Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: HDP'de büyük kavga! Hasip Kaplan istifa etti
Evrensel:
Çalışan Gazeteciler Günü: 145 gazeteci hapis, 10 bini işsiz
Yeniçağ:
Erdoğan köprüleri attı
Aydınlık:
Bakan Soylu: FETÖ'yle mücadelede 2017'de 48 bin 305 kişi tutuklandı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 10 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ödemeler dengesi hep eksi yazıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası 2017 üçüncü çeyrek, ödemeler dengesi ve yatırım pozisyonu raporu yayınlandı.Ödemeler dengesi Türkiye'de yerleşik olanların, başka ülkelerde yerleşik olanlarla bir ay veya bir yıl gibi bir dönem itibariyle yapmış oldukları ekonomik işlemleri gösterir.Türkiye açısından, 2003 yılından beri bu bilançonun bir sonucu olan cari açık sorun teşkil etmeye devam ediyor. 2016 Eylül ayında yıllık cari açık 32.3 milyar dolar iken 2017 yılı Eylül ayında 39.7 milyar dolara yükseldi. 2017 yılı cari açığının 42 milyar dolar olacağı anlaşılıyor. Böylece Türkiye son on beş yılda 543 milyar dolar cari açık vermiş oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eylül ayı itibariyle yıllık ödemeler dengesinin diğer verileri şöyledir:
İthalat artışı ihracat artışından daha fazla oldu. Türkiye Avrupa'da ve Dünyada artan talebi ve kur avantajını değerlendirip, cari açığını kapayamadı.Mevcut üretim yapısı ile bunu hiçbir zaman yapamaz. Çünkü üretimde kullanılan ithal ara malı ve ham madde oranı yüksektir. Enerji fiyatlarındaki artış zaten bir potansiyel açık oluşturuyor. Üretimin dışa bağımlı olması da işin tuzu biberi oluyor.Çözüm için üretimi dışa bağımlı olmaktan kurtarmak gerekir. Ne var ki tamamını teşvik verseniz de kimse artık büyük çaplı fiziki yatırım yapmıyor. Birçok neden var. Başta OHAL, sonra AB'den uzaklaşmak ve jeopolitik sorunlar geliyor.Fabrika kurmak, mevcut bir işletmeyi veya bankayı satın almak için gelen yabancı yatırım sermayesi, 2016 yılında 9.3 milyar dolar iken 2017 yılında 8.5 milyar dolara geriledi. Türkiye için istihdam yaratacak, üretimi artıracak bu sermayedir.Yabancı yatırım sermayesi, sıcak paranın olduğu ekonomilere zor gidiyor. Çünkü sıcak para spekülatif piyasa yaratıyor. Üstelik OHAL, AB ile ilişkiler de bu sermayeyi olumsuz etkiliyor.Borsaya ve kısa vadeli mevduata gelen, sıcak para dediğimiz portföy yatırımları ise, aynı dönemde 4.6 milyar dolardan, 21.2 milyar dolara çıktı. Yüzde 361 oranında arttı.Türkiye'de sıcak para kontrol edilmiyor. Kırılganlığı artırıyor. Ayrıca serap etkisi yani suni bir refah yaratıyor.Efektif, mevduat ve krediler ve ticari kredilerden oluşan yabancı para girişi ise 15.4 milyar dolardan, tersine 1.5 milyar dolar çıkışa dönüştü.
...***
Kazım Güleçyüz, 10 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “16 yılda adaletin getirildiği yer bu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yeni Şafak’ın “Yargıda neler oluyor?” başlığı ile sürmanşetten verdiği haber, bizim aylardır dikkat çekmeye çalıştığımız sorunları yeni bir durummuş gibi gösteriyor olsa dahi, gidişatın vahametinin o cenahta da nihayet fark edilmeye başlandığını göstermesi açısından önemli.Haberde belirtilen bazı hususlar şöyle:“Son dönemde yargı kulislerinde kendi özel gündemleriyle hareket eden 10’a yakın yargı grubu oluştuğu konuşuluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Bu grupların, uygulamaları ile, yargıya işi düşen vatandaşları bıktırma noktasına getirdiği belirtiliyor. Vatandaşlar, bu çevrelerin soruşturmaları etkili bir şekilde yürütmemesinden, lehe delillerin toplanmamasından ve soruşturmaların gereğinden uzun sürmesinden şikâyetçi.
“Yargı içindeki fırsat çetesi, devletin yanında yer almış kişileri, örgütle bağlarını gösteren bir delil olmamasına rağmen tutuklayarak mağduriyetlere yol açıyor.
“Yargı içindeki bu çevrelerin, muhafazakâr kesimin hepsine ‘fetö’cü muamelesi’ yapması da en önemli şikâyetlerin başında geliyor. Bu da örgütle ilgisi olmayan kişilerin mağdur edilmesini beraberinde getiriyor. Ayrıca süreci sulandırmak isteyenler, isimsiz ihbar mektuplarını delil kabul ederek birçok kişi hakkında soruşturma başlatıyor. Bu duruma ilişkin şikâyetlerin artması üzerine vatandaşın lekelenmeme hakkının korunması amacıyla KHK ile düzenleme getirilmişti.”
