Şubat 07, 2018 11:08 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Afrin operasyonu devam ediyor

Yurt:

Kılıçdaroğlundan hükümete ağır eleştiri

Yeniasya:

KHK’lar kapsamında mağduriyetler devam ediyor

Yeniçağ:

Erken seçim olabilir

Şimdi ise hafta içi köşe yzıları:

…***

Özgür Mumcu, 7 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “RTÜK meselesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye, internetin başıboş, kanuni denetimden uzak olduğu bir ülke değil. Aksine, yeri geldiğinde YouTube sitesinin bile yasaklanabildiği, halihazırda Vikipedi’ye dahi ulaşılamayan, internetin bir hayli kısıtlandığı bir ülke. Bir sosyal medya paylaşımı sebebiyle yargılanma ve tutuklanma sıradan haberler arasında. Cumhuriyet de dahil bir iki gazete ve bir iki televizyon kanalı haricinde iktidar baskısına direnebilen yok. Bu mecraların da satışı ve etkisi sınırlı.Ancak baskıcı yönetimlerin hiç şaşmayan bir kuralı var. Baskıyı sürekli artırmak. Hele yasaklara, kısıtlamalara karşı çıkabilenlerin cesareti bu kadar kırılmışken.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

RTÜK’ün görev alanının radyo ve televizyonlardan sonra internete de genişletilmesini öngören kanun tasarısı, son derece sınırlı özgürlük alanının artık neredeyse tamamen ortadan kaldırılacağını gösteriyor.

Artık kanunların insan hak ve özgürlüklerini alabildiğince kısıtlayacak şekilde yorumlanıp uygulandığı bir yargı bile kesmiyor anlaşılan. Bir şekilde bu halde bile suç sayılmayacak fiillerin, idari kararlar yoluyla cezalandırılması gündemde. Bundan internet üzerinden yayın yapan az sayıda bağımsız haber kanalı ya da gazetecilerin bireysel yayınları etkilenecek. Artık bir lisansa tabi olacaklar. Hem yüksek ücretler talep edilecek hem de MİT ve Emniyet soruşturması gerekecek. Bu yayınların fiilen sonunun geldiği söylenebilir. İş burada da kalmıyor elbette. Televizyon dizileri bir süredir kendilerine dijital ortamda yeni bir alan yaratmak peşinde. Bir hikâye anlatmaya yetecek makul sürelerde çekilebilmeleri ve RTÜK baskısının olmaması dijital yayıncılığı cazip kılıyor. Neticede dizi sektörü sadece TV kanallarına mahkûm kalırsa, her hafta 160-180 dakika dizi çekmek zorunda kalırsın.  “Yerli ve milli” diye kodlanan aslında toplumun sadece iktidardan yana olanını milletten sayıp gerisini millet dışı ilan eden bölücü ve millet kavramını tahrip edici anlayışın son hamlesi interneti fetvacı RTÜK’e bağlamak. Böylece sadece siyasi konularda değil, popüler kültürde de iktidarın çizdiği sınırlarda kalınması amaçlanıyor. O sınırlar ise hepimizi, bir gün AKP’ye üye olmamanın bile suç sayılacağı bir geleceğe taşıyor.

