İmam Hüseyin’in -s- Kerbela’daki arkadaşları – 1
Kerbela’da İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları arasında her kesimden ve her yaştan ve her renkten insanlar göze çarpıyor.
Genç yaşlı, kadın erkek, siyah beyaz. Bazıları Habib bin Mezahir ve Müslim bin Avsaca gibi eski muhlis şialardan ve bazıları da Zuhayr bin Kayn Beceli gibi, başka kesimlerden. Bazıları ise Vahab bin Abdullah Kelbi gibi yeni Müslüman olan ve adeta İmam’ının etrafında pervane gibi dolaşan ve onun uğrunda şehit düşen Hristiyan gençti.
Asrı saadette Müslümanlarla kafirleri ve müşrikler arasında bir çok çatışma ve savaş yaşandı, ancak hiç birinde Kerbela’nın saflığı ve paklığı yoktu. O savaşların tümünde az da olsa biraz katık ve kah nifak ve dünyataleplik ve bencillik bağlamında karanlık noktalar bulmak mümkündü. Bazen bazı askerler savaşın tam ortasında yan can havli ya da ganimet tamahı yüzünden savaş meydanını terk ederek Allah Resulü’nü -s- yalnız bırakmıştı. Nitekim Uhud savaşında İslam ordusunun dünyatalepliği Allah Resulü’nü -s- şehadet sınırına kadar götürdü veya Hendek savaşında İslam ordusunda yer alanlar Kureyş pehlivanları ile yüzleşme korkusundan adeta cansız bedenler gibi yerinden kımıldamamıştı.
Ancak Kerbela hadisesinde İmam Hüseyin -s- orada bulunların tümünün üzerinden biatlerini kaldırdı, böylece kim başka sebeplerden dolayı o hazrete eşlik ettiyse Kerbelalıların arasından ayrılmasına imkan sağladı.
İmam Hüseyin -s- arkadaşları Kerbela’ya doğru ilerlerken defalarca arındı. Zira İmam Hüseyin -s- başlattığı inkılabın tüm asırlarda tüm kuşaklara emsal teşkil edebilmesi için en iyilerle birlikte gerçekleşmesi gerektiğini herkesten daha iyi biliyordu. Buna göre kim İmam Hüseyin’le -s- yola devam ettiyse her türlü kuşkudan, şüpheden ve zafiyetten arınmıştı. Nitekim bu durum Aşura kıyamını kusursuz ve mükemmel bir kıyam yaptı.
Salebiye menzilinde Müslim, Hani ve Abdullah Yaktar’ın şehadet haberi İmam Hüseyin’e -s- ulaşınca o hazret beraberindeki arkadaşlarını toplayarak onlara hitaben şöyle buyurdu: bizi izleyenler bizi bıraktı. Şimdi kim geri dönmek isterse, onun yolunda hiç bir engel yoktur ve ben biatini üzerinden kaldırdım ve bize karşı hiç bir yükümlülüğü yoktur.
Bu konuşmadan sonra zilletli yaşamı onurlu ölüme tercih edenler afiyeti Aşura’ya tercih ederek orta yoldan geri döndü.
İmam Hüseyin -s- kameri 61 yılının Muharrem ayının ikisinde Kerbela çölüne geldiklerinde arkadaşlarını toplayarak şu duayı okudu: Ey yüce Rabbim, üzüntü ve acıdan sana sığınırım. Bu mekan bizim inmemiz gereken mekandır. Allah’a and olsun ki kıyamet gününde bu mekanda kalkıp mahşur olacağız. Ben bu vaadi dedem Resulullah’tan -s- duydum ve onun vaadinde kuşku ve yanlış olmaz.
İmam Hüseyin’in -s- sözlerine iman eden arkadaşları bu mekandan bir tek adım geri atmadı. Hristiyanların kutsal kitabında belirtildiği üzere Hz. İsa Mesih -s- Havariler adında 12 has yaver yetiştirdi. Ancak Hz. İsa’nın yakalanacağını öngördüğü gecede onların hiç biri düşman korkusundan o hazretin yanına gelmedi, bilakis şimdiki İncil’de de belirtildiği üzere o gece Havariler şafak sökünceye dek can korkusundan üç kez Hz. İsa’yı inkar ettiler.
