Ocak 31, 2018 11:13 Europe/Istanbul

Birgün: Muhalefetten Türk Tabipler Birliğine destek

Aydınlık:

Pentagon Suriye’de terror ordusu kurmakta kararlı

Evrensel:

Demir Çelik İşçileri: Kazanılanın büyük görünmesi, durumumuzun kötü olmasından

Milli gazete:

CHP'den ÖSO açıklaması: ''Dikkat edin, yarın başınıza iş açacak''

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Ahmet Takan, 31 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Gül Dalı Harekatı'nın 2. aşaması da tamam!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gül Dalı Harekatı ile birlikte  azledilen  Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun sarayda R. Erdoğan ile  görüştüğünün ortaya çıkması tabloyu biraz daha netleştirdi!.. Siyasi kulislerde çok merak edilen, üzerinde bin bir çeşit yorum yapılan görüşmenin içeriği de dün AKP Meclis grup toplantısında verilen tek kare fotoğraf ile belli oldu. AKP Genel Başkanı R. Erdoğan, grup toplantısına Başbakan Binali Yıldırım ve Başbakanlıktan azlettiği Ahmet Davutoğlu ile beraber giriş yaptı. Sonra, Erdoğan, grup salonunda kendine ayrılan yere bir yanına Yıldırım'ı diğer yanına Davutoğlu'nu alarak oturdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kameralara ve fotoğraf makinelerine verilen bu poz ile kamuoyuna "Gül Dalı Harekatı'nın 2. aşaması da tamam" mesajı verilmiş oldu.Muhalefetin ortaya attığı "Afrin harekatı iç politika malzemesi yapılmasın" tartışması da dün Ankara'nın klasik Salı'sının önemli gündem maddelerinden biriydi. AKP sözcüleri, "gündemimizde erken seçim yok" dese de kimsenin aldırış ettiği yok. Meclis kulislerinde mebuslar "baskın seçim"le yatıp kalkıyor!.. R. Erdoğan'ın Zeytin Dalı harekatını seçim malzemesi olarak kullanacağından kendi partilileri bile şüphe etmiyor. Herkes nasıl olacağına bakıyor. Baskın seçim bir siyaset gerçeği. Dünyanın her yerinde iktidarlar "yok" der ardından da baskın basanın olur... Türkiye'de de öyle. Geri sayım yapan mebuslarımız, en isabetli tarihi tutturabilmek için birbirleriye kıyasıya kapışıyor. "Mayıs", "Haziran başı", "15 Temmuz", " 18 Kasım" diyenler var... AKP-MHP ittifak komisyonu yalandan çalışmalarını sürdürürken AKP eş Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli'nin 30 mebusa fit olduğu iddia ediliyor...Sarayın ise bir kulağı ABD'de bir kulağı Suriye'de. Sonradan "Atilla" olan Zarrab davası için ABD'de iktidarın lobi faaliyetleri devam ediyor ama Ankara'ya hiç de iç açıcı bilgiler ulaştırılamıyor. İktidar kulislerinde dolaşan fısıltılara göre, "Reis YSK'ya her an seçim olacakmış gibi hazırlıklı olun" talimatını vermiş bile... AKP Genel Merkezi'nde hız verilen seçim eğitimi çalışmalarına bakıldığında bu iddiayı yabana atmak mümkün değil. MHP ve BBP'yi yedeğine alan saray, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu'nu devre dışı bıraktırarak ittifakı genişletme çalışmalarında tam saha baskıya devam ediyor. 

…***

İhsan Çaralan, 31 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Suç’ ve ‘suçlu’ imal eden zihniyete karşı mücadele”başlıklı yaısını okuyucularla paylaşıyor.

“TSK’nın Afrin’e yönelik operasyonunu eleştirerek, “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” diyen Türk Tabibler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi 11 hekim, dün evleri ve çalışma ofisleri basılarak gözaltına alındı.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, meydanlarda ve salon toplantılarında -üstelik günde birkaç kez- TTB’yi “terör sevici”, “terör destekçisi” ilan ederek linç etmesinden sonra, dün de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti. Cumhurbaşkanının TTB’yi hedefe koymasından “görev çıkaran” İçişleri Bakanlığı da TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında “suç duyurusu“nda bulunmuş ve TTB’nin seçilmiş yöneticilerinin görevden alınması için mahkemeleri göreve çağıran girişimler başlatmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TTB Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmasıyla bir kez daha görüldü ki; Türkiye’de insan haklarının anası olan ifade özgürlüğü tümüyle ayaklar altındadır. Üstelik bu sefer ifade özgürlüğünün ayaklar altına alınma gerekçesi, dış bir ülkeye yönelik silahlı kuvvetlerin giriştiği askeri operasyona karşı çıkmak, operasyonu eleştirmektir. Ki, TTB bildirisinde “savaş bir  halk sağlığı sorunudur” biçiminde yer alan bu son derece ılımlı eleştiriye yönelen tepkiler, iktidarın özgürlükleri umursamamakta geldiği yeri de göstermektedir. Dahası TTB açıklamasında “halkın sağlığı” ile “savaş” arasında kurulan ilişki hekimlik mesleği ile de doğrudan bağlantılıdır.