Bu durumda, iktidar cenahının mütemadiyen tekrarladığı “Herşey hukuk içerisinde yürüyor” iddiasına mı itibar edilecek; yoksa bu haberde bir kısmı vurgulanan ve olup bitenlere muttali olan herkesin bizzat görüp yaşadığı vakıalar mı esas alınacak?
Yeni Şafak’ın bu haberi, “yargıdaki FETÖ’cüleri tasfiye etme” iddiasıyla başlatılan süreçte biçilen 5 bine yakın hâkim ve savcının yerine getirilen kadroların içerisinde, münhasıran “hükümeti zora sokma” niyet ve kastıyla hareket edenlerin de bulunduğu 10’a yakın grubun oluştuğunu duyuruyor. Bunların başını, Doğu Perinçek’e “Yargı son 50 yılın altın çağını yaşıyor” dedirten grubun içinde yer alanlar çekiyor olsa gerek!Hükümet Sözcüsü: “OHAL bir defa daha uzatılacak. Önümüzdeki MGK gündeminde muhtemelen yer alacak, arkasından toplanacak Bakanlar Kurulu karar verecek ve Parlamentoda görüşüldükten sonra yürürlüğe girecek.” MGK, hükümet ve Meclisin henüz almadığı bir karar böyle duyuruluyor
…***
İhsan Çaralan, 10 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “OHAL’e karşı mücadeleyi yerellere taşımak için mücadeleye!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yapılan 2018’in ilk Bakanlar Kurulu toplantısının Türkiye’nin halklarına hediyesi “OHAL’in 3 ay daha uzatılması” oldu.Başbakan ve bakanların 20 Temmuz 2016’da OHAL ilk ilan edildiğinde, “Üç ay bile sürmez, belki 45 günde kaldırırız” diye ilan edilen OHAL’i Hükümet, “altıncı kez” uzatma kararı verdi.Bir kez daha ve açıkça görüldü ki; sendikalar ve emek örgütlerinden çeşitli patron örgütlerine, AKP-MHP dışındaki siyasi parti ve çevrelerden aydın ve demokrat çevrelere kadar çok geniş bir kesimden gelen “OHAL kaldırılsın” çağrılarına Hükümetin kulakları kapalı. Ve AKP Hükümeti OHAL’in sürdürülmesinde kararlı. Çünkü Bahçeli’nin de “yüksek” katkısıyla, “OHAL’siz Türkiye yönetilemez” diyen bir çizgiden siyaseti motive eden Erdoğan, ülkeyi KHK’lerle yönetmeyi tercih etmeye devam ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Öte yandan, uzunca bir zamandan beri DİB-DİSK-KESK TTB ve çeşitli siyasi parti ve çevrelerden “OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin geri çekilmesi” amacıyla ortak br mücadele hattı oluşturulmaya çalışılıyor. Dahası merkezi ve yerel düzeyde de “OHAL’e hayır” diyen eylemler eksik olmuyor. Ayrıca OHAL’e karşı olan çevrelerin sözcüleri, her platformda “Ortak mücadelenin önemi ve gerektiği”nden ve “Mutlaka birleşmek gerektiği”nden söz ediyorlar. Ne var ki bu sözlerin gerektirdiği tutumu “sahada” göremiyoruz.
Bu köşeden çok yazıldı ama bu vesileyle bir kez daha, gelinen aşamada şu saptamaları yapabiliriz:
Erdoğan ve Hükümetinin, kendi gönlüyle OHAL’i kaldırmaya niyeti yoktur ve OHAL Yasası’na dayanarak çıkarılan KHK’lerle ülkeyi yönetme konforunu sürmeyi tercih etmiştir.OHAL’in “15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı tahribatı tamir etme” iddiası çoktan geride kalmıştır ve bugün asıl olarak OHAL “tek adam rejimi”nin inşasının bir aleti olarak kullanılmaktadır.
OHAL’e karşı mücadele, çeşitli emek örgütleri ve siyasi çevreler arasındaki üst düzey görüşmeleri ve yukarıdan yapılan kampanya çağrılarıyla sınırlı kaldığında; yığınların katıldığı etkili bir mücadele yapma imkanı son derece sınırlı kalmaktadır.
OHAL’e karşı kampanyalar, herkesin kendi başına da olsa girişimler yapması, eylem ve etkinlikler düzenlemesi elbette ki önemlidir. Ama şu da bir gerçek ki; “merkezi girişimlerle sınırlı” ilan edilen kampanyalar ve “yukarıdan” yapılan çağrıların, yığınların ana kitlesini mücadeleye çeken sonuçlar doğurmadığı çok açıktır. Nitekim bu tip girişimlerin, sadece örgütlerin yöneticileri ve en yakın çevresinin katılımıyla sınırlı kaldığı da geçen aylar içinde görülmüştür. Bu yüzden de; önemli olan sadece kampanyalar ilan etmek değil; kampanyaların yığınları mücadeleye çekecek tarzda ele alınmasıdır. Ki OHAL’in kaldırılmasına yönelik talepleri savunacak kitlelerin siyaset alanına çekilmesinin yolu da buradan geçmektedir.