Türkiye'nin Kıbrıs Adası Hususunda Çıkarlarını Sağlamaktaki Başarısızlığı
Kıbrıs sorunu ve de Yunanistan ile Türkiye arasındaki ihtilafların sonlandırılması yönündeki küresel ve bölgesel çabalara rağmen görünen o ki Ankara makamları bu hususta pek iç açıcı vizyon çizememişlerdir.
Türkiye dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Avrupa Birliğinin son dönemde Kıbrıs Türkleri ve Rumları arasında müzakerelerin tekrar başlatılması ve bu adanın federasyon şeklinde yönetilmesi önerisine tepki göstererek Kıbrıs adası müzakerelerinin mümkün olmadığı, zaten başlamadan yenilgiye mahrum olduğunu belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Crans-Montana’nın bittiği yerden müzakerelere tekrar başlamanın mümkün olmadığını söyledi. Crans-Montana’daki sürecin başarısız olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, seçimlerden sonra 5+1 gayri resmi toplantı önerisini esasen Türkiye’nin önerdiğini bildirdi.
Çavuşoğlu, Gayri resmi görüşme önerisinin nedenini ise, “Resmi bir müzakereye başlamadan önce neyi müzakere edeceğimizi kararlaştırmamız lazım” sözleriyle açıkladı.
Çavuşoğlu "Federasyon için müzakere yaparsak bir yere varamayacağımızı emin şekilde biliyoruz. Rum tarafı, Türk tarafıyla hiçbir şey paylaşmak istemiyor. Dönüşümlü başkanlık konusunda da önce evet dedi. Crans Montana’da geri adım attı. Anastasiadis, ‘Kıbrıslı Rumlar olarak Türklerle hastanemizi bile paylaşmak istemiyoruz’demişti. " açıklamasında bulundu.
Kıbrıs meselesinin çözülmesi çerçevesinde Kıbrıs barış ve birlik konferansının ilki BMT Genel Sekreteri özel danışmanın ev sahipliğinde 12 Ocak 2017'de İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlendi. Bu müzakerelerin ikinci turu ise aynı yılda 28 Haziran ila 7 Temmuz'a kadar İseveç'in Crans Montana kentinde düzenlenmişti.
Kıbrıs adasının Türk ve Rum kesimleri makamları 2017 yılı itibarı ile BMT arabuluculuğu ile ikili müzakereler çerçevesinde pratik adımlar da attılar. Türk ve Rum kesimi liderleri gerçekte Kıbrıs sorununun nihai olarak çözülmesi hususunda ikili müzakereler için yol haritası çizdiler. Bu çerçevede Kıbrıs Türk kesimi cumhurbaşkanı geçen yılın Şubat ayında İngiliz The Guardian gazetesine verdiği röportajdaki sözleri işleri epey karıştırdı. Kıbrıs Türk kesimi cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Türkiye'yi hedef alarak gerçek Kıbrıslı Türklerin Türkiye'nin politikalarına karşı çıkması gerektiğini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, İngiliz The Guardian gazetesine verdiği röportajda “Türkiye tarafından ilhak edilmenin korkunç bir senaryo olduğunu” savunmuştu. Tepkilere rağmen geri adım atmayan Akıncı, “Kıbrıs Türk´tür Türk kalacaktır’ siyaseti 1950’lerin sloganıdır” demişti.
Bu açıklamalar ise Türkiye makamlarının olumsuz tepkilerine yol açmıştı.
Türkiye hükümeti aslında Kıbrıs adasını Osmanlıdan miras kalan Türkiye'nin bir parçası olarak görüyor. Bu yüzden son 40 yılı aşkın sürede Ankara makamları KKTC'nin dünya tarafından tanınması için tüm çabalarını harcamıştır. Buna rağmen Türkiyeli hükümet yetkililerinin bu yöndeki tüm çabaları bir sonuca varamamıştır.
Şimdiye kadar BMT ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşların Kıbrıs meselesini çözmek ve iki kesimi birleştirmek yönündeki çabaları çıkmaza girmiştir. Kıbrıs adası Nicosia Üniversitesi tarih ve siyaset dalında doçentlik yapan Hubert Fassman siyasi bir uzman olarak Kıbrıs medyatik organlarına şu değerlendirmelerde bulunmuştur:" Uluslararası arabuluculuk teşebbüslerine rağmen hasım taraflar arsındaki gerilimler artmaktadır. Bu da bir gerçektir. "
Hubert Fassman İngiliz The Guardian gazetesine verdiği röportajında da şu açıklamalarda bulunmuştur:" Barış müzakereleri Kıbrıs kara sularında petrol ve doğalgaz keşif ve araştırma çalışmalarının kurbanı olmuştur. İşte bu da Kıbrıs meselesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kıbrıs adası gerçekte Türkiye ve Yunanistan arasında da en önemli ihtilaf konularından sayılmaktadır. İkinci Dünya Savaşının ardından engebeli bir sürece dönüşen bu ihtilaflar farklı bahaneler sonucu yeni sorunlarla da artmaya başladı. Ancak 21'inci yüzyılın başlarında Doğu Akdeniz'de doğalgaz ve ham petrol keşiflerinin ardından tarafların ihtilafları iyice doruğa ulaştı.