Ancak İmam Hüseyin -s- Aşura’ya bağlanan gecede düşman ordusundan bir gece mühlet istedikten sonra arkadaşlarına hitaben şu konuşmayı yaptı: Yüce rabbimi en iyi şekilde hamd ediyor ve hoşlukta ve zorlukta, sıkıntıda ve huzurda şükrediyorum. Ey yüce Rabbim, seni bizim hanedanı nübüvvetle onurlandırdığın, Kur'an'ı Kerim ilmini ve din bilimini bize ikram ettiğin ve duyan kulak, gören göz ve aydın gönül verdiğin için hamd ediyorum. Ey yüce Rabbim, bizi sana şükredenlerden eyle. Ve sonra, ben kendi sahabemden daha iyi ve daha vefakar olanı tanımıyor ve ehli beytimden daha sadık ve itaatkar bir ehli beyt bilmiyorum. Rabbim size bana yardım ettiğiniz için hayır mükafat versin.
İmam Hüseyin -s- konuşmasının devamında bir kez daha arkadaşlarını gitmeye teşvik ederek şöyle devam etti: Ben yarım bunlarla işimiz savaşla sonuçlanacağını biliyorum. Bu yüzden biatinizi üzerinizden kaldırıyorum. Sizler gece karanlığından yol katetmek ve tehlike yerinden uzaklaşmak için yararlanın. Bu insanlar beni istiyor ve beni ele geçirdiklerinde artık sizinle bir işleri olmayacaktır.
Bu sözlerin üzerine İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarından her biri bazı cümlelerle o hazrete yönelik duygularını ve aşk ve sevgilerini beyan ederek sözlerinin üzerinde duracaklarını vurguladı. İlkin Hz. Abbas bin Ali -s- İmam Hüseyin’e -s- şöyle arzetti: Neden senden el çekecekmişiz? Senden sonra hayatta kalmak için mi? Allah o günü asla göstermesin.
Ardından Haşimoğulları hanedanının diğer üyeleri bir bir benzer sözleri sarfetti.
Haşimoğulları gençlerinden sonra ilk söz alan, Müslim bin Avsaca Esedi oldu. Müslim büyük bir aşk ve şevkle şöyle arzetti: Ey Eba Abullah, acaba bizim seni bırakmamızı mı söylersin? Peki o zaman senin hakkını eda etmekte ilahi katın huzurunda ne gibi bir mazeret uyduralım? Hayır... Allah’a and olsun ki biz seni asla bırakmayız. Mızrağımı düşman göğsüne saplamadan ve kılıcım elimden düşene kadar onlara darbe indirmeden ve ardından hiç bir silahım yoksa düşmanı taş yağmuruna tutmadan senden el çekmeyiz. Allah’a and olsun, yüce Allah bizler senin hakkında Resulullah’ın -s- hürmetine bağlı kaldığımızı bilene kadar, senden asla ayrılmam. Eğer öleceğimi bilsem, ardından yeniden dirileceğimi ve tekrar yakılacağımı ve külüm rüzgarda savrulacağını ve bir kez daha dirileceğimi ve bunu bana yetmiş kez yapacaklarını bilsem, senin yanında şehit oluncaya kadar yine asla senden ayrılmam. Nasıl başka türlü yapabilirim ki? Oysa sadece bir kez öldürüleceğim ve ardından ebedi keramet ve saadet bana nasip olacaktır.
İslam Peygamberi’nin -s- saygıdeğer sahabesi ve İmam Ali’nin -s- eski arkadaşı Müslim bin Avsaca Esedi şerefli ve onurlu ve mümin bir insandı. Müslim bin Avsaca Esedi cesur bir savaşçıydı ve adı İslam ordusunun savaşlarında ve fetihlerinde Müslümanların dilinden düşmemişti.
