Hüseyni -s- Tasua üzerine
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i118015-hüseyni_s_tasua_üzerine
9 Muharrem günü, Hüseyni -s- Tasua günü olarak anılan bir gündür.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Eylül 18, 2018 23:40 Europe/Istanbul

9 Muharrem günü, Hüseyni -s- Tasua günü olarak anılan bir gündür.

Bu gün, Hz. Abbas’ın seçkin makamı ve konumu yüzünden kendisini anma günü olarak belirlenmiştir. Bu özel günde meddahlar Hz. Abbas’ın vefakarlığı ve mazlumane bir şekilde şehit düşmesi için ağıt yakıyor, mersiyeler okuyor.

Evet, bugün 9 Muharrem, Hüseyni -s- Tasua günü adı ile ün yapan gündür. Kerbela’da Ömer bin Saad ordusu Fırat suyunu İmam Hüseyin -s- ve hanedanı ve arkadaşlarına kapatmıştır. Şimdi artık İmam Hüseyin’in -s- ve hanedanının kurduğu çadırlarda bir damla bile su bulunmuyor. Zira Ömer bin Saad ordusu Muharrem ayının yedinci gününden sonra suya ulaşmalarını engelledi. Şimdi çadırlarda çocuklar aç ve susuz kalmıştır. Tüm bu baskıların amacı İmam Hüseyin’i -s- zalim ve fasık Yezid’e biat etmeye zorlamak içindir. Yezid bin Muaviye fasık babası gibi ehli beytin -s- konumunu gaspetmiş ve insanlara sapkınlık ve şekavet  armağan etmiştir. Bu yüzden İmam Hüseyin -s- asla Yezid’e biat etmeye rıza göstermiyor ve izzetli ölümü zilletle yaşamaya tercih ettiğini haykırıyor.

 

Hüseyni -s- Tasua günü, yani Muharrem’in dokuzuncu günü gece vaktine kadar çok önemli olaylar yaşandı. O gün birden Şimr, dört bin askerle birlikte Ömer bin Saad ordusuna katıldı ve İbni Ziyad’ın mektubunu Ömer bin Saad’e verdi. Mektupta, Hüseyin’in ya biatini al, ya da canını, yazıyordu.

O gün Ömer bin Saad İmam Hüseyin’in -s- kampına ve çadırlarına saldırdı. İmam -s- kardeşi Abbas’ı elçi olarak düşman ordusuna yolladı ve niyetlerini öğrenmek istedi. Düşman İmam Hüseyin -s- ve hanedanına ve arkadaşlarına saldırmak ve işi bitirmek istiyordu.

İmam Hüseyin -s- tekrar kardeşi Abbas’ı düşman ordusuna gönderdi ve son bir gece Allah tealaya ibadet etmek üzere mühlet istedi.

Bu kez Ömer bin Saad’in elçisi İmam Hüseyin’in -s- tüm arkadaşları sözlerini açıkça duyabilecekleri bir yerde durdu ve şöyle haykırdı: Biz size yarına kadar mühlet veriyoruz. Eğer teslim olursanız, sizi emirimiz Ubeydullah bin Ziyad’a götürürüz, ama eğer teslim olmaz ve biat etmekten kaçınırsanız, sizin peşinizi bırakmayız ve sizinle savaşırız.

 

Hüseyni -s- Tasua gününde yaşanan önemli hadiselerden biri de İmam Hüseyin’in -s- arkadaşlarına hücceti tamamlamasıdır. İmam Hüseyin -s- çadırında toplanan arkadaşlarına şöyle buyurdu: Yezid’in ordusu sadece benim peşimdedir. Sizler gece karanlığından yararlanarak bu mekandan uzaklaşabilirsiniz.

Ancak İmam Hüseyin’in -s- sözleri bittikten sonra vefakarlık ve aşk ve ihlasın en güzel örnekleri tecelli etti. İmamın -s- arkadaşları o hazrete vefasını ve biatini beyan etmek üzere adeta birbiriyle yarıştı.

O gece İmam Hüseyin’in -s- huzurunda toplananlardan biri şöyle dedi: Eğer serin uğrunda öldürüleceğimi ve yeniden dirileceğimi ve yeniden dirildiğimde beni yakacaklarını ve bunu yetmiş kez tekrarlayacaklarını bilsem, yine seni yalnız bırakmam.

Bir başkası şöyle dedi: Allah’a and olsun ki ben senin yolunda öldürülmek istiyorum ve eğer yeniden dirilirsem ve bu durum bin kez tekrarlanacak olursa, yine farketmez ve umarım Rabbim seni ve hanedanını düşman şerrinden korusun.

