İslam Peygamberi’nin -s- yaşamından İslamî sanatta cilveler
İlahi enbiya ve en başlarında İslam Peygamberi -s- beşeriyetin tevhid bayraktarı olmuş ve Müslüman sanatçılar da tarih boyunca İslam Peygamberi’nin kişiliği ve yolu ve hatta adının aşkı ile değerli ve tevhidî eserleri yaratmış, en narin ve en güzel biçimde sevgi ve rahmet peygamberinden söz etmiştir.
İslam ve İran kültüründe sanatın görece güzelliklerin çok ötesinde bir yeri vardır. Gerçi sanat eserlerini güzel yapmak bile İslamî sanatın önemli özelliklerinden biridir, fakat İslamî sanat eserleri daha yüce değerlere de sahiptir. Gerçekte İslamî sanatta her nakış sadece bir şekil ve boyadan ibaret değildir ve sanatçı ve muhatabının manevi deneyimleriyle orantılı olarak anlam taşır.Muhammed -s- sözcüğünün İslamî sanat tarihinde görsel rolü, bu sanatın şekillenmesinin zeminlerinden biridir ve Müslüman sanatçılar simgesel kavramlarını korumanın yanında yüzeylerin şekli ve uyumunun güzellik biliminin temel ilkeleri ile de uyumlu olmasına özen göstermiştir. Muhammed -s- nakşının tekrarlanmasının narinliği manevi bir huzura sahiptir ve İslamî sanatı, İslamî olmayan sanatlardan ayırt edebilen boyutlarından biri sayılır.
Hattatlık her zaman Müslüman sanatçıların ilgi odağında olan ve özel önem arzeden bir sanat dalıdır. Zira Müslüman sanatçılar bu sanatı vahiy kelamının tecelli ettiği bir sanat olarak görmüştür. Müslüman sanatçılar güzel hattı sadece Kur'an'ı Kerim’i kitabet etmekte değil, diğer bir çok alanda da kullanmıştır. Başta İranlı sanatçılar olmak üzere Müslüman sanatçılar hat sanatında güç ve zarafet bakımından doruk noktasına ulaşmış ve bu sanatı görsel sanatların arasında eksen hale getirmiştir.
“Heliye” bir nevi İslam Peygamberi’nin -s- sıfatlarının yazıldığı tezhip sanatıdır ve Müslümanların arasında Hristiyanların timsali hükmündedir ve Müslümanlar bu sanatı teberrük vesilesi olarak algılamıştır. Heliye yazarları güzel hatla İslam Peygamberi’nin -s- sıfatlarını yazan ve halkın arasında yaygınlaştıran sanatçılardı.
Heliye yazarlığında hattatlar İslam Peygamberi’ne -s- sevgi ve saygılarını beyan ediyordu. Bu sanatçılar heliye yazarlığını mübarek bir sanat olarak görüyor ve nerede heliye olursa orası doğal afetlerden korunacağına ve daha da ötesi huzur ve bereket ve refahı artacağına inanıyordu ve bu yüzden yazılan heliyeleri kutsal mekanlara, işyerlerine, evlere ve benzeri yerlere asıyordu.
Güneşin simgesel nakşı olan “Şemse” İran sanatında önemli bir yeri olan ve bir çok dönemde İranlı sanatçıların ilgi odağında yer alan simgelerden biridir. Nitekim İslamî döneme ait bir çok eserde de şemse’nin resmi göze çarpar ve çeşitli anlamları ve kavramları ifade eder. Şemse nakşı Kur'an'ı Kerim’in ilk sayfasının tezhibi, kubbelerin iç ve dış süslemesi, cami ve dini kitapların tezhibi gibi bir çok alanda kullanılmıştır. Şemse nakşı Nur suresinin 35.ayetinin anlamı itibarı ile tevhid nuru ve uluhiyet simgesi olarak bilinir. Bundan başka bir çok edebi ve dini eserde de güneşten İslam Peygamberi’nin -s- simgesi şeklinde söz edilmiştir.
