Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Ankara'da Demirtaş yasağı
Evrensel:
Yıldırım: Müttefiklerimiz niyetini açıkça ortaya koysun
Yeniçağ:
CHP'li Muharrem İnce'den adaylık açıklaması
Cumhuriyet:
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel: "MHP kepenkleri indirmiştir"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Şükran Soner, 17 ocak tarihli cumhuriyet gazetesinde, “Haksız, hukuksuz atılan yüz binlerin işlerine el konuldu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İşlerine iade edilme istemi ile açlık grevlerinin 313. gününe gelmiş eğitimciler Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın bir iç burkan görüntüleri eşliğinde verilen satır arası haberler arasında çok sayıda CHP’li milletvekilinin Meclis OHAL Komisyonu’na verdikleri önergelere de doğru dürüst yanıt verilmediğinin bilgisi yer alıyor. Dört gün öncesinin Meclis’e ulaşan dosyalarıyla haksız, hukuksuz kamudaki işlerinden atıldıkları savı ile işe iade istemiş kamu çalışanı sayısı 110 bine ulaşmıştı. Komisyonun en kalabalık kadrolarla en hızlı koşullarda söz konusu dosyaları inceleyip bir sonuca varabilmesi için 2-4 yıl arasında bir zaman dilimi gerektiği bilgilendirmesi de var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yine de dünün taze siyaset kulislerine göre, koşulların elvermesi, anketlerin uygun ipuçları göstermesi halinde, Saray’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini erkene alacağı yandaş değerlendirmelerinde öne çıktığına göre, hiç değilse siyaseten haklarında haklı hiçbir suçlama, çıkarma gerekçesi bulunamamış bu iki eğitimcinin dosyalarının öncelikli, hızlı incelenip işlerine iade kararı verilmesi akla uygun değil mi? Bu zararı en çok kendilerine açlık grevi eylemine başladıkları günden bugüne bu kadar acımasız bir siyaset, baskı zinciri uygulamalarının nedenini hiç düşündük mü?
Destek, dayanışma eylemi yapmaya kalkışanlara en şiddetlisinden polis gücü, operasyonlar düzenlendi. Sayılamayacak kadar ağır orantısız güç kullanımı, operasyonlarda ne kadar çok kişinin ne kadar ağır bedel ödediklerini saymak bile olanaksız. Kafa-kol kırılmaları, şiddet en sıradanı, gözaltına alınanlar... Hak arama eylemlerinin yayılmaması, güçlenmemesi için akıl almaz orantısız güç, şiddet kullanıldı? Yetmedi açlık grevini kamuoyu gündeminden uzak tutma beklentisi ile tutuklandılar, açlık grevinden vazgeçme yolunda en ağır koşullarda zorlandılar. İpin ucu kaçtı, çıktıktan sonra da açlık grevi eylemlerini sürdürdüklerine göre, akıl yolu dosyalarının bir an önce incelenmesi karara bağlanması, dahası işe iadeleri olmalı değil mi?..
Nedenini hâlâ sorgulayamadıysanız, kestirmeden “Haksız işten atılanlar, ekmekleriyle oynananların hak arama örgütlülüklerini dibe vurmak, olayları, yaşananları kamuoyu gündeminden uzak tutmak için...” diye özetlemek gerekiyor. İnsanların haksızca ekmeği ile oynamak, kamudaki işlerinden atmak öyle kolayca geçiştirilecek, hafife alınacak bir suç değildir.
Bugün yaşadığımızın hak-hukuk ihlali, insan haklarına aykırı vicdansız boyutunu, bugüne kadar haklarında hiçbir suçlama kanıtının gündeme gelmemesinden güvenli, Meclis’in oluşturduğu OHAL komisyonuna dosyası ile başvurmuş kamu çalışanı mağduru, işten atılmışlar sayısına bakarak algılamaya bir çalışsak ya... En vicdansız incelemelerle işe iadelerde haksız-hukuksuz karar vermek, ortalıkta suç kanıtı yaratılamadığına göre öyle kolay bir iş de değil. Göz boyama, tansiyonu düşürme adına kimi örnek dosyalardan iyi niyetli iş yapma çabası görüntüsü verilemez mi? Bağışlayın ancak “affedersiniz yanıltıldık, aldatıldık” denilemeyecek en zorlu noktada, kamu çalışanlarının yüz binlerle işten atılmış olmaları gerçeği var. İnsanların kitlesel ekmekleriyle oynanmasının vicdansızlığı boyutu ile elbet değil sadece. 15 Temmuz-20 Temmuz süreçlerine İktidarlarının iç çatışmaları, hesaplaşmaları, hesaplaşamamalarıyla doğrudan ilişkili vahim gelişmelerin kilidi, gerekçesiz, daha doğrusuyla kanıtsız, yargı kararı, suç kanıtları ortaya konulmadan, yüz binlerin birden işten atılmalarının ta kendisi. Kesinlikle dünyada bu boyutta acımasızlığın bir örneğini ben duymadım, olabilemez de diyorum. En katlanabilir sayılarla haksız çıkarılmışların işlerine geri döndürülebilmelerinin kapılarının da açılabileceğine inanmıyorum.
