ama bir yumuşama izlenimi aldım. '16'sından sonrasını kastetmedik' diyorlar. Onların neyi kastedip etmedikleri önemli değil ne yazdığı önemli. Konuyu genel af olarak ele alıp 'KHK ile genel af olmaz' diyenlerin eksik değerlendirme yaptıklarını söylüyorum. Çünkü, genel aflar geçmişe yönelik olur. Vardır hukukumuzda bir sürü örneği. Ama kanunla bile ileriye yönelik 'siz şöyle şöyle yapın biz sizin sorumluluğunuzu peşinen ortadan kaldırdık' diyen bir madde bizde yok. Tarihimizde yok, hiçbir devletin tarihinde de olamaz. Devletlerin tarihsel olarak tekeline ilk olarak aldığı; güç kullanma yetkisidir. Hiçbir devlet bu gücü, güç kullanma yetkisini başkalarına verip onlara da ceza ve tazminat sorumsuzluluğu tanıyamaz. Bu olmamıştır.""Affın geriye yürümesi"ne açıklık getirmesini istedim Feyzioğlu'ndan. "Af zaten geriye yöneliktir. Burada 'devamı niteliğinde eylemler' demek suretiyle  ucunu açık bırakmış" deyince "Gezi davaları için geriye yürütülebileceğine" dair yorumları hatırlattım:"O yorumu da yapanlar çıkacaktır bu maddeye ilişkin. Çünkü, 'terör eylemleri' diyor. Terör eylemlerini 15 Temmuz'la birleştirip birleştirmediği konusunda bir tereddüt olabilir. Fakat bu bir yorum tartışma meselesidir. Ancak 16'sından sonrasını da içerdiği tartışmaya açık değildir. O yüzde yüzdür. Bunu ben, dünden beri bazı hukukçularla konuşuyorum. Diyorlar ki, 'bu 15'ten önceki terör eylemi olarak nitelendirilen eylemlerini bastırırken kullanılan işte şiddeti de sorumsuz hale getirir' dolayısıyla mesela 'Gezi Parkı'ndaki Ali İsmail'in sivillerce öldürülmesini de cezai ve tazminat sorumluluğundan kurtarır' diyenler var. Ancak 16'sından sonrasını kapsadığında tartışma yok. 15'inden öncesini kapsar mı? Tartışılabilir. Ama 16'sından sonrasını kapsadığına tartışma yok, yoruma falan açık değil o konu.

...***

İhsan Çaralan, 27 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “OHAL'e karşı mücadelede yeni adımlar ihtiyacı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“695-696 sayılı KHK’ler, açıkça gösterdi ki, Erdoğan-AKP yönetimi, ülkeyi OHAL koşullarında ve KHK’lerle yönetmeye kararlıdır. Dahası AKP’nin, ezici çoğunluğa sahip olduğu TBMM’de istediği yasayı çıkarabileceği halde, sıradan yasa düzenlemelerini bile KHK’lerle yaparak halkı, ülkeyi sürekli bir OHAL rejimi ile yönetmeye alıştırmak istediği anlaşılmaktadır.Bu da insanın aklına; örneğin, “Seçim Yasası, Siyasi Partiler Yasası” gibi ‘uyum yasalarını’ da ‘Mecliste boşa zaman harcamayalım’ gibi uydurma gerekçeler göstererek, ya da taşeron düzenlemesinde olduğu gibi hiçbir gerekçe göstermeyerek, “KHK’lerle düzenler mi?” sorusunu getiriyor. Ve ne yazık ki; “Yok canım bu kadarını da yapmazlar” diyemiyorsunuz. Çünkü, bu yönetimin; “Meclisti”, “milletvekili iradesiydi”, “Böyle bir eyleme dünya alem ne der” kaygılarını eskilerde bıraktığı açıkça görülüyor.”diyen yazar, yazıswının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Tıpkı böyle bir ortamda, Cumhurbaşkanının Sudan’a gidip dünyanın gözünde ve uluslararası mahkemelerde hakkındaki kararlar ortadayken, el Beşir’e övgüler yağdırmada bir sakınca görmemesi gibi! 

Kuşkusuz ki, 695–696 KHK’lerine yönelik olarak önceki KHK’lere yönelik eleştirileri aşan tepkilerin ortaya çıkması; muhalefet partileri, insan hakları çevreleri, barolar, kamuoyunda tanınmış bilim ve hukuk insanlarından yükselen tepkilerin arkasında da hükümetin bu pervasız OHAL ve KHK’lerle ülkeyi yönetme hevesinin artık açıkça görülüyor olması vardır.

