Aralık 30, 2017 10:55 Europe/Istanbul

Birgün: AKP'den Abdullah Gül'e yanıt

Cumhuriyet:

Meral Akşener, cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladı

Evrensel:

Paramiliter yapılanmaya tepkiler büyüyor

Yeniçağ:

Merkez Bankası'ndan faiz kararı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Arslan Bulut, 30 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kadınlar neden İYİ Parti'de görev alıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İYİ Parti'nin gidişatını herkes takip ediyor. Cumhurbaşkanı adayı olacağı belli olan Meral Akşener'in siyasete kazandırmaya çalıştığı yeni üslup da takdir ediliyor. Kadın politikacı olmanın bir avantaj olduğunu söylüyor Meral Hanım... Bunun nasıl bir avantaj olduğunu sormadım. Kadınlar, bu defa İYİ Parti üzerinden siyasete giriyor. Sadece Kırklareli'nde değil, bütün yurtta, kadınların Akşener'in çıkışından ümitlenerek siyasete girmelerinin sebebi, "Artık ülkenin kaderine el koymak zamanı geldi." diye düşünmeleri. Anlaşılan o ki Türk kadınları da böyle bir harekete omuz vermek için bir işaret bekliyordu. O işareti Meral Akşener'den aldıkları için akın akın İYİ Parti'ye giriyorlar, yönetici oluyorlar.”diyen yazar, yazısınınd evamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

Meral Akşener il ve ilçe yönetimlerinin yüzde 30'unun kadın olması şartını getirmiş. Belki bir gün bu tür kotalara gerek kalmayacak ama günümüzde böyle bir destek gerekiyordu.Akşener, İYİ Parti için "cesurlar hareketi" diyor ama ilk cesur hareket bir kadın olarak ondan geldiği için kadınlar da daha cesur davranıyor ve görev istiyor.***Meral Hanım ile ancak basın toplantısında soru sorarak konuşabildim. O kadar görüşmek, konuşmak, elini sıkmak, fotoğraf çektirmek isteyen var ki, uzaktan gözlem yapmak gerekiyor. Gerçi Meral Hanım, yağmur altında kendisini dinleyenler arasında eşi Tuncer Akşener ile birlikte beni de gördüğünü belirtti. Tuncer Akşener, daha önceki genel başkanlık mücadelesi dahil bütün gezilere katılarak eşine destek oluyor. "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" sözü, bundan sonra "her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır" diye söylenirse örnek olarak Tuncer Akşener gösterilecek. Ben Meral Hanım'a "Türkiye'de genel seçimlerde 175 bin sandıkta oy kullanılıyor. Seçimlerin sağlıklı yapılıp yapılmadığını denetlemek için her sandıkta birer kişi görevlendirseniz 175 bin görevliye ihtiyacınız var. İki kişi görevlendirseniz 350 bin kişi... Diğer taraftan, seçim sonuçlarını yansıtan ajanslar, yakın tarihteki seçimlerde hep iktidar partisini çok önde göstererek sonuçları açıklamaya başlıyor. Bu da diğer partilerin denetimi gevşetmelerine yol açıyor. Siz, sandıklarda hile yapılmasına izin vermem diyorsunuz? Bunu nasıl yapacaksınız?" diye sordum.Akşener, "Seçimlerin sağlıklı bir şekilde yapılması için en az 350 bin kişi gerekiyor. Biz gönüllülerden oluşan gruplarla da çalıştık, bunu daha etkili bir şekilde yapacağız ve sadece partililerimiz değil, diğer partilerden ve gönüllülerden oluşan gruplarla birlikte hareket edeceğiz. Seçim Eğitim Merkezi diye bir merkez kurduk, içinde avukatlarımız da var eğitimler veriyoruz bu konuda. Biz referandumda bu gruplarla birlikte çalıştık. Sivil toplum örgütleriyle kesinlikle iş birliği yapacağız. Referandumdan sonra ikiye bölünmüş bir Türkiye tablosunda 'Hayır' oyu verenler arasında bir birlik ve dayanışma görüyoruz. Evet bloğunda ise çözülmeler var. Aslında ben Erdoğan'ın yerinde olsam referandumda mühürsüz oy kullanılan sandıkları yeniden saydırırdım, sonucuna da saygı gösterirdim. Bu yapılmayınca insanların güvenini kırdı. Referanduma da şaibe bulaşmış oldu. Sayın Erdoğan bugüne kadar tek kale maç yaptı, karşısında erkekler vardı. İstediğine istediğini söyledi. Buna insanlar en sert sesleriyle cevap verse de bu duyulmadı. Şu an dikkat ederseniz İYİ Parti'yi görmemeyi tercih ediyor." diye cevap verdi ve seçmen üzerinde psikolojik harekât uygulandığını, artık buna da izin vermeyeceklerini söyledi. 

