Şubat 17, 2018 10:29 Europe/Istanbul

Aydınlık: Yatırımcı dışarıya kaçıyor

Birgün:

Demirtaş'ın tutukluluğuna devam kararı

Cumhuriyet:

İttifakta 3 konu liderlere bırakıldı

Milli gazete:

Hakimler ve Savcılar Kurulu 17 hakim ve savcıyı FETÖ'den açığa aldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Uğuroğlu, 17 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan Tillerson'a Osmanlı tokadı attı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP Meclis grup toplantısında Amerikalılar için, "bunlar hiç Osmanlı tokadı yememişler" diyen Erdoğan'ın Tillerson ile yaptığı sürpriz uzunluktaki baş başa görüşmesinde Amerika'nın Türkiye'ye karşı eylemlerini Osmanlı tokadı gibi tek tek yüzüne vurdu.Erdoğan'ın üst üste attığı Osmanlı tokadı gibi eleştirilerinin başlıklarını tek tek açıklıyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Müttefikiniz Türkiye'yi Suriye'de dışladınız, yalnız bıraktınız. Dünyada eşi benzeri olmadık bir siyasi kararla PKK uzantısı PYD/YPG terör örgütünü müttefik kabul ettiniz. Amerika'nın terör örgütleri ile askeri operasyon yapma kararı skandaldır. Türkiye'nin satın almak istediği askeri malzemelere ambargo koydunuz ve bizi Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alma zorunda bıraktınız.- Türkiye'nin ve hatta tüm dünyanın gözü önünde terör örgütlerine 5 bin TIR, 2 bin uçak dolusu silah, mühimmat ve zırhlı araçlar verdiniz. Amerikan bütçesinden terör örgütlerine 550 milyon dolar bütçe yardımı çıkarmak terörü açık ve net şekilde müttefik kabul etmektir. Tüm çağrılarımıza rağmen Suriye'nin kuzeyinde PYD/YPG terör örgütünü silahlandırarak Türkiye'nin sınırında büyük bir tehdit oluşturulmasına yol açtınız. Savunma bakanınız Millî Savunma Bakanımıza, "YPG'yi PKK'ya karşı kullanırız" diyerek akıl almaz saçma sapan bir öneride bulunmuştur. Bu öneriniz ile Türkiye'nin YPG'yi resmen tanımayı amaçladığınız ortadadır ki Türkiye bu siyasi oyununuzu asla kabul etmez. PYD/YPG'ye verdiğiniz tüm askeri malzemeyi derhal geri toplayın. Eğer bu önerilerimizi göz ardı eder yine bildiğinizi okursanız biliniz ki; İncirlik başta tüm NATO tesislerini Amerika'nın kullanımına kapatacağız. Afrin'den sonra Münbiç'e askeri müdahalede bulunacağız. Münbiç'ten sonra Fırat'ın doğusuna da Kandil'e de askeri harekat yapacağız. İster PKK/PYD/YPG ile birlikte kalın, ister uyarımızı dikkate alıp bu bölgeleri boşaltın. Halkbank Genel Müdür Yardımcımız Hakan Atilla'yı derhal serbest bırakıp Türkiye'ye gönderin. 15 Temmuz kahpe darbe girişiminin 1 numaralı sanığı 257 sivil vatandaşın katili terörist başı Fethullah Gülen'i acilen Türkiye'ye teslim edin. Tamam mı, devam mı?"İnanmıyor musunuz bu yazdıklarıma? O halde görüşmede bulunan Erdoğan'ı, Tillerson'u ya da Çavuşoğlu'nu arayın sorun.

…***

İzzeddin Önder, 17 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Ekonomik raporların gizemi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Devlet İstatistik Enstitüsü her ay birtakım rakamları yayımlıyor. Kurum görevini yapıyor. Hatta ikincil işlev olarak siyasete hizmet sunucu bazı görevleri de yerine getiriyor. Ne de olsa kurum siyasetin, dolayısıyla sistemin bir aracıdır ve onun emrinde çalışmaktadır. Günümüzde her alanda olduğu üzere kurumsal özgürlük ile siyaset yakın ilişkisi İstatistik Enstitüsüne de bulaşmış olduğundan, konuyu burada kesip asıl konumuza gelelim.İstatistik Kurumunun, şöyle veya böyle, siyasi sadakatle yapmış olduğu çalışmalar ve tablo düzenlemelerdeki değişiklikler analiz malzemesi olarak akademik dünyada devreye girer. Tablo düzenlemelerdeki değişiklikler yöntem açısından, tablo değerleri ise ekonominin işleyişi açısından irdelenir ve sonuçlar kamuoyu ile paylaşılır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu iki aşamanın birincisi olan veri toplama ve tasnif etme aşaması teknik ve siyasi aşamadır. İkinci aşama olan yayımlanmış veri üzerinden analiz yapma aşaması ise akademik ve teoriktir. Bu şu demektir ki, detaya girmeden genelleme yaparak, birinci aşamada Kurum bazı kısıtlar altında çalışırken, ikinci aşamada profesyonel akademisyenler görece özgürdür ve topluma karşı sorumludur. Bu görüşle, İstatistik Kurumunun çalışma yöntemi ve dürtüsü hakkında bir şey söylemeden, akademik çevrelerin söz konusu veriler üzerinden yaptıklarına tanık olduğumuz yorumları üzerinde birkaç laf etmek istiyorum.

