İmam Sadık’ın -s- siyerinde dinin tebliğ yöntemi
kameri 148 yılının Şevval ayının 25. gününde İslam dünyası İslam Peygamberi’nin -s- pak ehli beytinden büyük bir insanı kaybetmenin yasını tutmaya başladı.
Günümüz dünyasında teknolojilerin hızla gelişmesi, insanların yaşamında ciddi değişimlere yol açtı. Bu değişim dini tebliğ ve ahlaki irşad alanında da yeni bir ortama kavuştu, öyle ki bir çokları eski yöntemlerin artık etkinliğini kaybettiğini belirtiyor. Ancak gerçek şu ki çağımız insanlarının temel ihtiyaçları bundan onlarca asır önce yaşayan atalarıyla hemen hemen aynıdır. Bu yüzden bilgisayar ve internet gibi gelişmiş araç gereçler sadece mesajların ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Bir başka ifade ile bu imkanlar insanların varlık mahiyeti ve değerinde herhangi bir değişikliğe yol açmamıştır
Araştırmalara göre İmam Sadık’ın -s- dini tebliğ etmekte gözetlediği en önemli ilkeler, muhatabını tanımak ve ona saygı göstermek, günün dilinden yararlanmak, davetle beraber bizzat amel etmek, muhatabını saymak ve zamanı doğru tespit etmekti, nitekim günümüzde de bu ilkelerden İslam dinini tebliğ etmekte yararlanmak mümkün.
İmam Sadık -s- çocuk, yaşlı, genç, yetişkin, zayıf, güçlü, fasık, kafir, müşrik gibi her türlü halk kesimine karşı davranışında o kesimin fikri ve kültürel kapasitelerine göre hareket ederdi.
İmam Sadık’ın -s- ilmi hareketi ve yoğun emeği, İslamî ilimlerin büyük oranda yayılmasına vesile oldu ve ilmi ünü bütün İslam beldelerine yayıldı. İmam Sadık’ın -s- imamet yılları Emevi hanedanının zayıfladığı ve Abbasi hanedanının güç kazanmaya başladığı günlere denk gelmişti. Bu yüzden bu iki hükümetten hiç biri İmam ve arkadaşları üzerinde baskı kurabilecek güce sahip değildi. Bu durum İmam Sadık’ın -s- kültürel faaliyetlerde bulunması için iyi bir fırsat oluşturdu ve böylece İmam İslam dinini doğru tebliğ etmek ve asil İslam maarifini yeniden ihya etmekle büyük bir ilmi mektebi yarattı ve bu mektepte 4 bin seçkin talebe yetişti. Her biri bir kaç İslamî ilimde uzman olan bu seçkin alimler daha sonra İslam beldelerinin dört bir yanına dağılarak İslam dinini tebliğ etmeye başladı.
İlahi mesajların insanların kalplerinin derinlerine işlemesi için en önemli yöntem, mesajları sevgi ile bütünleştirerek iletmektir. Zira ilahi mesajlar insanların düşüncelerinden başka kalplerine de nüfuz etmeleri gerekiyor. İlahi mesajlar değişim yaratabilmek için insanların ruhuna nüfuz etmeli ve böylece değişim gücüne kavuşmalı ve sonuçta insaniyetin yüce hedefi ve ideal tevhidi camianın oluşması doğrultusunda hareket etmelidir.
İmam Sadık -s- bu konuda şöyle diyor: Yüce Allah peygamberini kendi muhabbeti ile talim ve terbiye etmiştir.
İmam Sadık -s- bir başka yerde de şöyle buyurur: Allah teala şöyle buyurmuştur: İnsanlar benim ailem gibidir. Onlardan benim katımda en sevileni, başkalarına daha mihriban davranan ve onların ihtiyaçlarını karşılamakta daha fazla emek harcayandır.
Bu yüzden ilahi önderler de İslam dinini tebliğ etmek ve insanları hidayete erdirmekte sevgi ve şefkatten bol bol yararlanmış ve talebelerine de Allah katına yakınlaşmak için bu araçtan azami derecede yararlanmalarını tavsiye etmiştir.
Tegafül ya da bilmez görünmek, önemli ahlaki ilkelerden biridir ve psikoloji ve sosyoloji bilimleri açısından ruhsal huzurda ve toplumun ahlaki olmayan sürtüşmelerden uzak durmasında önemli rolü vardır.
Tegafül bir insan bir konuyu bildiği halde karşı taraf onun bilmediğini veya o konudan haberdar olmadığını düşünmesi şekilde davranması ve bir başka ifade ile bilmez görünmesidir. Nitekim İslam Peygamberi -s- de bir çok durumda tegafül ilkesine uyardı, öyle ki bazı durumlarda bazı cahil insanlar o hazreti eleştirirdi.
Kur'an'ı Kerim Tevbe suresinin 6. ayetinde şöyle buyurmakta:
(Yine o münafıklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Resûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.
İmam Sadık -s- de tebliğ yönetiminde bu konuyu gözetleyerek şöyle buyurmakta: Maslahat, sağlıklı bir şekilde insanlarla bir arada yaşamak ve muaşeret etmek, üçte ikisi uyanıklık ve üçte biri tegafül ile dolu olan bir bardak gibidir. İmam Sadık’ın -s- bu sözleri olumlu tegafüle vurgu yapmakla beraber Müslümanları menfi tegafülden sakındırıyor. Zira başta uyanık olmaya ve gafleti terketmeye vurgu yapıyor ve bunun payını üçte iki olarak belirliyor.
