Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Hükümlü taşeron işçiler: Çalışmak istiyoruz
Milli gazete:
TSK Afrin'e top atışına başladı
Cumhuriyet:
SONAR'ın son anketi: Erdoğan’ın ikinci turda da seçilmesi çok zor
Yeniasya:
AYM kararının uygulanmamasına muhalefetten de tepki geldi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar, 14 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Hukuk siyasetin emrine girdiğinde...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hukuk bir kez siyasetin emrine girerse, bir daha bağımsız ve tarafsız olamaz... Çünkü hiçbir hizmetkâr efendisine yeterince yaranamaz!Anayasa Mahkemesi, tutuklu yargılanan Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın başvurularını kabul ederek, salıverilmelerine karar verdi. Mahkemeler ise Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına derhal uymaları gerekirken sanıkları hemen tahliye etmedi... Üstelik yapılan yeni bir başvuru da, “Anayasa Mahkemesi görev gaspı yapıyor” denilerek, reddedildi. Ortaya “Hukuk Devleti” açısından kabul edilemez bir durum çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, şu bildiriyi yayımladı: İstanbul 13. ve 26. Ağır Ceza Mahkemeleri Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymamış meslektaşlarımızı tahliye etmemiştir. Unutulmamalıdır ki Anayasanın 153. maddesi; Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunu’nun 66. Maddesi; ‘Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.’
Anayasanın 38. Maddesi ise ‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’ der. Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır ve gereğinin yerine getirilmesi mutlak zorunludur. Aksi takdirde ülkede demokrasiden, hukuk devletinden, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından bahsedilemez. Gazeteciler siyasi iktidar tarafından, yargılama yapılmadan önce, kitle iletişim araçları kullanılarak suçlu ilan edilmektedir. Yargı makamları tarafından da istisnai bir tedbir olan tutukluluk müessesesi cezaya dönüştürülmektedir. Bu tehlikeli anlayıştan dönülmesi ülkemizin toplumsal barışı, demokrasisi, hukuk devletinin tesisi, yargının bağımsızlığı ve tüm demokratik işlerliği için zorunludur.”
Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen de özetle şöyle dedi:
“Bu karar kesindir, bu kararın uygulanması gerekir. Hele siyasetçinin çıkıp bu karar yanlıştır demesi büsbütün hukuk devletiyle bağdaşmayan bir şey. AYM kararı kesinleşmiş olmasına rağmen, hâlâ tutuklu olmaları ayrı bir ihlal nedeni. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. ve 6. maddesinin ihlali.
Hukuk devletinde bunlar olmaz. Niye Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanındı? O zaman tanınmasaydı. Hukuk devleti var mı yok mu Türkiye’de?” Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da şu yorumu yaptı: “Mahkemelerin ‘Hayır ben gerekçeli kararı bekleyeceğim’ gibi bir rahatlığa girmeden, işi yokuşa sürer gibi bir tavra girmeden, Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir kararı açıklamasını izleyen saatlerde tahliye kararını vermeleri gerekirdi.”
Bu tepkiler, mahkemelerden birinin, ikinci başvuru üzerine, AYM kararına, “Görev gaspı” diyerek açıkça karşı çıkmasından önce verilmişti. “Görev gaspı” iddiası, tartışmaları iyice koyulaştırdı: Şimdi siyasetin yargı üzerindeki denetiminin, Hukuk Devletini ve Demokrasiyi yok ettiğine ilişkin yorumlar yapılıyor.
