İmam Hüseyin’in -s- Kerbela’daki arkadaşları – 5
Kerbela’da İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları arasında her kesimden ve her yaştan ve her renkten insanlar göze çarpıyor.
Genç yaşlı, kadın erkek, siyah beyaz. Bazıları Habib bin Mezahir ve müslim bin Avsaca gibi eski muhlis şialardan ve bazıları da Zuhayr bin Kayn Beceli gibi, başka kesimlerden. Bazıları ise Vahab bin Abdullah Kelbi gibi yeni Müslüman olan ve adeta İmam’ının etrafında pervane gibi dolaşan ve onun uğrunda şehit düşen Hristiyan gençti.
İslam dini Allah Resulü -s- rihlet ettikten sonra sürekli tahrifata maruz kaldı. O dönemde tüm siyasi güçler bu dinden kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya çalıştı. Nitekim Emevi İslam’ı, Abbasi İslam’ı, Osmani İslam’ı ve Safevi İslam’ı gibi bir çok İslam türedi. Bunlar kimliksiz bir İslam istiyordu ve böylece insanları esarete alıp zulme boyun eğmelerini sağlamak istiyordu. Ancak bu arada İmam Hüseyin -s- İslam dini hürriyet, izzet ve adalet dini olduğunu gösterdi ve kanlı hamaseti ile İslam’ı ebedileştirdi.
İmam Hüseyin -s- adeta rahmet yağmuru gibi yağdı ve ister mümin ister kafir, ister iyi ister kötü, ister dost ister düşman, herkesi bereketlerinden faydalandırdı ve kim gelişme yeteneği varsı o hazreti sayesinde büyüdü ve gelişti. İmam Hüseyin -s- sadece kendi arkadaşlarının gelişmesi ve yücelmesi için çaba harcamadı ve bunun yanında Yezid bin Muaviye ordusunu da helak olmaktan kurtarmak istedi. İmam Hüseyin -s- bir kaç kez onlarla konuştu. İmam -s- hatta Übiydullah bin Ziyad ordusunun komutanı Ömer bin Saad’ı hidayete erdirmek ve kurtarmak için Muharrem ayının dokuzuncu gecesinde arkadaşlarından birini onunla konuşmaya gönderdi.
İmam Hüseyin -s- düşman ordusunun komutanı Ömer bin Saad’a şu mesajı yolladı: Ey Saad’ın oğlu, eyvahlar olsun sana. Sen benimle mi savaşmak istersin? Acaba dönüşün O’na olan Allah’tan korkmaz mısın? Sen benim kimin oğlu olduğumu bilir misin? Gel bu kavmi bırak ve bana katıl, zira bu amel Allah’a daha yakındır ve ilgi odağındadır.
Ancak Ömer bin Saad İmam Hüseyin’in -s- kurtarıcı davetine verdiği cevapta türlü bahaneleri ileri sürdü ve imamın -s- sevge ve merhamet dolu davetini reddetti. Aslında Ömer bin Saad böylece İmam Hüseyin’in -s- onun yüzüne açtığı hayır ve saadet kapısını kendi yüzüne kapattı.
İmam Hüseyin -s- tüm insanları kendi evlatları gibi severdi ve onları hidayete erdirmek için tüm varlığı ile çaba harcar ve kendisi ile halkın bir olduğunu ve hepsi onun ailesinin birer üyesi ve kendisinin birer evlatları olduğunu buyururdu.
İmam Hüseyin -s- üstlendiği hidayet uğruna bir çok insanla konuştu. Bu insanlardan biri de Züheyr bin Kayn Becelli’ydi. Züheyr bin Kayn Becelli Küfe büyüklerinden ve Arap dünyasının seçkin şahsiyetlerinden biriydi ve şecaati ve cihat meydanlarında korkusuzluğu ün yapan bir cengaverdi.
Züheyr bin Kayn Becelli aynı zamanda İslam Peygamberi’nin -s- sahabelerinden biriydi, ancak Allah Resulü -s- rihlet ettikten sonra Muaviye’nin geniş çaplı propagandalarının etkisi altında kaldı ve İmam Ali’nin -s- üçüncü Halife Osman’ın katledilmesine ortaklık ettiğini zannediyordu. Bu yüzden Züheyr o olaydan sonra İmam Ali -s- ve evlatlarına pek fazla ilgi göstermedi.