 

İmam Hüseyin’in -s- bir başka arkadaşı da şöyle dedi: Eğer ben senden ayrılıp hayatta kalacaksam, o zaman yırtıcı hayvanlara diri diri yem olmayı tercih ederim.

Bu sözlerin üzerine İmam Hüseyin -s- Aşura’a bağlanan gecede çadırında toplanan arkadaşlarını şöyle tanımladı: Ben kendi ashabımdan daha vefakar ve daha iyi bir sahabe tanımıyorum. Ben ehli beytimden daha hayırsever ve daha şayeste kimseyi tanımıyorum. Rabbim hepsine iyi mükafatlar versin.

Aslında İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları ölümden korkmuyor ve hepsi adalet ve hak uğruna şehit olmayı, zillet içinde yaşamaya tercih ediyordu. Bu insanların hepsi İmam Hüseyin -s- hayranıydı ve bu sevgileri onların güçlü imanından kaynaklanıyordu. İmamın -s- arkadaşları Müslümanların hilafeti o hazretin ve ehli beyt -s- hanedanının kesin hakkı olduğunu ve Yezid gibi fasık birinin halkın önderliği makamında yer almaması gerektiğini biliyordu.

Hüseyni -s- Tasua gecesinde yaşanan bir başka tuhaf gelişme, Şimr Zilcevşen’in İmam Hüseyin’in -s- kardeşi ve ordusunun bayraktarı Hz. Abbas bin Ali’ye -s- getirdiği aman mektubuydu. Şimr, Hz. Abbas’ın -s- annesi ile akrabalığını bahane ederek ona aman mektubu getirmişti. Şimr Hz. Abbas’a şöyle dedi: Eğer sen ve diğer üç kardeşin Yezid ordusuna katılırsanız, Yezid size aman verecektir.

 

Ancak Hz. Abbas -s- ve kardeşleri Şimr’e çok ezici bir cevap verdi. Kerbela hamasetinin büyük bayraktarı ve şecaat abidesi, Hüseyin bin Ali’ye -s- yönelik aşkı ile Şimr’e kükreyerek şöyle dedi: Rabbim seni ve aman mektubunu lanet etsin. Biz amanda olacağız da Resulullah’ın -s- kızının oğlu amanda olmayacak mı yani!?

Evet, 9 Muharrem günü, Hüseyni -s- Tasua günü olarak anılan bir gündür. Bu gün, Hz. Abbas’ın seçkin makamı ve konumu yüzünden kendisini anma günü olarak belirlenmiştir. Bu özel günde meddahlar Hz. Abbas’ın vefakarlığı ve mazlumane bir şekilde şehit düşmesi için ağıt yakıyor, mersiyeler okuyor.

Hz. Ebulfazl Abbas -s- İmam Ali’nin -s-, Fatıma benti Hezam adında ve Ümmül Benin lakaplı çok takvalı eşinden oğludur. Hz. Abbas -s- gençlik çağına geldiğinde çok güzel yüzlü ve yakışıklı bir genç olmuştu, öyle ki ona Haşimoğulları ayı lakabı verildi. Rivayetlere göre Hz. Abbas -s- oldukça iri yapılı bir insandı, öyle ki en iri yapılı atların üzerine oturduğunda bacakları yere kadar ulaşıyordu. Hz. Abbas -s- er meydanında da adeta kükreyen arslan misali kafirlere ve düşmanlara saldırıyordu. Saffeyn savaşında henüz 12 yaşında olan Hz. Abbas öylesine düşmanları darmadağan etmişti ki düşman askerleri onu görünce tir tir titremeye başlıyordu. Hz. Abbas -s- ayrıca takva, edep ve ahlakta ve yine basiret ve vefakarlıkta da eşsiz bir insandı.

Hz. Abbas -s- Kerbela hadisesinde İmam Hüseyin -s- ordusunun bayraktarı ve ayrıca çadırlara ve ehli beyt -s- fertlerine su ulaştırmaktan sorumluydu. Hz. Abbas -s- İmam Hüseyin’in -s- yanında ayrıca çadırları ve o hazreti korumak ve çadırlarda bulunan kadınların ve çocukların güvenliğini temin etmekle yükümlüydü.