Müslim bin Avsaca, Küfe kentine yerleşen Esedoğulları aşiretindendi. Müslim Küfe’den İmam Hüseyin’e -s- mektup gönderenlerden biriydi ve Müslim bin Akil Küfe’ye geldiğinde, İmam Hüseyin -s- için insanlardan biat alıyordu. Ancak Müslim bin Akil ve Hani bin Urve yakalanarak şehit düştükten sonra ailesi ile birlikte İmam Hüseyin -s- kafilesine katıldı ve canını imamı uğruna feda etti.
Adalettaleplik ve zulüm karşıtlığı, İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarının en bariz özelliklerindendir. Gerçekte kim İmam Hüseyin -s- yoluna adım atarsa, adaletsizliğe ve zulme karşı sessiz kalamaz. Nitekim Müslim bin Avsaca Esedi’nin Aşura günü savaş meydanında meydan okuması, zulüm karşıtlığının en iyi delilidir.
Müslim bin Avsaca Esedi zalim düşmanlar savaş meydanında yüz yüze gelince şu şiirleri fısıldıyordu:
Eğer beni soracak olursanız, bilin ki ben Esedoğulları aşiretindenim ve ermeydanının arslanıyımdır. Bize zulmedenler erdemden uzaktır ve Allah tealanın dinine karşı kafir olmuştur.
Müslim bu meydan okumanın ardından düşman saflarına saldırarak şiddetli bir şekilde çarpışmaya başladı.
Aşura günü, düşman ordusunun sağ kanat komutanlarından Amr bin Haccac, İmam Hüseyin -s- ordusuna saldırdı. Hak ve batıl orduları bir süre çatıştı. Bu çatışmada Müslim bin Avsaca Esedi en ön saftaydı ve büyük bir fedakarlıkla Hak cephesini savunuyordu. Müslim ve yanındakiler düşman ordusunu geri püskürtmeyi ve şom hedeflerinden vaz geçirmeyi başardı. Ancak çatışma sırasında Müslim ağır bir şekilde yaralandı ve şehadetin eşiğine geldi. Savaş meydanının tozu yatıştığında, Müslim’i yere uzanmış son nefeslerini verir halde buldular.
O sırada İmam Hüseyin -s- Habib bin Mezahir’le birlikte Müslim bin Avsaca Esedi’nin başına geldi ve onun çabalarını takdir ederek şöyle buyurdu: Ey Müslim, Allah sana rahmet eylesin.
İmam -s- ardından Ahzab suresinin 23. ayetini tilavet etti:
Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.
O sırada Müslim’in eski dostu Habib ona yaklaştı ve şöyle dedi: Seni toprağa düşmüş halde görmek bana ne çok ağır gelmektedir, bilemezsin. Seni cennetle müjdeliyorum.
Müslim de şöyle karşılık verdi: Rabbim sana da hayır ve saadet müjdeliyor.
Habib ise şöyle devam etti: eğir biraz sonra senin peşinden geleceğimi bilmeseydim, sana isteklerini bana vasiyet et, derdim.
Müslim İmam Hüseyin’e -s- işaret ederek Habib’e şöyle dedi: Seni ancak ona vasiyet ediyorum ki, uğruna canını feda etmeden ondan asla ayrılma.
Habib şöyle kaşılık verdi: Kabe’nin Rabbine andolsun öyle yapacağım.
Bu sözlerin ardından Müslim’in ruhu melekuta doğru kanat açtı.
Evet, sohbetimizi bu ilahi insanı takdir etmek üzere kutsal mekanları ziyaret ederken okunan şu cümleleri tekrarlıyoruz:
Ey Müslim, sen canından geçen ve Allah yolunda şehit olan ilk şehittin ve Allah ile anlaşmanı yerine getirdin. Kabe’nin Rabbine and olsun ki sen kurtuldun. Allah teala, cesaretin, yiğitliğin ve İmamına eşlik ettiğin için sana iyi mükafat versin.