İmam Hüseyin’in -s- Kerbela’daki arkadaşları – 3
Mükemmel insanın özelliklerinden biri şecaattir.
Tehlikelerden korkmamak ve yaşamın zorlu alanlarına ayak basmak ve beşeri ülkülerin ve haktaleplik uğruna direnmek şecaat olmadan anlam kazanmaz.
İmam Hüseyin -s- arkadaşları yaşamın en zorlu arenasında ve ilahi sınav karşısında büyük bir şecaat ve cesaret örneği sergileyerek tüm zorluklara ve sıkıntılara direndiler ve ilahi sınavdan başı dik çıktılar. Bu insanlar varlık alemini yaratan yegane Allah’a olan bağlılıkları ve yüce Allah’tan yardım alarak cesurca ve yiğitçe düşmanla çarpıştılar.
İmam Hüseyin -s- ve arkadaşları Ahkaf suresinin 13 ve 14. ayetlerinin açık mısdaklarıdır. Ayetler şöyle buyurmakta:
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.
İmam Hüseyin -s- ve arkadaşları adım attıkları yola iman ve yakinleri sayesinde ilahi zaferi tüm varlıkları ile hissettiler, öyle ki hatta öldürüldükleri takdirde bu meydanın zafer kazanan tarafı olacaklarını bilen insanlardı. Bu duygu hiç kuşkusuz onların şecaatine katkı sağlıyordu.
İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarından biri Abis bin Ebi Şabib Şakiri’ydi.
Abis beyaz saçlı bir ihtiyardı ve İslam Peygamberi’nin -s- çağını da idrak etmişti. Abis iyi bir konuşmacı ve basiretli bir insandı ve halkı arasında şecaatle ün yapmıştı. Abis ayrıca Şakiroğulları aşiretindendi. Bu aşiret ise cengaver yiğitleriyle ünlüydü.
Abes, İmam Hüseyin’in -s- Küfe’ye gönderdiği Müslim bin Akil’e bu kentte biat edenlerden biriydi. İmam Hüseyin’in -s- Küfe halkına hitaben yazdığı mektup okunduğunda Abis yerinden kalktı ve büyük bir şecaat örneği sergileyerek şöyle dedi: Ben başkalarının adına konuşmam, onların kalbinde neler olup bittiğini de bilmem, bu yüzden onların adına bir söz veremem. Ben kendi adıma konuşuyorum. Allah’a and olsun eğer beni davet ederseniz, icabet eder ve düşmanlarınızla çarpışırım ve Allah yolunda şehadet mertebesine nail oluncaya dek kılıcımla savaşırım.
Evet, İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarının canı ve ruhu imanla dolup taşıyordu. Bir rivayette şöyle okumaktayız:
Kim Allah’tan korkarsa, herkes ondan korkar ve kim Allah’tan korkmazsa, Allah onu her şeyden korkutur.
Dolaysıyla Aşura meydanında İmam Hüseyin’in -s- her bir arkadaşı tek başına düşman ordusundan çok sayıda askeri helak ettikten sonra şehit düştüler. Düşman ordusundan bir asker İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarının şecaati hakkında şu itirafta bulunmuştu: onlar kılıcına sarıldığında kükreyen bir arslan misali sağdan soldan, bizim ordumuza ve süvarilerimize saldırıp darmadağın ediyordu. Eğer onları bir saat kendi haline bırakacak olsaydık, bizden çok sayıda kişiyi helak ediyordu. Onlar amansız bir şekilde ileriye doğru saldırıyordu.
Aşura günü sabahı Abis de diğer cengaverler gibi savaş meydanına çıkmadan önce edep çerçevesinde İmam Hüseyin’in -s- huzuruna çıkarak meydana çıkmak üzere icazet istedi. İmam -s- ona büyük bir sevgi ve şefkatle baktı. Bu bakış Abis’e büyük bir moral kazandırmıştı. Abis imamını son kez gördüğünü bildiği bir sırada tüm duygularını ifade etmek üzere şöyle dedi: Ya Eba Abdullah, şu zamanda ve şu mekanda hiç kimse benim gözümde senden daha aziz ve daha sevilen değildir. Eğer canımdan daha değerli bir şeyle senden zulmü bertaraf edebileceğimi bilsem, inan esirgemem. Eğer kanımdan daha değerli bir şeyim olsaydı, senin yoluna sunar asla esirgemez, gevşeklik etmezdim.
Abis konuşmasının devamında bir kez daha imamına selam vererek şöyle dedi: Selam olsun sana ey Eba Abdullah. Ben sizin ve babanızın yolundan ayrılmadığıma ve doğru yola hidayete erdirildiğime şahadet ediyorum.
Ve böylece Abis, İmam Hüseyin’in -s- bu cesur arkadaşı imamından savaşmak üzere icazet alıp meydana doğru yöneliyor. Abis son kez sevdiği imamına bakarak ona vedalaşıyor.
İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarının Aşura meydanında düşmana meydan okumaları ve Kerbela çölünde sergiledikleri şecaat gözden geçirildiğinde ister istemez muhatabına aynı şecaati ve yiğitliği aşılar gibi oluyor. Bu insanların her biri savaş meydanına ayak bastıklarında yüksek sesle düşmana meydan okuyordu. İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları meydan okumalarında bazen kendilerini tanıtıyor, bazen düşüncelerini ve iman ve inançlarını beyan ediyor ve bazen de güçlü hitaplarla düşmanı hak yoluna davet ediyordu.
Abes bin Ebi Şabib Şakiri Arap aleminin kahramanlarından biriydi ve cengaverlikte üstüne yoktu. Abis meydana çıkarak düşman ordusuna meydan okuduğunda hiç kimse karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Abis elinde kılıcı ile savaş meydanına girdi ve tüm öfkesi ile düşmana doğru saldırdı.
Rabi, Abis’i çok iyi tanıyan biriydi. Bir zamanlar ikisi aynı cephede çarpışmıştı. Ancak şimdi dünyataleplik, Rabi’yi Yezid ordusuna katmıştı. Rabi şöyle haykırdı: Ey insanlar, bu gelen Abis’tir. Ben onu çok iyi tanırım. Abis arslanların arslanıdır. Onunla savaşmaya kalkışmayın. Allah’a and olsun kim onun karşısına çıkarsa helak olur.
Bazı rivayetlere göre Abis hiç kimse karşısına çıkmaya cesaret etmediğini görünce bu kez atından indi ve atını bırakarak meydanda ilerledi ve belki biri karşısına çıkar diye umdu. Ama yine hiç kimse onunla savaşmaya cesaret edemedi. Abis bu kez zırhını üzerinden çıkarıp bir kenara attı ve şöyle haykırdı: haydi, şimdi gelin ve benimle savaşın, zira Hüseyin -s- aşkı beni mecnun etti.
Gerçekte İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları yaşam hakikatinden doğru idrak ve algılamaları sayesinde çelikten daha güçlüydü. İmam Hüseyin -s- Aşura gününe bağlanan gecede arkadaşlarının şecaati hakkında kardeşi Hz. Zeyneb’e -s- şöyle buyuruyor: Allah’a and olsun onları sınamışımdır ve onları cesur, sağlam ve yürekli buldum. Onlar benim saflarımda şehit olmaya bebek anasının kucağında sütüne yönelik şevki kadar şevklidir.
Evet, onlar zaten ölümden korkmuyordu ve bu yüzden düşman karşısında gevşemeleri asla söz konusu değildi. Nitekim bu yüzden düşman askerleri sürekli onların karşısından kaçıyordu, zira hiç biri bu yiğitlerle teke tek savaşmaya cesareti yoktu ve bu yüzden ya gruplar halinde bir kişiye saldırıyor, ya da uzaktan imamın arkadaşlarını taş yağmuruna tutuyordu.
Abes bin Ebi Şabib Şakiri savaş meydanının tam ortasında durmuş düşman ordusuna meydan okuyor ve şöyle haykırıyordu: Acaba aranızda benimle savaşacak bir erkek yok mudur?
Ancak Ömer Saad ordusundaki askerler halâ onun karşısına çıkmaktan korkuyordu. Bu duruma öfkelenen Ömer Saad ordusuna haykırarak Abis’i taşlamalarını emretti.
Abis’in üzerine amansız taş ve ok yağmuru yağıyordu. Ancak Abis amansız bir şekilde düşmana saldırıyordu. O sırada Abis zırhını ve başlığını da çıkardı. Düşman ordusu ona hayretle bakıyordu. Abis adeta şimşek misali düşman ordusuna saldırdı.
Ravilerden biri şöyle anlatıyor: Allah’a and olsun baktım ki Abis düşman ordusunu önüne salmış ve onlar kuzu kurttan kaçtığı gibi kaçıyordu ve Abis arslan gibi kükrüyor ve sağdan soldan saldırarak onları helak ediyordu. Abis durmadan kükrüyor ve çarpışıyordu.
Evet yaşlı adam Abis, üzerine taş ve ok yağmuru amansız yağdığı halde ve susamış vücudundan kanlar akmasına rağmen durmadan çarpıştı ve sonunda yere düştü ve yüce ruhu melekuta doğru kanatlandı.
Alçak düşman Abis’in başını bedeninden ayırdı. Abis’in mutahhar başın bir grubun elinde dolaşıyordu ve her biri Abis’i öldürdüğünü iddia ediyor ve böylece bu başa konan büyük ödülü almak istiyordu. O sırada Ömer Saad aralarındaki kavgaya son vermek için şöyle dedi: Boşuna kavga etmeyin. Allah’a and olsun hiç kimse tek başına Abis’i yenemezdi.
Ardından Ömer Saad, Abis’in başını İmam Hüseyin’e -s- doğru atmalarını emretti. Bu baş, Abdullah bin Kalbi ve Ömer bin Cenade’nin başından sonra İmama doğru atılan üçüncü baş oldu.