Bütün bunların da ötesinde; “savaşa karşı çıkmak”, BM ve pek çok uluslararası anlaşmalarla da bütün insanlara “hak” olarak tanınmış; savaşların faydalı olduğunu savunmak “suç” sayılmıştır. Bu da her birimize ve az çok toplumsal sorunlarla  ilgilenen her çevreye, her örgüte, “savaşlara karşı çıkma” yükümlülüğü getirmektedir.

Ancak Türkiye’de son aylarda giderek artan biçimde OHAL ve KHK’lerle “tek parti tek adam rejimi” doğrultusunda atılan anti demokratik adımlar; Afrin’e yönelik operasyonla birlikte, sosyal medya, medya ya da başka araçlarla fikrini ifade edenlerin gözaltına alınmasına, tutuklanmasına kadar vardırılmakta ve adeta bir sindirme kampanyasına dönüştürülmektedir.

İnsan hakları mı; ifade özgürlüğü mü, toplu gösteri hakkı mı, görüşlerini basın açıklamalarıyla ifade etme hakkı mı bunların esamesi bile okunmamaktadır.

Bugün de bu süreç, on binlerce hekimin üyesi olduğu TTB’nin Merkez Konsey üyelerinin evlerinin, çalışma ofislerinin basılmasına ve gözaltına alınmalarına kadar genişlemiş bulunmaktadır. Bütün özgürlüklerin anası olan ifade özgürlüğünün çıtası; TTB gibi çok önemli bir hekim meslek örgütün en üst yöneticilerinin evlerinin ve çalışma ofislerinin basılmasına kadar düşürülmüştür. Ki, gidişat, önümüzdeki dönemde çıtanın daha da aşağı çekileceği doğrultusundadır.Ne var ki TTB’yi itibarsızlaştırmak için devletin en yukarı makamlarından başlatılan bu kampanya ne ülkemizde ne de dünyada inandırıcı olmayacaktır. Gerek TTB, gerek merkez konsey üyelerinin kamuoyunca tanınırlığı dikkate alındığında; halkın geniş kesimleri iktidarın kendinden farklı düşünen her çevreyi, her kişiyi “terör destekçisi” ilan ederek sindirme politikasıyla bağlantılı olduğunu fark edecektir.

…***

Abdulkadir Selvi, 31 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Yeni seçim barajı mı geliyor?”başlıklı yazısını okuyuularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan grup toplantısına, sağında eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, solunda Başbakan Binali Yıldırım’la birlikte girdi.Salonda ise sağına Binali Yıldırım’ı soluna Ahmet Davutoğlu’nu alarak oturdu. Ama onun öncesi vardı. Erdoğan ile Davutoğlu 22 Ocak Pazartesi günü 3 saat süren bir görüşme yaptılar. Görüşmenin yarısı başta Afrin operasyonu olmak üzere dış politikadaki gelişmelerdi, diğer yarısında ise iç politika konuşuldu. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün çıkışıyla yaşanan tartışmanın da ele alındığı kulağıma geldi. Davutoğlu, Türkiye’nin içinden geçtiği dönemde güçlü bir şekilde Erdoğan’ın yanında yer aldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir yanına Davutoğlu’nu diğer yanına Yıldırım’ı alarak, parti içi birlik ve beraberliği tahkim edici önemli bir adım attı. Liderlik bu işte.Bu tablodan önce Meclis kulisinde Başbakan Yardımcısı Fikri Işık’la AK Parti kongrelerinde yaşanan havayı konuşuyorduk. AK Parti kongrelerinin yapıldığı salonun içinden çok dışarıda kalabalık toplanıyor. Erdoğan’ın selamlama konuşmaları mitinge dönüşüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tabloyu, “Kongrelerde kuruluş dönemi ilgisini yaşıyoruz. Müthiş bir heyecan var. Yağmur, yaş altında millet toplanıyor. Çok memnunum” diye anlatmıştı. Oysa Erdoğan, 21 Mayıs kongresinde partinin başına yeniden döndüğünde, “Metal yorgunluğundan” söz etmişti.

Seçimlere her parti kendi ismi, amblemi, milletvekili listesiyle girecek. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, seçim pusulasının başında cumhurbaşkanı adayının ismi ve fotoğrafı yer alacak. Erdoğan, milli ittifakın adayı olarak girecek. Erdoğan’ın isminin altında AK Parti ve MHP’nin isimleri ve amblemi yer alacak.

Seçmenler önce cumhurbaşkanına oy verecek, sonra partisinin üzerine mühür vuracak. Sıra oyların sayımına gelince...

İttifakın oyları birlikte sayılıp, çıkardığı milletvekili sayısı buna göre belirlenecek. Sonra her partinin aldığı oy oranına göre milletvekili dağılımı yapılacak.

Örneğin bir parti yüzde 3, diğeri yüzde 25 alsa, o zaman her ikisi de barajı aşacak. Ama yüzde üçlük parti hangi ilde milletvekili çıkaracak sayıya ulaştıysa o ilden milletvekili çıkaracak. Hiçbir ilde milletvekili çıkaracak sayıya ulaşmadıysa barajı aşsa dahi milletvekili çıkaramayacak. Bu arada baraj değişmiyor, yüzde 10’da kalıyor. Ama seçim ittifakı için yeni bir barajın getirilmesi tartışılıyor. İttifakta barajın yüzde 15 olmasının üzerinde duruluyor. Seçim barajı yüzde 10, seçim ittifakı yapanlar için baraj yüzde 15 olabilir. Yeni dönemde siyaset, yeni koşullarla geliyor...