Öte yandan İmam Sadık -s- itina edilmemesi ve umursanmaması gereken konularda da tagafüle emrediyor. Bu arada unutmamak gerekir ki tegafül, yapıcı eleştiri ve emri maruf ve nehyi münker ilkesi ile çelişmez, zira emri maruf ve nehyi münker vacipler ve haramlarla ilgilidir ve tegafülün kapsam alanının dışında yer almaktadır.
Aslında her dönemde toplumda bir takım bidatler ve sapmalar söz konusudur ve ilahi ahkamın uygulanmasını ve dini maarifin halka ulaşmasını engeller. Dini tebliğ eden insanların görevlerinden biri ise insanları bu tür bidatlerin ve sapanların gerçek mahiyeti konusunda aydınlatmak ve onları bu durumlardan sakındırmaktır. Yüce Allah Ahzab suresinin 39.ayetinde şöyle buyurmakta: O peygamberler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah (herkese) yeter.
İmam Sadık -s- ise bu ayetin hakiki mısdakıdır.
İmam Sadık -s- iktidarın başında bulunan zorbalara karşı oldukça cesurdu ve onları isyan ve zulümden sakındırmaktan çekinmiyordu. İmam Sadık’ın -s- siyerinde Halife Mansur’a karşı nasıl davrandığı şöyle rivayet edilir: Bir gün bir Mansur’un yüzüne kondu, sineği kovdular, sinek tekrar geldi ve Mansur’un yüzüne kondu, tekrar kovdular. Ama sinek yine geldi. Mansur İmam Sadık’a -s- sordu: Allah neden sineği yarattı ki? İmam Sadık -s- şöyle buyurdu: zalimleri horlamak için!
İslam dini Müslümanların vahdeti vurgu yapıyor ve müminleri birbirinin kardeşi olarak tanımlıyor. Kur'an'ı Kerim’ın Hucurat suresinde müminler birbirinin kardeşidir, şeklinde buyuruyor.
İmam Sadık -s- da buna göre sürekli Müslümanların kardeşliğe davet eder ve ilahi ve İslamî değerlere uymaya tavsiye eder ve birbirine yardımcı olmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya vurgu yapardı.
İmam Sadık’ın -s- sahabilerinden İshak bin Ammer şöyle anlatıyor: Bir gün İmam Sadık’ın -s- huzuruna müşerref oldum, ancak o hazret tarafından sevildiğimi düşündüğüm halde hazret bana pek itina etmedi. Edep ve huşu ile sordum: Ya ibni Resulullah, neden bana itina etmediğinizin sebebini sorabilir miyim? İmam Sadık -s- şöyle buyurdu: zira senin din kardeşlerin senin itinasızlığına uğradı. Bana gelen duyumlara göre evinin önüne bir bekçi koymuşsun, kapına gelen muhtaç insanları evinin önünden kovmak için. Ben şöyle arzettim: Ben şöhretten korkarım. İmam Sadık -s- şöyle buyurdu: Allah’tan korkmaz mısın? Afet ve beladan korkmaz mısın? Bil ki halktan uzaklaşmak, ilahi fazl ve inayetten uzaklaşmaya sebep olur. Unutma, iki mümin birbiriyle karşılaştıklarında ve birbirinin elini samimiyetle sıktığında ilahi rahmetten yararlanır. Ancak bu rahmetin yüzde 99’u mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderene aittir. Eğer bu iki din kardeşinin birbirinden hiç bir haceti ve talebi yoksa, o zaman o rahmet ikisi arasında eşit dağılır.
Dini tebliğ etme alanında en iyi yöntem, pratik tebliğ yöntemidir. Rivayetlere göre şia Müslümanlardan bir grup Kufe’den ilim öğrenmek üzere İmam Sadık’ın -s- huzuruna gelir ve mümkün mertebe Medine’de ikamet ederler ve sürekli o hazretin yanına gelerek hadis ve ilim öğrenirler. Grubun Kufe’ye geri dönme ve vedalaşma zamanı gelince gruptaki müminlerden biri şöyle arzetti: Ya ibni Resulullah, bizi nasihat et. İmam Sadık -s- şöyle buyurur: Sizi ilahi takvaya, O’na itaat etmeye amel etmeye, günahları terketmeye, size bırakılan emaneti eda etmeye, oturup kalktığınız insanlarla iyi sohbet etmeye veya sessiz kalarak insanları bize doğru davet etmeye tavsiye ediyorum.
İmam Sadık’ın -s- bu tavsiyesi üzerine gruptakiler şöyle arzetti: Ya ibni Resulullah, sessizken nasıl insanları size doğru davet edebiliriz? İmam Sadık -s- bu kez şöyle buyurur: Sizi nasıl ki Allah’a itaat etmeye ve haramlardan uzak durmaya men ettiysem, nasıl ki insanlara dürüst ve adaletle davranmaya ve emanetlerini iade etmeye ve emri maruf ve nehyi münkere tavsiye ettiysem, öyle ki insanlar sizden iyilikten başka bir şey görmeyecek olursa ve sizi bu şekilde tanırsa o zaman diyecekler: Bunlar falanca kişinin izleyenleri, Allah onu rahmet etsin ki nasıl arkadaşlarını iyi yetiştirmiş. Ve böylece bizim nezdimizde olan şeylerin değerini anlar ve bize doğru gelirler.