Ocak 24, 2018 11:02 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel: Hükümetin Meclis’i Afrin için acilen toplaması lazım

Milli gazete:

AK Parti - MHP ittifakında sürpriz formül

Yeniçağ:

Erdoğan, Putin ile Afrin operasyonunu görüştü

Yeniasya:

Devamlı gerginlik hukuk devletine zarar verir

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Arslan Tekin, 23 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “'Adalet' beklemez!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçen hafta "Gaziler ve mağdurlar" başlıklı yazımda, "Reis"in, "gazi" olan yeğenimi Saray'da samimi kabulünü yazmış ve sözü "mağdurlar"a getirmiştim. Birçok e-posta geldi. Hepsinin adına birin veriyorum:"Sn. Arslan Tekin / Gaziler ve mağdurlar başlıklı yazınızı okudum ve ülkesini, milletini seven her insan gibi içim sızladı.Fetö davaları; göz göre göre kaçmasına göz yumdukları o zalim savcı Zekeriya Öz'ün yaşattığı mağduriyetlere benzedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

Malumunuz, bu darbenin ve şartları oluşturanların bir kısmı yurt dışına kaçtı. Silah kullananların çoğu suçüstü yapılıp deşifre oldular. Geride kalan samimi olarak sempati duyan garip gurebalar kaldı. Öyle ise bu zalimlikler niye? Durum bu şekilde  olduğu halde, zannedersem birileri Erdoğan'a bu türden mağdurları da tehlike gösteriyorsa o kişi kripto fetöcü’dür. Bu durumu anlasın artık. Bu harekete sempati seviyesinde bakan halkı kalkışma hareketi başlatmalarından mı korkuyorlar? Silahlı unsurlar bunu başaramadı da, garip gureba bunu mu başaracak!! Bu mümkün müdür?Akıl var mantık var. Anlaşılan, Erdoğan'ı hâlâ çok korkutanlar var. Zaten o gruplar Erdoğan'ı hep korkutup güven kazanarak en mahrem yerlerine kadar girmediler mi... Bu türden insanlar makam bekleyen yalaka ve yağcı değilse, mutlaka kripto fetöcüdür.Buradan hareketle ben de diyorum ki: Acaba fetö mağdurları, savcılıklara, bir an için bir dilekçe verdiklerini varsaysak... Şöyle:'Fetö'yu görünürde birçok insan gibi hizmet hareketi zannedip, sempati ötesinde, Ak Parti yöneticileri kadar iltisaklı bir durumum dahi yoktur. Bu nedenle, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Ak Parti yöneticilerinin yararlanmış olduğu, 'Aldatıldım, Allah affetsin' kapsamından yararlanmam hususunu arz ederim." deseler hakları değil mi?Meselâ; emsal teşkil etmez mi?Siz hukukçu olmasanız da hukuk bilginiz vardır.Fetö mağdurlarının böyle bir dilekçe vermeye hakları vardır. Hukuk devletinde tabiî.Bunları yazmamın bir amacı da, açmazlarını ortaya koymaktır. Yoksa böyle bir dilekçe bu şartlarda yeniden bir dava açılma sebebi olur.

…***

Şakir Tarım 23 Ocak tarihli Milli gazetede, “Önce diplomasi; savaş son care”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“SON bir yıldır, Suriye’nin kuzey sınırına ABD’nin tırlar dolusu silah ve mühimmat yığdığı konuşuluyordu. Son 15 gündür, tırların sayısının 4 bine çıktığı ve ABD’nin Suriye sınırımıza 30 bin kişilik düzenli terör ordusu oluşturma hazırlığı yaptığı anlaşıldı.Yaşananlar Türkiye’yi harekete geçirdi. Erdoğan açıkladı: “Müttefikimiz bir ülke tüm ikazlarımıza rağmen sınırlarımız boyunca bir terör ordusu kurmakta ısrar ediyor. Türkiye sınırı boyunca kurulacak bir terör yapılanmasının Türkiye’den başka bir hedefi olabilir mi? Amerika’nın artık niyetini açıkça ifade etmesinden memnuniyet duyarız.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu atmosferde, Türkiye’nin Afrin ve mümbiç operasyonlarını başlatma kararlılığını ifade etmesinden sonra; ABD, “Sınır ordusu kurmayacağız” açıklaması yaptı. Fakat bu sözler inandırıcı bulunmadı. ABD terör örgütlerini kullanarak Ortadoğu’yu kontrolünde tutmak istiyor. Büyük bir planın parçası bu! Siyonist plan, 121 sene önce İsviçre’nin Basel şehrinde start aldı. ABD’nin 2001’de Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak adlandırdığı bu proje gerçekte Büyük İsrail Projesi’dir. Projenin bundan sonraki safhasının nasıl seyredeceğini o planı hazırlayanlar biliyor. Türkiye hesabını bunu dikkate alarak yapmak zorunda!

GELİNEN noktada Türkiye’nin iki temel ihtiyacı var: İç barışı kâmil anlamda sağlamak. 2. Diplomatik çözümü sonuna kadar zorlamak.

Sınır ötesi operasyonlar sonrası bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz. Çünkü ABD öncülüğünde yürüyen projeyi biz yapmadık. Onun için yol haritamızı çizerken bütün ihtimalleri dikkate almalıyız. “Yüreklerin toplu vurmasını” sağlamamız gerekli..

