İmam Hüseyin’in -s- Kerbela’daki arkadaşları – 2
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i117992-İmam_hüseyin’in_s_kerbela’daki_arkadaşları_2
Kerbela’da İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları arasında her kesimden ve her yaştan ve her renkten insanlar göze çarpıyor.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Eylül 18, 2018 11:24 Europe/Istanbul

Kerbela’da İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları arasında her kesimden ve her yaştan ve her renkten insanlar göze çarpıyor.

Genç yaşlı, kadın erkek, siyah beyaz. Bazıları Habib bin Mezahir ve müslim bin Avsaca gibi eski muhlis şialardan ve bazıları da Zuhayr bin Kayn Beceli gibi, başka kesimlerden. Bazıları ise Vahab bin Abdullah Kalbi gibi yeni Müslüman olan ve adeta İmam’ının etrafında pervane gibi dolaşan ve onun uğrunda şehit düşen Hristiyan gençti.

Kerbela, geçici bir hadise ve belli bir zaman ve belli bir mekanlı sınırlı bir hadise değildir. Kerbela her çağda ve her zaman insan yetiştirme medresesidir. Bu medresede, mezhep, ırk, renk, genç yaşlı, kadın erkek, çocuk ergen, İmam ve mamum söz konusu değildir. Kerbela medresesinde takva, tevekkül, rıza, aşk, fedakarlık ve hak tealanın rızasını kazanma yarışı söz konusudur. Bu medreseye girişin tek şartı, insanın kendi seçimi ve tercihidir.

 

Aslında hayat, seçimle anlam kazanır. Hayat esas itibarı ile bir seçim, bir tercihtir. Yaşamların tarzı ve hareket biçimleri, insanların yaptığı seçim ve tercihlerin cilvesidir. İnsan nasıl seçim yaparsa, kendi kişiliğini ve kendi yaşamını aynı şekilde belirlemiş ve kendi kaderini seçmiş olur.

Bu tür konular ilahi meşiyyet ve varlık alemine hakim olma çerçevesindedir, ama insanın kendi eliyle ve tercihleri ile şekillenir.

Nehcül Belağa’nın 78. hikmetinde şöyle okumaktayız:

İmam Ali -s- Saffeyn macerasından Şam’a geri döndüğünde, insan için her şey önceden belirlendiğine ve insanın hiç bir seçim ve tercih hakkı olmadığına inanan biri o hazretten sordu: Acaba bizim Şam’a gitmemiz ilahi kaza ve kader gereği miydi? İmam -s- adamın sorusuna şöyle karşılık verdi: Eyvahlar olsun sana. Anlaşılan kazayı lazım ve kaderi kat’i zannetmişsin. Eğer böyle olsaydı ilahi mükafat ve cezanın, müjde ve tehdidin hiç bir anlamı olmazdı. Subhan Allah kullarına, iradeleri olduğu halde, korkmalarını buyurdu. Allah teala peygamberleri şaka olsun diye göndermedi, semavi kitapları kullarına beyhude nazil etmedi, yerde ve gökte ve aralarında ne varsa hedefsiz yaratmadı.

Kerbela macerasında farklı kültürlerden çeşitli insanlar kendilerini bir yol ayrımı ile karşı karşıya buldular ve seçim yaptılar. Bu insanlar dünya ile ahiret, insaniyetle hayvaniyet, yücelmekle düşmek ve cennetle cehennem arasında bir seçim yapmaları gerekirdi. Her seçim insanı farklı bir sonuca götürür. İmam Hüseyin -s- arkadaşlarının seçtiği ve katettikleri yol aslında insani, ahlaki, adalattaleplik ve zulüm karşıtlığı yoluydu. Bu insanlar sahip oldukları idrak gücü, şuur ve dünya görüşünden hareketle tüm haktalepler için ebediyen birer emsal teşkil eden insanlar oldu.

Bu insanlardan biri ise Vahab bin Vahab Nasrani veya Vahab bin Abdullah bin Hubab Kelebi’ydi.

Vahab bin Vahab aslında bir Hristiyandı. Vahab annesi ve genç eşi ile birlikte Salebiye yöresinde yaşıyordu. Vahab henüz eşi ile evlenmişken, İmam Hüseyin’in -s- adını duydu. İmam Hüseyin -s- kafilesi geçerken Vahab’ın pak ruhu ve latif fıtratı, İmam Hüseyin’in -s- dini ve inancına hayran kaldı. Dünyevi eğilimlerden bağımsız olan Vahab ve küçük ailesi hakla karşılaştıklarında hemen büyük bir değişim yaşadı ve hepsi İslam getirerek büyük bir aşkla hak tealaya teslim oldu.

 

İnsan hayatında seçim yaparken ona en iyi yardımcı olan şey, gönlünün basireti ve uyanık olmasıdır. Basiret insana itibar ve değer kazandırır ve onu doğru amellere yönlendirir.

İmam Hüseyin -s- de sürekli bu konuya vurgu yaptı ve arkadaşları basirete kavuşmaları ve kavuştukları basirete göre hareket etmelerini sağlamaya çalıştı

İmam Hüseyin -s- bir duasında şöyle buyurur:

Ey yüce Rabbim, hareketimi basiret temeline dayandır ve yolumu hidayetinle belirle ve yöntemimi de gelişmeme ve yücelmeme vesile kıl ve beni hedefime ulaştır ve başkalarını da benim aracılığımla varacakları yere ulaştır ve beni uğruna yarattığı ve ona doğru yönlendirdiği hedefe ulaştır.