İmam Hüseyin -s- Küfe’ye doğru yola çıktığında Züheyr de eşi ile birlikte Hac merasiminden Küfe’ye dönüyordu. Züheyr Küfe’den çıkmadan önce ve Mekke’ye geldikten sonra İmam Hüseyin’in -s- Yezid’e biat etmediği konusunda bir çok şey duymuştu, fakat İmam Hüseyin’le -s- asla karşılaşmak istemiyordu. Bu yüzden Züheyr Hac merasimi biter bitmez, apar topar Küfe’nin yolunu tuttu. Züheyr hiç bir menzilde İmam Hüseyin’le -s- karşılaşmamaya özen gösteriyordu, fakat çabaları fayda etmedi. Züheyr ve küçük kafilesi Zarud menzilinde İmam Hüseyin -s- ve kafilesine yakın bir yerde çadır kurmak zorunda kaldı.
Züheyr ailesi ve yakınları ile sofraya oturmuştu ki birden İmam Hüseyin’in -s- elçisi içeri girdi ve Züheyr’i çağırdı. Züheyr ne yapacağını şaşırmıştı. Ancak eşi onu şaşkınlıktan çıkardı ve şöyle dedi: Resulullah’ın -s- evladı sana elçi göndermiş, ama sen ona gitmek istemez misin? Subhan Allah! Hadi kalk ona git, sözünü dinle ve geri dön.
Züheyr yerinden kalktı ve imamın huzuruna çıktı, fakat geri döndüğünde başbaşka bir Züheyr olmuştu. Züheyr kendisine ne söylendi ve neler duyduğu hakkında hiç bir söz etmedi, fakat yüz ifadesi tamamen değişmişti.
Züheyr çadırının toplanmasını ve İmam Hüseyin -s- ve arkadaşlarının çadırlarının yanında kurulmasını emretti. Ardından Züheyr eşine döndü ve şöyle dedi: sen ailene katılmak üzere özgürsün. Zira ben sana benden iyilikten başka bir şey gelmesini istemem. Züheyr daha sonra da arkadaşlarına dönüp şöyle dedi: sizden kim şehadate seviyorsa kalksın ve benimle gelsin ve kim hoşlanmıyorsa, çekip gitsin.
Züheyr daha sonra kafilesine şu öyküyü anlattı: Balancar bölgesinde savaşıyorduk ve Allah teala bizi zafere ulaştırdı. Süleyman Baheli bize şöyle dedi: Acaba Allah’ın sunduğu bu fetihten ve elde ettiğiniz ganimetlerden memnun musunuz? Biz de evet, dedik. Süleyman şöyle devam etti: Ne zaman Al-i Muhammed’in -s- gençlerini idrak ederseniz, o zaman onların yanında savaşmaktan ve elde ettiğiniz ganimetlerden daha fazla mutlu olun.
Aslında Züheyr bu sözlerin anlamını şimdi idrak etmişti ve bu yüzden büyük bir mutlulukla her şeyinden vaz geçip Allah Resulü’nün -s- pak hanedanını ve İslam’ı savunmaya karar vermişti.
Böylece Züheyr İmam Hüseyin -s- kafilesine katıldı ve onlarla birlikte Hicaz’dan Küfe’ye uzanan çölü menzil menzil katetti. Kafile henüz Irak’a varmamıştı ki Müslim bin Akil ve Hani bin Urva’nın şehadet haberi geldi.
İmam Hüseyin -s- arkadaşlarını topladı ve onları Müslim ve Hani’nin şehadeti hakkında bilgilendirdi. İmam -s- ayrıca Emevi hanedanının İslam toplumunda oluşturdukları şartlara işaret ederek şöyle buyurdu:... görmüyor musunuz, Hakka amel edilmiyor ve kimse batıldan sakınmıyor? Öyle ki mümin haklı olarak ölümü ve Hak tealaya kavuşmayı bu tür bir yaşama tercih eder oldu. O zaman bilin ki ben ölümü saadet olarak görüyorum ve zalimlerle bir arada yaşamak bana büyük bir ayıp olmaktan başka bir şey ifade etmiyor.
