Ocak 08, 2018 10:52 Europe/Istanbul

Milli gazete: Temel Karamollaoğlu: Yaptıkları haksızlıklar umurlarında değil

Yeniçağ:

Akşener mutlu ve çok umutlu

Yeniasya:

Kudüs'ü unutamayız

Cumhuriyet:

AKP-MHP eriyor, 'hayır' bloku büyüyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Bursalı, 8 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Gül, RTE’nin yerine mi oynuyor.. ‘İttifak’ çöker mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşınca ve Gül, kanun hükmündeki son kararnamenin gerçekten çok tehlikeli maddesi üzerine çekincelerini paylaşınca gündem değişti ve Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışması hız kazandı. Bir yakıştırma var: CHP Gül’ün adaylığını destekleyebilir, hatta adaylığını koymasını istiyor. Bir spekülatif düşünce ve kulis haberi olarak birileri tartışmaya açmış olabilir. CHP’den de her yakıştırmaya yanıt vermesini beklemek doğru değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

CHP’nin cumhurbaşkanlığı adayını bilmiyoruz. Daha erken denebilir.Burada ülke ve gelecek için önemli olan, “sapına kadar CHP’li” bir aday değil, dayatılan şaibeli referandum ile değişen rejimi yeniden yerli yerine oturtacak, parlamentonun iradesini yeniden güçlendirecek, güçler ayrılığına dayanan, adalet ve hukuk temelli, insan haklarını ve özgürlükleri Avrupa standartları çerçevesinde yerleştirecek ve koruyacak bir demokratik parlamenter düzeni yerleştirmektir.

Bunun için, yüzde 50+1’in çok daha üzerinde bir seçmen çoğunluğunu garantileyecek bir seçim tasarımını yapabilmeyi hedefe koymak gerek.

Anayasa referandumunda beliren Hayır Cephesi hâlâ bir mihenk taşıdır ve yol göstericidir.

Ben gösterdim oldu, tıpış tıpış oy vereceksiniz gibi bir dayatmayla değil; herkesin içine sinebileceği ve herkesin özveride bulunacağı, işbirliği ve uzlaşma kültürünü ön plana geçirecek biçimde konuya yaklaşım, birinci derecede önemlidir.

Gül neyin adayı?

Gül’ün Hayır Cephesi’nin adayı olmak isteyeceğini düşünmüyorum. Her ne kadar siyasetin her zaman belirsiz ve sürpriz gelişmelere açık olduğunu bilmeme rağmen.

AKP’li muhalif kesim ve Gül, bugünkü yapıya tam bir alternatiftir.Bu açıdan bakıldığında, AKP içinde liderin ve kurduğu yapının ilk ciddi tökezlemesiyle, bu muhalif kesim en ciddi seçenek olarak gündeme gelecektir. Dahası, tökezlemenin ağırlığı ve ciddiliği doğrultusunda, parti yönetimini de devralabilirler. Bunun için Türkiye tarihinin en kritik seçimi sürecindeyiz.Bu kritik süreç, hem Türkiye tarihi için, hem muhalefet ve geleceği için hem de Gül ve arkadaşları için hayati önemdedir.Hatta bu önem, belki de hepsinden fazla RTE için geçerlidir. Çünkü kaybetti mi, “Yerli ve Milli” uydurma politikasıyla Türkiye’yi yeniden ikiye bölen ittifak çökecek, büyük bir tökezleme yaşanacak ve RTE’nin liderliğinin sona ereceği bir sürece girilecektir.Bu nedenle, bir dönemin sona ermesi anlamına gelecek bu süreci, RTE seçimi her ne pahasına olursa olsun kazanmak için yönlendirecektir. Son KHK’nin tartışılan maddesini bu açıdan değerlendirmek gerekir. Bu madde, “her ne pahasına olursa olsun” kazanmak anlayışının bir parçasıdır. Konu açık ve nettir. Gül’ün bu maddeye karşı çıkışına bu açıdan da bakmak gerekir. Ülkemizde siyasal güçler nihai bir çarpışma süreci içindedir. Muhalefet güçleri için de mesele bu kadar açık mı?

…***

İhsan Çaralan, 8 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “Cumhurbaşkanı ‘medya özgürlüğü’nün halini Fransa’da ilan etti!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa ziyaretinde akılda kalacak olan, herhalde France 2 Kanalının Muhabiri Laurent Richard’ın sorusu ve bu soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği tepki olacak. Çünkü Erdoğan, Richard’ın sorusuna yanıt verirken, Türkiye’de basının nasıl ağır baskı altında olduğunu dünya aleme göstermiştir! Fransız gazeteci soruyor: “Terörle mücadelede size güvenilir mi? Neden Suriye’ye silah gönderdiniz? Türkiye’nin selefi grupları desteklemesi için ne diyorsunuz?””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu soruya yanıt olarak Cumhurbaşkanından beklenen, “Hayır böyle bir şey söz konusu değil. Bunlar bizi ‘Bölgedeki terör örgütlerini destekliyor’ olarak göstermek isteyenlerin propagandasıdır” demesidir.

Ama öyle olmadı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, yandaş medyada alkışlarla karşılandığı ve adlandırıldığı gibi, “had bildirme” yolunu seçti: “Sen FETÖ ağzıyla konuşuyorsun. O operasyonu yapanlar şu anda içeride. Onlar FETÖ’nün savcılarıydı. Onlar hapisteler şu anda. Operasyon yaptılar. İstihbarat teşkilatlarının bu tür operasyonlarına yönelik kamyonlarla silah taşıma gibi yetkileri vardır. Sen bana bu soruyu soruyorsun da. ABD’nin 4 bin TIR gönderdiği silahları niye sormuyorsun? Sorularınızı sorarken başkasının ağzıyla konuşmayın. Bunları yutacak biri yok karşınızda. FETÖ ağzıyla konuşmamayı da lütfen öğrenin!”   