Buna göre İmam Hüseyin’in -s- tam bir basiretle İslam Peygamberi’nin -s- sünnetini ihya etme yoluna adım attığı ve o hazretin İslam’ın kaderini Yezid’in pençesinden kurtarma daveti de bilinç ve basirete dayandığı söylenebilir.

İmam Hüseyin -s- işin ta başında arkadaşlarına ve izleyenlerine şöyle buyurmuştu: Ey insanlar, bilin ki kim bana katılırsa, şehit olur ve kim bana yüz çevirirse, hiç bir zafer elde etmez.

Buna göre İmam Hüseyin’i -s- izleyen insanlar ta baştan ne gibi risaletleri olduğunu ve hangi yükümlülüğü yerine getirdiklerini çok iyi biliyordu.

Aşura günü, Vahab savaş meydanına gitmeye hazırlanırken, eşi onu engelleyerek şöyle dedi: Ey Vahab, açıktır ki sen İmam Hüseyin -s- yanında şehit düşecek ve cennete yerleşeceksin. Senden isteğim, benimle olan ahdine bağlı kalman ve kıyamet gününde benden ayrı olarak cennette ikamet etmemendir.

Vahab da eşinin bu isteğini icabet etti ve İmam Hüseyin -s- huzurunda eşine ebedi saraylarında da onunlu birlikte olma sözü verdi ve ardından İslam’ı savunmak için savaş meydanına doğru ilerledi.

Eşini ve çocuklarını sevmek, her insanın en güzel ve en kutsal özelliklerinden biri sayılır. Kuşkusuz bazı maddi imkanlara sahip olmak, insan yaşamının zaruretlerinden biri sayılır, fakat bu durum insan yaşamında temel esasa dönüşerek her şeyden öncelikli hale geldiğinde caydırıcı ve düşürücü olur. Bu durum, insan hareket etmesi gereken yerde onu durmaya veya cihat etmesi gereken yerde, yerinde oturmaya zorlar. Ancak Vahab hayatın en zorlu anında ve ilahi sınavla karşılaştığında basiretli bir şekilde yolunu seçti. Vahab en hassas zamanda ve en hassas mekanda en iyi seçimi yaptı.

Vahab er meydanına çıktığında da düşmana hitaben şöyle meydan okudu:

Ben sağlam ve cesur bir yiğidim

ve acı hadiselerin karşısında asla gevşemem,

Ey Ümmi Vahab, ben senin önünde onlara saldıracağım

ve mızrağımla onlara darbe indireceğim

bu darbe, Rabbine mümin olan kulun darbesidir

Vahab düşmanla muhteşem bir çarpışmanın ardından eşine ve annesine geri döndü ve şöyle dedi: Ey ana, acaba şimdi hoşnut oldun mı, olmadın mı? Annesi şöyle dedi: Hayır, Hüseyin’in -s- uğruna şehit olmadan, olmam.

Vahab yeniden er meydanına geri döndü ve elleri kesilinceye dek çarpıştı. O sırada eşi çadırda bir sopayı eline aldı ve oğluna doğru koşarak şöyle haykırdı: Ey Vahab, annem ve babam sana feda olsun, gücün yettiği kadar savaşa ve cihat etmeye devam et ve düşmanı Resulullah’ın hanedanından uzaklaştır.

O sırada Vahab annesine haykırdı: Ey kadın, çadırlara geri dön, zira cihat senin üzerine vazife değildir. Ancak arslan yürekli eşi şöyle karşılık verdi:

Ben naçizane canımı seninle birlikte Hüseyin -s- uğruna feda etmeden asla cihattan el çekmem.

Bu sahneye şahit olan İmam Hüseyin -s- yüksek sesle haykırdı: Rabbim sana iyi mükafat versen. Kadınların yanına geri dön ve onların yanından ayrılma. Rabbim seni rahmet etsin, savaş kadınlara vacip değildir.

Vahab var gücü ve tüm şecaati ile düşmanla çarpışmaya devam etti ve sonunda şehit düştü. Vahab’ın mutahhar naaşı üzerinde yetmiş kadar kılıç ve mızrağın izi göze çarpıyordu. Sonunda düşman askerleri Vahab’ın başını keserek İmam Hüseyin -s- ordusuna doğru attılar. Vahab’ın annesi oğlunun kesik başını kucağına aldı ve yüzündeki kanı silerek şöyle dedi:

Hamd olsun Rabbime ki senin şehadetinle benim yüzümü akladı.

Vahab’ın annesi ardından oğlunun kesik başını düşman ordusuna doğru attı ve böylece Allah yolunda verdiği şeyi geri kabul etmeyeceğini ima etmek istedi.

O sırada Vahab’ın eşi de kanlar içinde yerde yatan kocasının naaşına ulaştı ve başında oturup üzerindeki tozu toprağı silerek şöyle fısıldadı: Allah’ın cenneti sana helal olsun. Sana cenneti veren Rabbimden beni de cennette senin yanına vermesini niyaz ediyorum.

Bu denli aşk ve irfan ve maneviyat kokan bu manzaraya tahammül edemeyen düşman ordusunun komutanı Şimr yanında duran kölesine o kadını öldürmesini emretti. Köle emri yerine getirerek Vahab’ın eşini şehit etti. Vahab’ın eşi Kerbela’da İmam Hüseyin -s- ve ülküsünü savunma uğruna şehit düşen ilk ve tek kadın oldu.