Ocak 30, 2018 10:23 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: ABD: Türkiye ile çatışmamak için tedbirler alıyoruz.

Evrensel:

10 Ekim Ankara Katliamı davasının 7. duruşmasına çağrı

Milli gazete:

Afrin'de harekât genişliyor!

Aydınlık:

Erdoğan, bir istifa daha istedi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Emre Kongar, 30 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP kurultayı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP/Erdoğan iktidarının baskıcı Tek Adam rejimi dayatmasına karşı tek ciddi demokratik seçenek olarak görünen CHP, seçimli kurultaya gidiyor.CHP’nin yeterli ve enerjik bir muhalefet gösterememekle eleştirildiği bilinen bir olgu. Bu eleştirilerin bir bölümü gerçek; CHP’ye umut bağlayanlar tarafından yapılıyor... Bu arada, Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner tarafından yayımlanan bir bildiri dikkatimi çekti. Bu uzun bildirinin maddeler halindeki son bölümünü değerli okurlarımın dikkatine sunuyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Toplumsal muhalefetin en büyük örgütlü gücü ve öncüsü olan CHP, ‘sürekli OHAL’ rejimini normalleştirmeyen, gayrimeşru olanı meşrulaştırmayan, olağanüstü koşullara uygun olağanüstü bir muhalefeti örgütlemeli. Bugün olağanüstü koşullara rağmen, muhalefet olağan dönemin siyasi araçları ve yöntemlerine sıkışmış durumda. Bu doğrultuda, CHP, Meclis içindeki mücadeleyi bir siyasi tavırla birleştirmeden, ‘olağan dönemin yasama faaliyeti’ olarak sürdürme anlayışına son vermeli. OHAL rejimi sona erene, asgari demokratik bir ortama geçilene kadar ve adil, güvenli bir seçim ortamı sağlanana dek, Meclis’te aktif boykot, Meclis çalışmalarından çekilme ve benzeri demokratik araçlar parti kurullarında ciddi şekilde değerlendirilmeli.

Cumhuriyet devriminin temel ilkeleri ve sosyal demokrasinin evrensel değerlerinin savunulması, AKP’nin tanımladığı biçimiyle ‘muhafazakâr hassasiyetler’, ‘güvenlik’, ‘millilik’, ‘konjonktür’ gibi gerekçelerle ihmal edilmemeli. Bu değerler tavizsiz biçimde sahiplenilmeli. Bu yaklaşımla, örneğin Kürt meselesinde, halkı, salt güvenlikçi baskı politikalarıyla terör arasına sıkıştırmayı reddeden, demokratik siyaset alanını genişleterek kalıcı toplumsal barışı sağlamakta kararlı sosyal demokrat bir çözüm çerçevesi ortaya konulmalı.

AKP faşizmi karşısında direnen toplumsal muhalefetin bütün ilerici unsurlarını siyasete ve partimize taşıyacak siyasi katılım mekanizmaları, meclisler/forumlar gibi yatay örgütlenme biçimleri kullanılmalı. Bu siyasi dönüşüm ve örgütlenmenin gereği olarak, parti adına kararlar parti kurullarında alınmalı, bu kurulların seçimleri demokratik biçimde yapılmalı. Belediyelerin ve genel merkezin örgüt seçimlerine açıktan/örtülü müdahalesi olmamalı, partinin kadroları blok değil, çarşaf liste yöntemiyle belirlenmeli. Bu değerler ışığında siyaset yapan bir CHP, Türkiye’nin de geleceğini değiştirecek.

…***

Esfender Korkmaz, 30 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hukuk yaşam kalitelisini belirler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hukukun üstünlüğü, toplumun, toplumdaki her kişinin geleceğini ve günlük yaşamını doğrudan etkiler.Kapitalizmin ve piyasa ekonomisinin anahtarı mülkiyettir. Mülkiyet hakkının yasalarla teminat altına alınmış olması halinde ancak, tasarruf- yatırım -tüketim dengesi sağlanır. Aksi halde iktisadi ajanlar sahip olamayacakları tasarrufu neden yapacaklar?Mülkiyet hakkı insanların sahip oldukları taşınır ve taşınmaz eşya üzerinde bunlardan yararlanma ve tasarruf haklarıdır. Bu hak hukuk düzeni içinde kullanılır ve kanunlarla  teminat altına alınmış olmakla birlikte aynı zamanda uygulamada kanunlarla belirli sınırlamalar da getirilmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelee yer veriyor:

…***

Hukuk tüm yaşamın altyapısı olduğu gibi iktisadi kalkınmanın da altyapısını oluşturur.Çok açıktır ki, oligopol yapıların olduğu, kartelleşmenin arttığı, rekabetin olmadığı ve spekülasyonun hakim olduğu bir piyasa ekonomisinde anarşi vardır ve kalkınma sağlanamaz.Yine, yasal engeller yoksa, devlet imtiyazlarının, ihalelerinin, her türlü ruhsat ve izinlerin, subjektif kriterlere göre dağıtılması, haksız rekabet yaratır, haksız zenginlik yaratır, gelir dağılımı bozulur. Orta gelir gurubu yok olur. İkili ekonomik yapı oluşur. Zenginler ve fakirler piyasası oluşur.Aynı şekilde bir ekonomide eğer yasalarla sınırlanmamışsa, siyasi iktidarlar bütçe kaynaklarını popülizm yapmak veya kendi partilerinin propagandasında kullanırlar.Bu durum hem diğer muhalif seçmen kitlesine karşı haksız rekabete yol açar, hem de kaynaklar çarçur edilmiş olur. Zira popülizm için harcama artınca, altyapı yatırımlarına yeterli kaynak kalmaz ve aynı zamanda devletin piyasaya düzenleyici müdahalesi azalır. Bu şartlarda popülist iktidarlar, toplumu borçlandırarak altyapı harcamaları yaparlar ve toplumun geleceği ipotek altına girer.Bütün bunlar kaynakların etkin kullanılmaması demektir. Kaynak kullanımı etkin olmazsa, verimsiz olursa, elbette geçici büyüme olsa da, orta ve uzun dönemde kalkınma sağlanamaz.Öte yandan kalıcı büyüme ve kalkınma, başta teknoloji olmak üzere yatırımlarla sağlanır. Yerli veya  yabancı yatırımcı, bir ülkeye yatırım yaparken her şeyden önce burada, mülkiyet haklarına sağlanan güvenceye ve hukukun üstünlüğüne bakar.Yargının siyasi iktidarlara bağımlı olduğu, Yasaların sık-sık değiştiği, anlaşmaların askıya alındığı, yolsuzlukların yoğun olduğu ülkelerde  yerli ve yabancı, kimse yatırım yapmaz. 

…***

Ahmet Say, 30 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “CHP’de yeni 'Başkan' mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasetle ilgili yazılar yazmıyorum. “Neden?” diye soruyor kimi arkadaşlarım. Cevabım şöyle:“Türkiye’de bu konuda olan bitenin, benim bildiğim siyaset ile pek ilgisi yok. Onun için uzak duruyorum siyasetimizde yaşananlara…” Ama bugün, hem olan biteni “yok saymak” durumuna düşmeyeyim hem de dostlarımın hatırını kırmayayım diye, şubat ayı başlarında yapılacak olan CHP büyük kongresindeki başkan adaylarına değinmek istiyorum.”diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:

…***

Önce Sayın Kılıçdaroğlu üzerine kişisel görüşlerimi belirteyim: CHP Genel Başkanlığı’na Kılıçdaroğlu’nun yakışmadığını kimse söyleyemez. O, devletin üst düzey bir bürokratı olarak CHP’nin Genel Başkanlığı’na aday olduğunda, partili ve partisiz hemen herkes, bu gelişimi “olumlu” bulmuştu.

Hepimizin bildiği gibi, Kılıçdaroğlu başkan olduktan sonra, yıllar içinde “beyefendi” yönünü hiç yitirmedi. Ben bu niteliği ülkemizdeki siyasete “katkı” olarak görüyorum. Ama asıl sorular şunlardır: Kılıçdaroğlu, hem gerçekleri gören hem de ileriyi gören bir lider kimliği gösterdi mi? Dahası, yeni rüzgârlar estirip kitleleri etkileyerek Türkiye’nin siyasal yaşamına yeni ve ilerici bir hava getirdi mi? Bence yeni hava getirmedi, ama “mevcudu koruma”yı da bildi. Değerlendirmeyi kurultay üyeleri yapacaktır. Şu sıralarda, Kemal Kılıçdaroğlu’na rakip olarak CHP’nin Genel Başkanlığı’na adaylığını koyduğunu söyleyen Ümit Kocasakal ile adını yıllardır birçok fırsatla duyuran Muharrem İnce hakkındaki değerlendirmeleri, çoğu okurum benden iyi yapar. İlk bakışta bu iki adayın kurultayda Kılıçdaroğlu’nu zorlayabileceğini düşünüyorum: Ümit Kocasakal, değerli bir hukukçumuzdur ve özellikle İstanbul Barosu’nun başkanlığını yaptığı yıllarda, olumlu vasıflarıyla kamuoyunda iz bırakacak ölçüde tanınmış olan değerli bir aydınımızdır. Genel başkanlığa aday olan başka bir tanınmış isim ise Yalova Milletvekili Muharrem İnce’dir. Sayın İnce, çalışkan bir milletvekili olarak bilinmekle kalmaz, yapıcı çıkışlarıyla birçok kez dikkatleri üzerinde toplayabilmiştir. Onun da genel başkanlık yarışında küçümsenecek bir aday olmadığı söylenebilir. Öte yandan, kurultay oylamasında muhalif oyların Kocasakal ve İnce tarafından ikiye bölünmesi, kuşkusuz ki Kılıçdaroğlu’na yarayacaktır. Olasılıklar düşünülürken oylamanın bu tarafı da hesaba katılmalıdır. Ne diyelim? Cumhuriyetimizin kurucu partisi ve ülkemize özgü demokrasi anlayışının önde gelen bir örgütü olan CHP’nin kurultayına başarılar diliyoruz.