Hz. Abbas -s- hayatta olduğu süreci kadınlar ve çocuklar kendilerini güvende hissediyordu, zira alçak düşmanlar o hazretin heybeti ve keskin bakışı ile karşılaşınca korkuya kapılıyor ve İmam Hüseyin -s- hanedanının çadırlarına yaklaşmaya cesaret edemiyordu.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei Hz. Abbas’ı -s- şöyle vasfediyor: Ziyaretnamelerde ve masum imamların kelamında Ebulfazl Abbas hakkında bize ulaşan cümlelerde iki özellik üzerinde durulmuştur. Bunlardan biri basiret ve diğer vefadır. Peki Hz. Abbas’ın -s- basireti nerededir? Aslında İmam Hüseyin’in -s- tüm arkadaşları basiretli insanlardı, ancak Hz. Abbas -s- daha fazla basiret gösterdi. Tasua günü akşam üstü Hz. Abbas -s- kendini içinde bulundukları durumdan kurtarma fırsatını buldu. Yani düşmanlar geldi ve ona teslim olma teklifinde bulundu ve ona aman mektubu vereceklerini söylediler. Ancak Hz. Abbas -s- öyle bir yiğitlik sergiledik ki düşmanı yaptığına pişman etti. Hz. Abbas -s- şöyle dedi: Ben Hüseyin’den -s- mi ayrılmalıyım? Eyvahlar olsun size, yuh olsun size ve aman mektubunuza...

 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle devam ediyor:

Hz. Abbas’ın -s- basiretinin bir başka örneği, kendisiyle birlikte Kerbela’da bulunan üç kardeşine o meydana çıkmadan önce meydana çıkmalarını ve cihat etmelerini emretti. Onlar da itaat etti ve hepsi şehit düştü. Biliyor musunuz, onlar aynı anadan dört kardeşti. Ebulfazl Abbas en büyükleriydi ve Cafer, Abdullah ve Osman diğer üç kardeşin adlarıydı. İnsan kendi kardeşlerini gözleri önünde Hüseyin bin Ali -s- için kurban etsin, yüreği yanan annesini düşünmesin ve en azından kardeşlerden biri annelerinin yanına gitmesine ve böylece annesinin gönlünü hoş etmesini düşünmesin ve Medine’de kalan çocuklarının yetim kalmasını düşünmesin. İşte basiret budur.

Hz. Abbas’ın -s- Hüseyni -s- Tasua günü sergilediği şecaat ve çektiği musibetler yüzünden herkes o hazretin Tasua günü şehit düştüğünü zannediyor ve bu yüzden bu günde o hazret için yas etkinlikleri düzenliyor. Oysa gerçekte Hz. Abbas -s- ve İmam Hüseyin’in -s- diğer tüm arkadaşları canını Allah’ın dini uğruna Aşura gününde feda etti.

Fedakarlık, Hz. Abbas’ın -s- bir başka emsalsiz özelliğiydi. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuda da şöyle diyor:

Hz. Abbas’ın -s- vefakarlığı en çok Fırat ırmağına ulaşmasına karşın su içmemesi olayında yaşandı. Rivayetlere göre o anlarda çocuklar ve kadınlara susuzluktan çok acı çekiyordu. Bu yüzden İmam Hüseyin -s- ve kardeşi Abbas -s- birlikte su peşinden gittiler, Fırat’ın bölgede akan kanatlarından birine doğru, belki biraz su getirmek umuduyla. Bu iki güçlü ve yiğit kardeş omuz omuza savaş meydanında çarpıştılar. Bunlardan biri yaklaşık 60 yaşında olan İmam Hüseyin’dir -s- ki bu yaşına karşın en büyük cengaverlerden biriydi, diğeri ise otuz küsur yaşındaki kardeşi Ebulfazl Abbas’tır.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle devam ediyor:

İki kardeş omuz omuza çarpıştılar, düşman ordusunun ortasına daldılar, safları dağıttılar, Fırat suyuna ulaşmak için, biraz su getirebilmek için. O çetin çarpışma sırasında birden İmam Hüseyin -s- düşmanların onunla kardeşi Abbas’ın arasını açtığını hissetti. O sırada Hz. Abbas -s- Fırat’a yaklaşmıştır. Hz. Abbas suya ulaştığında yanındaki tulumunu su dolduruyor ve çadırlara ulaştırmak istiyor. Orada kim olursa olsun bir avuç suyu da kendisi içerdi, ama Hz. Abbas -s- burada da vefakarlığını gösterdi. Su dolu tulumu alıp yola çıktığında İmam Hüseyin’in -s- susamış dudaklarını hatırladı, belki de ehli beyt çocuklarının susuzluktan feryatlarını, belki de imamın altı aylık bebeği Ali Asger’in ağlamasını hatırladı ve bu yüzden gönlü kendisi su içmesine razı olmadı ve ardından yaşanan olayların sonunda düşman tarafından namertçe şehit edildi.

Hz. Abbas’ın -s- ziyaretnamesinde şöyle okumaktayız:

Allah seni şehitlerin arasında diriltsin ve ruhunu iyi insanların ruhu ile birlikte mahşur etsin ve cennetinden sana en geniş mekanı versin ve en üstün yerleri hibe etsin ve adını en yüksek derecelere yazsın ve peygamberler ve sıddikler ve şehitler ve şayeste insanlarla mahşur etsin.