Doğu Akdeniz bölgesinde yeni hidrokarbon enerji kaynaklarının keşfi ile yeni hükümetler ve taraflar da Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları tartışmasına dahil olmuşlardır. Amerika, NATO ve AB gibi Batılı hükümetler ve kuruluşların yanı sıra Suudi Rejiminin de Kıbrıs adasına dahil olması ile görünen o ki taraflar yeni bir ihtilaf düzeyini yaşayacaklardır.
Daha önce ise Türkiye'nin Kıbrıs'ta Türkleri desteklemek adına 1974'te askeri operasyonları ile Kıbrıs adası Türk ve Rum kesimi olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Ancak 1980 yılında Türk kesimi bağımsızlığını ilan edip Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti ismini seçti. Bu kesim bir ülke olarak sırf Türkiye tarafından tanınmaktadır.
Kıbrıs Rum kesimi ise 1983 yılında BMT ve AB'ne seçildi. Bu da Rum ve Türk kesimlerini bir birinden iyice uzaklaştırdı. KKTC ise şimdiye dek de Türkiye'nin destekleri ile hayatını sürdürebilmiştir.
Tabii Türkiye'nin Kıbrıs Türklerine yaptığı mali destekler gizli tutulmuştur. Gerçek rakamlar ise hiçbir zaman yayımlanmamıştır. Ancak kimi Türkiyeli siyasetçilerin tahminlerine göre Ankara hükümeti 1980'li yıllarda sözde KKTC hükümetine 900 milyon dolar kadar mali destek vermiştir. Doğal olarak 1990'lı yıllarda bu rakamın artması bekleniyordu.
Tüm bunlara rağmen Kıbrıs Rum kesimine yani Kıbrıs Cumhuriyetine verilen destek daha ciddi ve sürekli olduğundan dolayı Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde ve KKTC'ni desteklemekte ısrarcı olmasının sonunda Türkiye'nin tecridine yol açacağı da muhtemeldir.
Türkiye hükümeti makamlarının Kıbrıs müzakere ve barış diyaloglarını başlamadan yenilgiye mahkum olduğunu düşünmelerini sorgulamak yerine olacaktır. Kuşkusuz Kıbrıs'ta barışı sağlanması ve Türkler ile Rumlar arasında ihtilafların çözülmesinin ardından Türkiye de Doğu Akdeniz'deki tüm siyasi ve ekonomik avantajlarını kaybedecektir. Bu yüzden görünen o ki Ankara makamları Kıbrıs adası iç sorunlarının sonlanmasını ve çözülmesini istemiyorlar.
Halihazırda Türkiye hükümeti, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin adanın Kuzey kısmındaki hakimiyetini tanımıyor. Buna rağmen Kıbrıs adası ihtilafları diyalog yolu ile çözülürse Türkiye de buna mecbur kalacaktır. Akdeniz'de bulunan Kıbrıs adası Türkiye ve Yunanistan'ın 1974 yılındaki ihtilafları yüzünden Türk ve Rum kesimi arasındaki askeri çatışmaların ardından ikiye ayrıldı. Şimdi de adanın üçte biri kadarı Türkler üçte ikisi kadarı da Rumların elindedir. BMT ise Kıbrıs Cumhuriyetini tanımıştır. Bu çerçevede Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyeliğine de sahiptir.
Bu istenmeyen durum karşısında ise Türkiye hükümeti makamları Kıbrıs adasının Türk kesimini yavru vatan olarak biliyor. Ankara makamları defalarca KKTC'nin çıkarlarının Türkiye çıkarları olduğunu Türklerin de kanlarının son damlasına kadar bu çıkarları desteklediklerini ifade etmişlerdir.
Kıbrıs adasının Türk kesimi adanın Kuzeyinde yer almaktadır. Halihazırda yaklaşık 30 bin kadar Türkiye askeri Kıbrıs adasında konuşlandırılmıştır. Bu askerler gerçekte KKTC'nin güvenliğini sağlamaktadırlar. Kuşkusuz mevcut durumun devam etmesi Türkiye'nin hem iç hem de bölgesel arenadaki sorunlarını şiddetlendirecektir. Buna ilaveten Kıbrıs Türk kesimi insanlarının da mevcut durumdan memnun olmadıkları söylenebilir. Bu durum şiddetlenirse Türkiye içinde bile Ankara hükümetine yönelik baskılar da epey artacaktır.