…***

Ahmet Takan, 7 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erken seçimin tarihi...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Genel bir toparlama ile başlarsak, konu başlıklarında bir değişiklik yok. Bir ekleme var; geçen hafta sonu gerçekleşen CHP kurultayı. Bakanlar Kurulu'nda revizyon için geri sayım yapılıyor. Geniş çaplı bir değişiklik olacağı görüşü hâkim. Sürpriz isimler konuşuluyor. AKP-MHP ittifakı; özellikle iktidar kanadında on the record konuşursanız başka off the record konuşursanız başka şeyler söylüyorlar. MHP'li mebusları, seçilebilecek en sağlam yerden listeyi garantiye alma telaşı sarmış. Dünkü grup toplantısında, Devlet Bahçeli'yi alkışlamak için yine yarış içindeydiler. "Hareketin lideri"ni öksürse alkışlayacak hale gelmişler!.. Yerlerinde oturamıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İlk fırsatta oturdukları yerden havaya zıplayıp, ok gibi fırlarcasına öne atılıp, Bahçeli'nin gözlerine saplanmak istercesine avuçlarını patlatırcasına alkış tutuyorlar. "Not alamadım, kaçırdım, ne dediydi?" diye sorsanız bu muhteremlere, ilk cümlede sınıfta kalırlar!..CHP kurultayı, AKP'lilerin dillerinde... Azledilen Başbakana, zorla, tehditle şantajla istifa ettirilen teşkilat, belediye başkanlarına ses çıkar(a)mayan iktidar mensupları "CHP'de demokrasiyi" tartışıyor. Şaka gibi!.. Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısına çıkıp kongrede önemli bir oy olan Muharrem İnce'yi konuşuyorlar. Bir de Kemal Kılıçdaroğlu'nun Parti Meclisi listesinin delinme meselesi. Zaten, CHP kurultayının ilk gerçekleştiği gün (Cumartesi) çok dikkatimi çekmişti. İktidara göbekten bağlı sözde haber kanalları ilk defa CHP'den muhalif bir adayın kurultay konuşmasını uzun uzun canlı yayında vermiş, AKP Genel Başkanı R. Erdoğan da o gün -her zamanki gibi canlı verilecek- konuşmasını Muharrem İnce'nin üstüne bindirmemiş, ona alan açmıştı. Bu süreç, hâlâ İnce'nin iktidar kanallarında konuşturulmasıyla devam ediyor. Muhalif bir sese söz hakkı verilmesine hiçbir itirazım yok ama en klasik tartışma programlarında bile CHP'lilere söz hakkı tanımayan bir zihniyeti de sorgulamamak da "acaba bunun arkasına ne var" diye şüphelenmemek de  mümkün değil!.. MHP'de olağanüstü kongre sürecinin nasıl engellendiği aşikârken, MYK toplantılarında karar defterinin boş sayfalarına imza atan MHP'lilerin "CHP'de demokrasi" tartışmalarında AKP'lilere eklemlenmeleri ayrı bir ironi!.. Bütün bunlar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun son aylarda gündem belirlemede, R. Erdoğan'ı peşine takmasının kuyruk acısından da, MAN Adası belgelerinden de, düzelmeyen anket yoklamalarından da, ileriki günlerde gündeme gelebilecek can yakıcı bazı konular yüzünden de olabilir. Yoksa, CHP'nin çekişmeli kurultayı da, Kılıçdaroğlu'nun delinen listesi de "hâlâ bu ülkede demokrasinin kırıntısı var", "diktatörlüğün girmediği bir alan hâlâ mevcut" diye ümitlenip çok mutlu olmamız gereken bir şey değil mi?.. Siyasi görüşlerimiz farklı farklı da olsa...Neyse!.. Başkentin klasik Salı'sından son aktarabileceğim yeni kulis, baskın seçim tarihi ile ilgili. İktidar kulislerinde 4 Kasım 2018 tarihi ön plana çıkmaya başladı. Hatta, "kesin tarih" diyenler bile var.

…***

Kazım Güleçyüz, 7 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Riyakâr “OHAL alkışları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başbakan Yıldırım geçen hafta katıldığı “Beyoğlu Sohbetleri”ndeki konuşmasında OHAL’den söz ederken FETÖ için “Küresel bir terör örgütüyle karşı karşıyayız. Asıl mücadele darbe girişiminden sonra başladı” dedikten sonra OHAL için şunları söylemiş:“Kırıp dökmeden olmuyor. Ama OHAL sizin günlük hayatınızı etkilemiyor. Söyleyin bana, samimî söylüyorum, etkiliyor mu?”Bu soruya salondaki davetlilerin cevabı “Hayır, etkilemiyor” deyip alkışlamak olmuş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gerçi Beyoğlu Belediyesinin düzenlediği etkinliğe katılan 325 davetlinin ne kadarının bu alkışlı cevaba katıldığı belli değil, belki içlerinde itiraz ettikleri halde o ortamda bunu açığa vur(a)mayanlar da olabilir.

Ama içlerinde iktidar ne yaparsa yapsın gözü kapalı destekleyip, OHAL’den de, hukuk ve demokrasi ihlallerinden de herhangi bir rahatsızlık duymayanların büyük çoğunluğu oluşturduğu anlaşılıyor.Başbakanın ve iktidarın yanılgısı, toplumun tamamını böyle düşünüyor zannetmek. Eğer gerçekten bu kanaatte iseler.Bu durumda, iktidarlarının 16. yılında devlet ve statüko ile iyice bütünleşmelerine paralel olarak halktan kopmaları ve halk denince sadece kendi taraftarlarını anlıyor olmaları vakıası ortaya çıkıyor.Oysa iktidarı kollayan anketlerde bile OHAL’den olumsuz etkilendiklerini söyleyenlerin oranı yüzde 30’un altına hiç inmedi. Bu oran az mı? Ve devleti “idare” edenler bunu görmezden gelebilirler mi?Başbakan o soruyu annesi, babası veya ikisi birden aylardır hapiste olan çocuklara, bazıları bebekleriyle tutuklu 17 bin kadının aile fertlerine, KHK’larla sorgusuz sualsiz, savunmaları da alınmadan kamudan ihraç edilenlere ve yakınlarına sorsun; bakalım ne cevap alacak!Şimdiye kadar Yardımcısı Bozdağ’ın ikide bir tekrarladığı ve her söylediğinde daha yaygın ve keskin bedduaları üzerine çektiği hilâf-ı hakikat OHAL güzellemelerine iktidar yalakası birtakım tuzu kuruların riyakârca alkışları Başbakanı yanıltmasın.Yoksa AKP’yi şu dönemde anket yapmaktan, son yaptığı kamuoyu araştırmalarının ortaya çıkardığı “rahatsız edici” gerçekler mi caydırdı?