Güvenlik bizim en başta gelen milli konularımız arasında. 82 milyon olarak birlikte olmamızı zorunlu kılıyor. Kalenin içi sağlam olmalı.

Hükümet, 82 milyonu ilgilendiren bir konudaki kararı, halkın temsilcisi durumundaki siyasi partilerin ortak mutabakatı ile vermelidir. Güvenlik konusu hata kaldırmaz.Sömürgeci güçler uzun vadeli planlar yapıyor. Erbakan Hoca, sömürgeci güçlerin İslam dünyası üzerindeki planlarının belgesini göstererek açıkladı: “ABD, dış güçler, İsrail bütün bu olayları planlı olarak yapıyorlar. Onların uzun vadeli planları var. Batılı ajanlar ülkemizde cirit atıyor. Bizim kısa, orta, uzun vadeli planlarımız nerede? Kim yapacak bunları?” Türkiye’ye özgü planları olmayanlar başkalarının planlarına alet oluyorlar. 8 sene önce Esad Türkiye ile birleşmeyi telaffuz ederken, bu yaklaşımdan faydalanabildik mi? Bu gerçeği Hükümet’ten bir tek zamanın Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş itiraf edebildi: “Hükümet’in Suriye politikası baştan beri yanlıştı.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu; “büyük oyun”u hatırlattı: “ABD ve İsrail dost görünen iki düşmandır. İçimizi karıştırıp birbirimizi kırdırmak istiyorlar.” Güvenliğimiz konusunda siyasi partiler birlikte hareket ederek ortak irade ortaya koyabilmeli. Teröre sempatizanlık gibi ülke menfaatlerine aykırı davranışlara kesinlikle fırsat verilmemelidir.Hükümet dış politikayı yürütürken bütün diplomatik yolları denemelidir. İçte ülkesinin siyasileriyle iletişime geçemeyenler, diplomatik ilişkilerde yetersiz kalıyorlar. Diplomatik kanallar tıkanmadan, savaş çare olarak görülmemelidir. Gün, bir olup beraber hareket etme zamanıdır. Güvenlik konusu iç politika malzemesi yapılmamalıdır.

…***

Orhan Bursalı 23 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Suriye topraklarında gözümüz yok’, mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı “Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz, topraklarında gözümüz yok” diyor. Günümüzde bir ülkeden toprak “çalmak” mümkün değil. Eğer bir ülkeye girerseniz askerinizle, anlaşmalara uygun bir çağrı yoksa, bu kesin “işgalci güç” olur. Ama burada özel durum var, uluslararası kararlara, terör örgütü PKK neden gösterilerek bir gönderme yapılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Suriye’den tek karış toprak alamaz Türkiye. Böyle bir şeyi düşündüklerini hiç sanmıyorum. Ama başka bir nokta var: Suriye’de “Türkiye’ye bağlı” yönetimler kurmak. Biliyorsunuz Sözde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adındaki Esad muhaliflerinden bir grup, iki yıl önceye kadar Şam’da yönetimi devralacak siyasi- askeri kuruluş olarak desteklenmiş, ABD ile birlikte eğit-donat programına sokulmuş, ABD bu programın iflasını ilan ederek çekilmişti. Ama Türkiye eğitimlerini sürdürdü.

Fırat ve Afrin operasyonlarına bunlar da katılıyor.İktidar yanlısı bazı konuşmacılar, TV’lerde mesela Afrin operasyonuna katılan 5 bin kişiyi aşkın ÖSO güçleri olduğunu sallıyor. Dahası, neredeyse operasyonu ÖSO’ya yaptıracak! Ama niyeti farklı, ortaya attıkları sorudan anlıyorsunuz: Peki bu operasyonlara destek verenlerin gelecekte Suriye’de durumları, rolleri ne olacak? Amaç Suriye yönetiminde bunlara pay verdirmek.. Veya bulundukları bölgede derebeylik bahşetmek. Bu tamamen art niyettir. Utanılacak cinsten...

Ülkeyi yönetenler ÖSO’yu niye besleyip ayakta tutuyor? Suriye’de müdahalelerde kullanmak için. Bu öncelikle kesin bir ülkenin içişlerine karışmaktır ve meşru yönü yoktur. ABD de benzerini yapıyor ve PKK’yi kullanıyor; kıyameti koparıyoruz. Başkası yaparsa kötü, biz yaparsak iyi, olabilir mi?

Suriye topraklarında gözümüz yok, açıklamasının dürüst anlamı, ülkenin toprak bütünlüğüne, üniter birliğine saygıdır. Ama gelin görün ki Şam, IŞİD dışında da silahlı örgütlerin işgali altındaki topraklarını da kurtarmak için savaşıyor. Yarın ÖSO’nun yönetiminde olacak toprakları da ülke bütünlüğüne katacak, o zaman ne diyeceksiniz, TSK’yi mi devreye sokacaksınız?

Kendi ülkene yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapamazsın. Gün gelir, devran döner, bunun hesabı önüne konur. Ülkenin zayıflıklarından yararlanma sadece bir orman kanunudur. Türkiye’nin en büyük yararı, Suriye’nin birliğidir. Suriye’nin yönetim biçimine ülke karar verir. Ama iktidar yandaşlarının “ÖSO - MÖSO ne olacak” sorusunun ardında, Ankara’yı görüyoruz. Ankara’nın egemenleri geçici, bugün var yarın yoklar. Türkiye’ye ileride faturası çıkacak uluslararası yanlış politikalara sapmamalı.