…***
Kazım Güleçyüz, 17 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Hukuka direnmekten vazgeçin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin hukuksuzlukları yine hukukla aşacağına olan inancımızı başından beri hep tekrarlayageldik.Gerçi 15 ve ardından 20 Temmuz süreçlerinde yargının da maruz kaldığı görülmemiş baskının orayı da “meflûç” hale getirmesi, bu inancı korumamızı hayli zorlaştırdı.“FETÖ” suçlamasına dayandırılan ihraç, gözaltı ve tutuklamalarla yüksek yargı mensupları dahil binlerce hâkim ve savcının tasfiye edilmesi, kalanları korkuttu.Hukukun üstünlüğü ilkesini herşeyin üzerinde tutması ve adaletin güvencesi olması gereken yargı organları, bu değerleri maalesef konjonktürel baskılara kurban veren çok talihsiz kararlara imza atabildiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu durum, ailelerle birlikte milyonlara ulaşan bir kitlenin mağduriyetine yol açtı.Darbeci ve teröristlerle mücadele gerekçesiyle yapılanlar, darbeyle de, terörle de hiçbir ilgisi olmayan masumların hukukunun payimal edilmesine sebep oldu.Ancak bütün bunlara rağmen yargının da normale döneceği, taşların yerine oturacağı, hak ve adaletin eninde sonunda tecellî edeceği ümidimizi kaybetmedik.Nitekim son dönemdeki bazı işaretler bu ümit ve inancımızı tasdik ve teyid ediyor.
“Dinî sohbete gitmek, çocuğunu okula göndermek, gazeteye abone olmak veya sempati duymak kişiyi terör örgütü üyesi yapmaz” diyen Yargıtay’ın, bilâhare münhasıran Bylock’un varlığı üzerine kurulan bir mahkûmiyeti bozması, bu işaretlerden.Geniş çaplı mağduriyetlerin en önemli sebebi olan delilsiz ve uzun tutukluluklar için AYM’nin verdiği emsal niteliğindeki karar da.Mehmet Altan ve Şahin Alpay için verilen bu karara iktidarın ve güdümündeki mahkemelerin direnişi daha fazla sürdürülemez.
Hele AİHM’in de Şubat ayında aynı yönde vermesi beklenen karar da yoldayken...Onun için iktidara tavsiyemiz: Artık siz de bir an önce hukuka dönün; yargı kararına saygılı olun ve gereğini yerine getirin. Hukuka direnerek kendinizi de, ülkeyi de daha fazla zora sokmayın.Darbe ve teröre karşı verdiğinizi söylediğiniz mücadeleyi lâfta değil, icraatta hukukun temel prensiplerine uyarak yapın. OHAL’i tekrar uzatmaktan ve hukukun işlemesine takoz koymaktan da vazgeçin.
…***
Ergun Kaftancı, 17 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AYM tatile çıkarılır mı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu, AYM'nin OHAL ürünü KHK'lar söz konusu olduğunda özgürlükçü bir yaklaşım göstermesi gerektiğini hatırlattı, "Aksi halde AYM bir sabah altı aylığına tatile çıkarılmış olabilir" uyarısında bulundu.Bu mümkün mü...Tek kişinin iradesini millî irade sayanlar böyle bir kararı OHAL kılıfına uydurarak verebilirler...Nasıl ve ne tür bir gerekçeye dayanarak verirler onu bilemem...Peki, böyle bir kararı, kafalardan silip atmak suretiyle kim engelleyebilir...Onun da cevabı belli...Kararı verme yetkisini kendinde gören, bu düşünceyi de engelleyebilir...Bilmem kısa yoldan anlatabildim mi...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Anayasa Mahkemesi hukukun zirve yaptığı alandır ve Feyzioğlu'nun da belirttiği gibi kararları bağlayıcıdır.Onun bu yönünü görmezden gelir ve yanlış ifadelerle kamuoyu oluşturmaya çalışırsanız hukuktan neyi anladığınızı göstermiş olursunuz. Hukuka itibar etmemekten ve siyasal iradenin kendi hukuk anlayışını evrensel hukuk anlayışının yerine ikame etme gayretkeşliğinden ülkemiz çok çekti; bu durum daha fazla sürdürülmemelidir!Burhan Ayeri, 5 Ocak'ta yayımlanan yazısında Devlet Bahçeli'yi eleştirip sormuştu:Hangi Bahçeli'ye inanacağız...Cevap vermek isterdim ama operasyon geçirdiğim için geciktim...Kısmet bugünmüş... Burhan'cığım, hangi Bahçeli'ye diye sorduğun için söylüyorum, hiçbirine!Ortaklık başladı, sıkı bir biçimde de devam ettiriliyor...Yalnız Erdoğan ile Bahçeli henüz her konuda uzlaşı halinde değiller. Mesela "Rabia" işareti konusunda...Erdoğan dört parmakla halkı selamlıyor, Bahçeli beş parmakla... Erdoğan'a göre "Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak", Bahçeli'ye göre "Tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak -ve tabii- tek dil".Tek dil olmadan öteki teklerin olması zor, hatta mümkün değil...Ya Erdoğan da "tek dil" deyip Rabia işaretinden vazgeçecek, ya da Bahçeli "tek dil" sevdasını bırakıp baş parmağını kıracak ve Rabia işaretini benimseyecek…İkisi de gelecek seçimi parmak yüzünden yaşanacak bir krize terk etmez gibi geliyor bana...Dikkat, siyasette maalesef kriterler de değişti. Artık, önce vatan ve millet değil, önce kişisel çıkar diyorlar!