Aslında Cumhurbaşkanı bu yanıtıyla; bu tür soruların artık Türkiye’de, gazetecilerin Cumhurbaşkanı ve öteki yetkililere soramaz hale getirildiğini; gazetecilere soru sorarken bile bir çıta konduğunu, bu tür soruları soranların cezaevine atıldığını, MİT’in çeşitli terör örgütlerine, yaptığı operasyon gereği olarak bu tür kamyonlarla silah taşıma yetkisinin olduğunu ifade etmiştir! Bu da; Türkiye’nin medya özgürlüğünün sınırlarının ne kadar daraltılmış olduğunu, bizzat Cumhurbaşkanının ağzından, Fransa gibi bir ülkede dünya medyasının önünde, açıkça ifade edilmesidir.Türkiye’de basın özgürlüğünün çıtasının nereye kadar düşürüldüğünü açık açık söylediği için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve elbette sorduğu soru ile bunların söylenmesine fırsat veren Fransız Gazeteci Laurdant Richard’a Türkiye’nin medya özgürlüğünden yana vatandaşları olarak teşekkür etmemiz gerekir.Çünkü artık dünya, Cumhurbaşkanının ağzından Türkiye’de medya özgürlüğünün ne halde oluğunu öğrenmiştir.

…***

Ergun Kaftancı, 8 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bugün seçim olsa”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İYİ Parti  Genel Başkanı Meral Akşener'in tahmini tutar da seçim erkene, mesela 15 Temmuz tarihine alınırsa bir araştırmaya dayalı olarak yapılan nabız yoklamasından ortaya çıkan tablo, AKP'yi iyice telaşa sevk eder... Birbirlerini suçlarlar!  Pekiii, 15 Temmuz, sandığın önümüze geleceği tarih olabilir mi... Zayıf ihtimal... Çünkü her türlü kararı bir başına veren AKP Genel Başkanı Erdoğan, yerel seçimin de, genel seçimin de, dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçiminin de tarihlerini açıkladı. Hepsi 2019'da, yani zamanında yapılacak... Akşener, Erdoğan'ın açıklamasından çok önce, yaşanan siyasal gelişmelere bakarak 15 Temmuz tarihini işaret etmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Siyasal koşullar o kadar hızlı değişiyor ki geride kalmış gözüken 15 Temmuz, bir de bakmışız seçim tarihi ilan edilmiş... Bu ilk araştırmanın önümüze serdiği oy dağılımı hayli ilginç... Önce şurası çok önemli; kararsız seçmen sayısı hayli yüksek. Seçimin sonucunu etkileyecek en önemli faktörlerden biri bu. Bir diğeri, genç ve kadın oyları... Bu oyların İYİ Parti'yi işaret ettiği anlaşılıyor... AKP oy kaybeden üç partiden biri, oy oranı yüzde 38.2 CHP de oy kaybı yaşıyor, onun da oy oranı yüzde 18.4. Oylarının neredeyse tamamını yitirmiş gözüken MHP'nin oy yüzdesi 5.4'e, HDP'nin oy yüzdesi ise 8.5'e gerilemiş durumda...  Yüzde 10.9 gözüken kararsız oylar dağılmadan, İYİ Parti'nin yüzde 12'yi şimdiden yakaladığı görülüyor. "Sandığa gitmeyeceğim, oy kullanmayacağım" diyenlerin ise yüzdesi 8.2.  Partiler kararsızları ve oy vermek niyetinde olmayanları kazanırsa elbette oran değişebilir. Ancak bu değişimden AKP, CHP ve İYİ Parti dışındaki partilerin yararlanacağını sanmıyorum... Tablo böyle kalsa da, değişse de parlamentoya üç partinin girdiğini göreceğiz...Şener'in değerlendirmesi dört dörtlük. Şimdi de AKP'nin ve Erdoğan'ın neden oy kaybettiğine ilişkin olarak Abdüllatif Şener'in yaptığı değerlendirmeye bakalım...       Erdoğan'ın ülkeye ve AKP'ye zarar verecek politikalara yönlenmesine katılmamak için partiden de Başbakan Yardımcılığı'ndan istifa eden Şener'in görüşü şöyle:  Erdoğan, oylarının azaldığını görüyor. Ekonomik sorunlar, iç-dış sorunlar artıyor. Kendi seçmen kitlesi bile KHK'ları, OHAL'i eleştiriyor. Erdoğan; Kürt seçmenleri küstürüyor, ayrıştırıyor, geleneksel olarak kendini iktidara taşıyan seçmen kitleleriyle arasında problemler oluşuyor. Bu da oylarını düşüyor... Hukuk devletini, güçler ayrılığını tasfiye eden Erdoğan'a karşı bir yerlerde de arayışlar var. Erdoğan, bu arayışlar Gül'ü karşısına çıkarır diye endişe ettiğinden Gül'ü sindirmeye çalışıyor. Arayış içinde olanlar kim? Türkiye'de mevcut iktidar yapısından yılmış olan iş adamlarından, sermayeden tutun da medyaya kadar, siyasete kadar uzanan geniş bir yelpaze var. Sürekli bir takım isimleri de test ediyorlar. Erdoğan bunun farkında ve Gül'ün en azından var olması için görüntü vermesinden hoşlanmıyor.