…***
Necati Doğru, 14 ocak tarihli Sözcü gazetesinde, “Bahçeli 2. Fetullah olur mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen hafta Çağlayan Adliyesi'nde bir yazımın içinde geçen 2 soru cümlesinden dolayı 45 dakika ifade verdim.Savcıya da söyledim. Kesinlik yoksa, olay henüz net değilse, gazete yazarı, şüphelerini dile getiren “soru cümleleri” ile yazar ve okuruna dikkat pencereleri açmaya çalışır. Şüphe etmek sağlıktır. Yeter ki sağlam dayanağımız olsun.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şimdi yine şüphe ediyorum. Yine soruyorum. Siz de sorun. Bahçeli, 2. Fetullah olur mu?Sağlam dayanağım var. Çünkü Birinci Fetullah ile de böyle “milli, yerli, dini değerler” söylemlerine binilerek birlikte yola çıkılmıştı. Davamız tektir denilmişti. AKP'ye oy veren insanlarımıza; ölüleri bile mezarlarından kaldırıp seçim sandığına götürecek kadar insanüstü becerilerin “Tayyip Erdoğan ile Fetullah Gülen beraberliğini” pekiştirmek için kullanılması telkini bile yapılmıştı. Fetullah'ın imamlarının, kadrolarının, ablalar ile abilerinin orduya, polise, yargıya, okullara, MİT'e, bakanlıklara sızmaları için “gizli ve açık, paket ve paket, parsel ve parsel gelirler” transfer edilmişti. Sonuç, korkunçtu. Ordu, kendi halkına ateş etti. Kendi Meclisini bombaladı. 15 Temmuz'da Türkiye'nin başına dünyada görülmemiş çok ağır bir felaket geldi. Şimdi yine benzer söylemler: Tayyip Erdoğan ile Fetullah Gülen arasında başlangıçta beraber yürünen yolun; milli, yerli, dini değerlerle döşenmesi ve “alnı secde görenden kötülük gelmez” şablonunu ısıtıp halkın önüne koyuyorlar. Ben şüphe ederim. AKP'ye oy verenler! Sizler de şüphelenin. Bu memleket hepimizin. Milli, yerli, dini değerler de hepimizin. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın anketlerinde oyu tek başına birinci turda Cumhurbaşkanı olmaya yetmiyor, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin oyu da tek başına barajı geçmeye yeterli gelmiyor olmalı. İttifak, yerli, milli, dini değerler için değil Tayyip Erdoğan'ı yeniden Cumhurbaşkanı, Devlet Bahçeli'yi de yeniden milletvekili yapmayı garantilemek için kuruluyor olmalı. Dava, koltuk davası. Milli, yerli, dini değerler. Seçmene atılan oy kancası.
…***
Ergun Kaftancı 14 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AYM'ye karşı çıkmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eğer evrensel hukuk anlayışını, kendimizden neşet eden hukuk anlayışıyla keen-lem yekûn hale getirirsek yargı kurumları da, yargı kararları da hatta yargı mensupları da tartışılır hale gelir. Bugün onu yaşıyoruz. Yazar Şahin Alpay ile Mehmet Altan'ın fetöcü olmakla suçlanmaları sonucu başlayan tutukluluk halleri devam ederken Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları değerlendirdi ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlâl edildiğine 6'ya karşı 11 oyla karar verdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu "Adı geçen kişilerin tahliye edilmesi lâzım" anlamında bir karardı. Ne oldu? AYM'nin bu kararını içeren gerekçe yazılmadığından iki ayrı Ağır Ceza Mahkemesi de Alpay ve Altan'ın tahliye taleplerini reddetti. Bu gelişme üzerine Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, AYM'nin anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aşarak kendisini ilk derece mahkemesi yerine koyduğunu iddia etti. Böylece Bozdağ yeni tartışmayı başlatmış oldu; öyle anlaşılıyor ki bu durum, hem hukukçuların, hem siyasetçilerin uzun süre tartışacakları konu olacak. Anayasa Mahkemesi, kendisini nakzedecek bir konuma getirmeyecek kadar dikkatli ve hukuku da, yasaları da iyi bilen üyelere sahiptir. Mahkemenin hak, hukuk, adalet konusunda titiz, dikkatli ve bilge kimselerden oluştuğu dikkate alınmalıdır. Bekir Bozdağ AYM'nin bu niteliklerini dikkate alsaydı yüce mahkemeye karşı çıkmazdı... AYM, Yüce Divan niteliğinde bir yargı kurumudur... Yani ilk derece mahkemesi konumuna da sahiptir. Dolayısıyla bu son kararıyla "Kendisini ilk derece mahkemesi yerine koydu" diyerek eleştirilemez. Ağır Ceza Mahkemeleri, ellerine gerekçeli bir AYM kararı ulaşmadığı için tahliyelere olmaz demiştir. Bu gelişmeleri başka pencereden bakarak değerlendirmek ancak hukuku ve siyasal iradeyi zedeler. AYM'ye karşı çıkmak hukuka karşı çıkmak olur. Ülkeyi hukukun kıyasıya tartışıldığı bir zemin olmaktan kurtarmalıyız!Neden olmasın.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, seçim tarihlerinin açıklamasına rağmen hâlâ erken seçimden bahsediyor, hatta tarih bile veriyor... "15 Temmuz'da sandığa gidebiliriz" diyor. Zayıf da olsa ihtimal. Akşener'in mutlaka bir bildiği vardır diyoruz, geçiyoruz. Bahçeli'nin pusulası bugünlerde sadece AKP'yi ve Erdoğan'ı gösteriyor. MHP liderinin son tavrı üzerine adıma gönderilen e-posta sayısı, yeminle söylüyorum rekor düzeyde. Neler diyorlar neler. Anlaşılan Devlet Bey'in MHP'nin kapısına kilit vurmasına gerek kalmayacak. Zira parti neredeyse tamamen boşalmış durumda. İletilerden bu anlaşılıyor.