...***

Saygı Öztürk, 30 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde, “AKP-MHP İttifakı yaş” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, il il dolaşıyor. Biraz tatlıyı fazla kaçırsa da yemesine-içmesine dikkat ediyor. Gittiği illerde esnaflarla baş başa konuşuyor, apartmanların zilini çalıp kadınlarla dertleşiyor. Şubat ayı sonuna kadar 50 il'i dolaşacak ve gittiği her yerde, “Seçim 15 Temmuz'da olacak, hazır olun” uyarısında bulanacak. Partide bütün kararlar Danışma Kurulu'nda ve Genel İdare Kurulu'nda alındıktan sonra uygulanıyor. Eğer bir değişiklik olmazsa İYİ Parti'nin en iyi yönlerinden birisi de şeffaflığı. Genel Başkan Akşener, dün parti yöneticileriyle birlikte gazetelerin Ankara Temsilcileriyle bir araya geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geçmişte “akredite” sorununu yaşamış, şimdi İYİ Parti Basın Müşavirliğini yürüten Murat İde, ayrım yapmadan bütün yayın organlarının temsilcilerini davet etmişti. Akşener, partilerine her bölgede iyimser bir bakışı bulunduğunu anlatıyor. Örneğin Diyarbakır'dan mutlaka milletvekili çıkaracaklarını belirtiyor. Yaptırdıkları anketlerin sonucunu şöyle yorumluyor: “Toplumun her kesimden oy alabileceğimiz anketlerimize yansıyor. Daha ilginç bir şey söyleyeyim: Ak Parti'ye müthiş bir kadın desteği vardı. İYİ parti, oransal olarak AKP'nin kadın desteğini yakaladı. Bize erkek seçmenin verdiği oydan daha fazla kadın seçmenin tercihi olduğumuz anketlerde ortaya çıkıyor. Bu çok önemli.” Gittiği yerlerde insanlar “kutuplaşma”dan duydukları rahatsızlığı dile getiriyor. Ankara'nın Şereflikoçhisar İlçesi'nde benim de tanık olduğum bir olay yaşandı. Dişleri dökülmüş yaşlı bir bey, “Sadece huzur istiyoruz. Allah rızası için kimseye sövülmesin, toplum kutuplaştırılmasın” derken gözleri yağmur bulutu gibi yüklüydü. Siyasette kullanılan dili sorduğumuzda Akşener “Merkezdeki konumumuz, siyasi kutuplaşmadaki ölçüsüz dili de ortadan kaldıracak bir alan oluşturuyor” görüşünde olduğunu belirtiyor.

 24 yıldır aktif siyasetin içinde olan 61 yaşındaki Meral Akşener de anketler yaptırıyor, diğer siyasi partilerin durumunu da öğreniyor.

...***

Muharrem Bayraktar, 30 Aralık tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Bu cadde çıkmaz sokak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Darbe KHK’sının meydana getirdiği kafa karışıklığı ve kaos devam ediyor. Bu KHK’ya göre "Resmi görevleri olmasa da, 15-16 Temmuz tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu olmayacak”. Bu madde 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreci, bugünü, yarını kapsıyor mu? AKP sözcüsü Mahir Ünal’a göre kapsamıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sadece 15-16 Temmuz'la sınırlı bir madde. Cumhurbaşkanı danışmanı Burhan Kuzu ise şöyle diyor: “İşin özeti şu: 15 Temmuz benzeri bir darbe veya terör saldırısı yeniden gerçekleşirse, bu ihanete müdahale edecek vatandaşlarımız kanuni olarak koruma altına alınacak." Burhan Kuzu, bir anayasa hukukçusu olarak ve muhtemelen KHK’nın hazırlanmasında katkısı olan bir kişi olarak sanırım KHK’nın perde arkasını sehven de olsa ağzından kaçırmış olsa gerek. İstediğiniz kadar “KHK’da muğlak bir ifade yok” deyin, aynı cümleyi iki AKP’li, Mahir Ünal’la, Burhan Kuzu bir birinden farklı bir mahiyette yorumluyorsa muğlaklık olduğu aşikar. Gazetemizin yazarlarından değerli hocamız Prof. Dr. Ünla Emiroğlu, son yazısında konu hakkında şu önemli tespitlerde bulunuyor: “Anayasa ve ceza hukuku açısından ölü doğmuş bir KHK’dır bu; Ceza hukukunun temel ilkesi, kanunsuz suç, kanunsuz ceza olmaz! Buna 'suçların ve cezaların yasallığı' ilkesi diyoruz. İlkenin hukukumuzdaki yerine bakalım: Anayasa, madde 38 fıkra1: 'Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandıramaz…' Türk Ceza Kanunu, madde 6: 'Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez… Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suçların ve cezaların yasallığı ilkesine aykırı bir durum yoktur.  Oysa 696 sayılı KHK ile '15/7/2016 tarihli darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin…' suç olduğu ifade edilmiştir. Burada belirli olan suç, darbe girişimidir. Bunu anladık. Ancak 'terör eylemleri', '…devamı niteliğindeki eylemler' nedir, belli değil. Her bir eylemin yani suç sayılan fiillerin tanımının yapılması gerekirdi.