O sırada Züheyr ayağa kalktı, sesi heyecandan titriyordu, İmam Hüseyin’e -s- döntü ve şöyle arzetti: Ey Resulullah’ın -s- evladı, biz sizin sözünüzü duyduk. Allah’a and olsun eğer bu dünyada yaşam daimi olsaydı ve biz de içinde ebedi yaşıyor olsaydık ve eğer bu dünyadan ayrılmak sırf size yardım etmek yüzünden olsaydı, biz sizinle birlikte kıyam etmeyi bu dünyada kalmaya tercih ederdik.
Aslında bu sözler Züheyr’in kalbinde taşıdığı duyguları dışa aktardığı son sözleri değildi. Aşura’ya bağlanan gecede ve İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları ile son görüşmesi sırasında Züheyr bir kez daha ayağa kalktı ve İmam Hüseyin’e -s- hitaben şöyle arzetti: Allah’a and olsun eğer öldürülürsem, ardından dirilir ve yeniden öldürülürsem ve bin kez bu şekilde öldürülürsem ve Rabbim böylece siz Resulullah -s- hanedanının gençlerini koruyacaksa, buna razıyım.
Aşura günü İmam Hüseyin’in -s- arkadaşları o hazretin imametinde sabah namazını kıldıktan sonra savaşa hazırlanmaya başladı. İmam Hüseyin -s- her birinin görevini belirledi ve ordunun sol kanadının komutasını Habib bin Mezahir’e ve sağ kanadını da Züheyr’e verdi. O sırada Züheyr bin Kayn Becelli zırhını giymiş ve atına binmeş vaziyette düşman ordusuna doğru çıkış yaptı. İmam hüeyin’in -s- bu vefakar arkadaşı düşman ordusunun arasına girip onları uyandırmak istiyordu, ancak ne söylediyse karşılığında küfür ve hakaretten başka bir şey alamadı. Düşman askerleri Züheyr’in hak sözünü dinlemek bile istemiyordu. O sırada İmam’ın kuryesi Züheyr’e mesaj getirdi ve İmam’ını kendisine geri dönmesini istediğini ve şöyle buyurduğunu söyledi: yemin ederim Musa nasıl kavmini nasihat ettiyse sen de bu sapkınları nasihat etmekte görevini yerine getirdin ve onları doğru yola hidayete erdirmekte ısrar ettin, eğer bir faydası olacaksa.
Züheyr bin Kayn Becelli de İmam Hüseyin’in -s- diğer arkadaşları gibi düşmana karşı imamını, imanını ve inancını savundu ve bu uğurda bir an bile müsamaha etmedi. Züheyr’in düşmanla yüz yüze çarpışması öğlene dek sürdü. O sırada İmam -s- namaza durdu ve Züheyr, Said bin Abdullah Henefi’nin yanında imamı korumaya başladı. Küfe ordusu İmam Hüseyin -s- ve namaz kılan arkadaşlarını ok yağmuruna tuttu. Said gözüne isabet eden bir okla yere düştü, ancak Züheyr vücuduna isabet eden oklara rağmen direniyordu. Namaz bitince Züheyr tekrar savaş meydanına döndü ve yiğitçe çarpışmaya devam etti.
Züheyr düşman ordusuna şöyle meydan okuyordu:
Ben Züheyr’im, Kayn’ın oğlu, sizi kılıcımla Hüseyin’den uzaklaştırırım.
Züheyr bazen de müjde verircesine İmam Hüseyin’e -s- hitaben şöyle diyordu: Bugün senin dedeni ve Hasan’ı ve Ali Murtaza’yı ve Zülcenaheyn’i ve o yiğiti ziyaret edeceğiz.
Sonunda Züheyr aldığı yaralar ve vücuduna saplanan okların yüzünden yere düştü ve şehit oldu. Züheyr şehit olunca İmam Hüseyin -s- başına geldi ve şöyle buyurdu: Ey Züheyr Allah lütfunu senden esirgemesin ve katillerini ebedi laneti ile lanetlesin.