Her ay çeşitli alanlarda zengin veriler kamuoyu ile paylaşılıyor. İşsizlik verileri ufak puanlarla artıyor, bazen de bir miktar geriliyor. Cari açığımız her daim artış sinyalleri ile istatistikleri süslüyor. Enflasyon değerlerimiz, nedense çoğu çevrenin şaşkınlığı pahasına, çift haneli göstergelere yükselirken işlerin fazla iyi gitmediği kanaati paylaşılıyor. Halbuki bir de şöyle düşünsek, diyelim ki ağustos ayında hava durumunun nasıl olabileceğini belirli yanılma payı ile kışın da bilebiliriz. Bu öngörümüz, geçmiş dönemlerin istatistiksel verilerinden değil, içinde bulunulan coğrafi konum ve dünyanın güneş yörüngesindeki belli durumunun sağladığı bilgiden kaynaklanır. Yani, bu tahminimiz rastlantısal olmayıp, oldukça güçlü teorik bir bilgiye dayanmaktadır. Teorik bilgi güçlü olunca, ileriye yönelik tahmin de o denli isabetli olabilir.

Şimdi gelelim, Devlet İstatistik Enstitüsünün verileri üzerinde gazetelerde çıkan yazılara. Gerek veri toplama ve tasnif yöntemi, gerekse veriler üzerinden yapılan eleştiri ve yorumlar, çok kısıtlı sayıdakiler hariç, ne akademik anlamda tutarlıdır, ne de siyasi anlamda topluma sağlıklı bir temel sağlayıcı niteliktedir. Türkiye’nin işsizliği de, enflasyonun yükselmesi de, cari açığın devamlı artış seyri göstermesi de hiç şaşırtıcı ya da tesadüfi gelişmeler olmayıp, emperyalizm ve reel siyasetin kurguladığı ekonominin olağan seyrinin çok doğal göstergesidir.

İstatistik Enstitüsünün veri tabanı ile oynamalarının da bir tür gerçeği perdeleme, seriler arasındaki tutarlılığı zayıflatarak ya da ortadan kaldırarak siyasetçinin her daim gerçek dışı beyanına zemin hazırlama gayretinden başka teorik fazla bir değeri yoktur.

Her sefer tartıştığımız gibi, ekonomimiz kapitalist-emperyalist havuzda savrularak ilerliyor. Ulusal gelirdeki artış değerleri ya da insanların zenginleşme ve daha müreffeh yaşama evrilme algıları tümü ile gerçek olmayıp, kısmen yanlış algılama kısmen de balondan ibarettir. Hal böyle olunca, istatistik verilerini tartışmak yerine, sistemi tartışmak gerekir. Çünkü istatistik verilerinin derleniş, tasnif ediliş ve sunum yönteminin eleştirisi Kurumu ve siyasi erki odağa koyar, ancak asıl faktör olan sistemi ve sistemin egemenlerini geri plana çeker.

…***

Şakir Tarım, 17 Şubat tarihli Milli gazetede, “Devlet ‘Adalet’le Ayakta Kalır” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“6 Nisan referandumu anayasa ve yönetim şekli değişikliğini getirdi. Cumhurbaşkanının siyasi parti genel başkanı olabilmesi gibi bazı maddeler hemen yürürlüğe girdi. Referandum sonrası, yönetim şeklinin yeni sisteme uyumu konusundaki değişikliklerin 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçimine kadar tamamlanması süreci başladı.Saadet Partisi, toplumda adaletin egemen olmasını devletin devamı için vazgeçilmez şart olarak gördü. Başkasına hayat hakkı tanımayan bir uygulama toplumun huzur ve barışını sağlayamazdı. Adalet mekanizması toplumun tamamını kuşatacak şekilde düzenlenmeliydi. Siyasi sistem, adil uygulamalar sonucu toplumla bütünleşebilirdi. Adalet, adil kanunlarla sağlanabilirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Saadet Partisi, millete karşı sorumluluğu gereği, yeni sisteme uyum için yapılacak kanun ve düzenlemeler konusunda ciddi hazırlık yaptı. Adaleti merkeze aldı. Konunun uzmanlarıyla, uzun ve yorucu bir mesai sonunda, “Adil Sistem; Adil Seçim” başlıklı bir rapor hazırladı. Bu raporu; cumhurbaşkanı, başbakan, siyasi parti genel başkanları ve yönetimleri, il başkanlarına tek tek ziyaret ederek ulaştırdı. Adaletin tesisinin önemine vurgu yaptı.

Yeni sistem, adalet ve kaliteli yönetim üzerine kurulmalıydı. Her alanda güçlü Türkiye’ye ulaşmak için, halk yapılanları benimsemeliydi. Anayasa, siyasi partileri siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlıyordu. Siyasi partilere sınırlama getiren engelli bir seçim sistemi olamazdı. Temsilde adaleti rafa kaldıran yüzde 10’luk Türkiye barajı tamamen kaldırılmalıydı. Çünkü barajlı seçim, 12 Eylül darbesi ürünü adil olmayan bir uygulamaydı.

Temsilde adaleti sağlayamazsanız, milli iradeyi çiğnemiş olursunuz. Halk kanunlara şüpheyle bakar. Siyasi partiler hileli yollara girebilir. Erdoğan sıkça “Türkiye çadır devleti değildir” diyor. Ne güzel söz! Uygulamasını “Adil Sistem; Adil Seçim” olarak görmek isteriz.