Nitekim her iki KHK’ye de, “sivil milisler”e özellikle “darbeleri önleme” bahanesiyle suç işlemelerine dokunulmazlık kazandıran düzenleme, Hükümetin “İç savaş hazırlığı” olarak yorumlandı. Ki, bu yoruma AKP sözcüleri de “Hayır böyle bir şey yok” diyemediler. Tersine Adalet Bakanı ayrı; AKP sözcüsü ayrı, Burhan Kuzu ayrı bir “savunma” yaptı. Ama, Erdoğan’a “bravo” dedirterek ayağa kaldıracak tek savunma MHP Genel Başkanı olan ve uzunca bir zamandan beri “Erdoğan’ın kurşun askerliği”ne soyunan Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, “Bu düzenlemeye karşı çıkanlar, FETÖ’nün kurşun askerleridir” diyerek, savundu. Zaten ondan beklenen de bu olduğu için bu görüşü kimse yadırgamadı!

CHP eleştirilerini bir adım öteye götürerek, 695-696 sayılı Kararnameleri Anayasa Mahkemesine götüreceğini açıkladı. CHP böylece Anayasa Mahkemesinin son dönemde açıkça Hükümetin istediği doğrultuda kararlar vermesini de eleştirerek, bu vesileye AYM’nin bir “öz eleştiri yapmasını” istiyor. Başka söyleyişle, bu vesileyle CHP, AYM’yi test etmeyi de amaçlıyor. Ki, artık kamuoyunda genel kanı, Anayasa Mahkemesinin Erdoğan ve Hükümeti aleyhine ciddi bir karar alamayacağı doğrultusunda.

OHAL’in ilan edilmesinden sonra geçen süre içinde açıkça görülmüştür ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hükümeti, OHAL’i, yarattığı psikolojik ortamı da kullanarak KHK’lerle tek adam rejimine geçişin gereklerini yerine getirmek için kullanırken aynı zamanda parlamentarizmin alameti farikası olan Meclisi itibarsızlaştırmayı da bilinçli olarak gündemine almıştır.

...***

Aydın Engin, 27 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Siyasi davaya siyasi savunma yasağı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dört arkadaşımızı jandarmalar eşliğinde, elleri kelepçeli yine Silivri’ye yolcu ettik. Bir sonraki duruşma 9 Mart’ta. 9 Mart’a 2.5 (iki buçuk) ay var. Dahası var. Bir sonraki duruşma nedense ve ne hesapla ise yine o kara ünlü Silivri’deki duruşma salonunda görülecek. Dahanın da dahası, duruşma salonunda yer alacak avukat sayısı da kısıtlandı; sanık başına üç avukat.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bütün bunlardan sonra Cumhuriyet’in tutuklu ve tutuksuz sanıkları, salonu silme sıvama dolduran destekçiler, savunma görevini üstlenen Türkiye’nin en iyi hukukçuları öfkeleri taşkın, yürekleri yaralı, umutları kırık, dirençleri zayıflamış olarak mı duruşma salonunu terk ettiler? Güldürmeyin beni!.. Dimdik çıkıldı o salondan. Dirençler bilenmiş, öfkeler aklın buyruğunda, özgürlük ve demokrasiyi savunma kararlılığında çıkıldı.Şu çok aşınmış medya diliyle söyleyeceğim. Yargı, pazartesi günü “bir ilke imza attı”: Tepeden tırnağa, baştan sona siyasi bir davada siyasi savunmayı yasakladı. Bizler mesleğimizi en ağır baskılar altında sürdürmeye alışkınız. Cumhuriyet böylesi baskılara karşı şerbetli. İşimiz olup biteni, hele hele kapalı kapılar ardından dönen dolapları elimiz titremeden, duraksamadan haberleştirmek, ödevimizin “halkın haber alma hakkını savunmak” olduğunu unutmamak... Ama içeride, ama dışarıda... Söylenecek olanı da zaten Akın Atalay duruşma salonunda söyledi: Tutuklu olmak değildir ömrümüzün en feci işi  Müşkül odur ki hürriyetini ve haysiyetini kaybeder kişi Bilen bilsin, bilmeyen öğrensin: Ne hürriyetimizi kaybederiz, ne haysiyetimizi. Ama içeride, ama dışarıda...