Gerçi bazı sanatçılar şemse veya güneşin nakşını simgesel olarak bazı canlı türleri başta olmak üzere çeşitli nakışlarla birleştirmiştir, ama yine de şemse nakşı çeşitli resim ekollerinde İslam Peygamberi’nin -s- simgesi olarak algılanmıştır. Bu arada bazı şemse nakışları İslam Peygamberi’nin -s- mübarek adı Muhammed sözcüsü geometrik bir düzende tekrar edilerek şemsenin yuvarlık motifinin yüzeyini kaplayacak şekilde yapıldığı da belirtilmelidir. Bu şemse nakışları Muhammed sözcüğünün kufi hattı ve Çin düğümü yöntemi ile beş, altı ve sekizgen şeklinde tasarlanmıştır. Bu tasarımlar bir çok İslamî döneme ait eserlerde ve binalarda göze çarpan en güzel nakışlardır.
İslam Peygamberi’nin -s- çehresini görüntüleme konusunda Müslümanların bu konuya yönelik yaklaşımları her zaman aynı olmadığı belirtilmelidir. Yine Müslümanların fikrî ve sanat tarihleri boyunca İslam Peygamberi’nin -s- yüzünü çizmenin hakkında farklı algıları söz konusu olduğu ve ancak İslam’ın ilk dönemlerinde bu konunun izine rastlanılmadığı belirtilmelidir. Buna karşın daha sonraki asırlarda ve bazı sanatlarda ve yine daha ileriki dönemlerde tekyelerde, türbelerde ve kahvehanelerde asılan perdelerin üzerindeki resimlerde İslam Peygamberi’nin -s- resmine rastlamak mümkün, nitekim çağdaş döneme yaklaştıkça da bunun örnekleri ve çeşitleri de artmaktadır.
Araştırmalar, asrı saadette İslam Peygamberi’nin -s- görüntülendiği hakkında belli raporların olmadığını gösteriyor. Ancak buna karşın o hazretin şiirlerde kişiliği, ahlakı ve özelliklerinin anlatımını bir nevi görsel rivayet nitelemek mümkün.
Şairlerin en çok istinat ettiği ünlü rivayet, İmam Ali’nin -s- İslam Peygamberi’ni -s- vasfettiği rivayettir. Bu ünlü rivayette İslam Peygamberi’nin -s- çehresi ve yüzünden adeta portresi çizilircesine dakik bir anlatım yer almaktadır.
İbni Huşam’ın naklettiği ve Refieddin Hemedani’nin çevirdiği rivayette şöyle deniliyor: emirülmüminin Resulullah’ı -s- vasfederken şöyle der: ne ince uzundu ve ne de kısa ve küçük, bunun ikisinin ortasındaydı. Sırtı dümdüzdü, saçları ne çok kıvırcık ne de dümdüzdü, bu ikisinin ortasındaydı. Yüzü ne yuvarlık ve ne de şişmanlar gibi çıkık ve ne de zayıflar gibi kuru ve zayıftı, düzgün yuvaraktı, beyaz ve aydın ve latifti. Gözleri beyazı beyaz ve karası karaydı. Kirpikleri düz ve uzun ve boldu. Kemikleri büyük ve güçlü, omuzları geniş ve vücudunun tüyü az ve seyrekti. Parmakları hem eli ve hem ayağında iri ve büyük, avucu kadife gibi yumuşaktı. Yerinden kalkıp gitmek istediğinde adeta kalkıp uçan kuş gibiydi. İltifatta bir kez bulunurdu ve sırtında nübüvvet mühürü vardı.
İslam dininin zuhuru üzerinden yıllar ve belki asırlar geçti ve Müslüman sanatçılar İslam Peygamberi’nin -s- çehresini ve mübarek bedenini resimlerinde ve portrelerinde çizmeye devam etti. Gerçi hepsi aynı yöntemle davranmadı ve bazen Allah Resulü’nün -s- portresini tam ve ne bir şekilde çizerken, çoğunlukla o hazretin yüzünü bir perde ile örterek veya nur içinde çizdiler.
İslam Peygamberi’nin -s- çehresini İslamî sanat çerçevesinde çizilme sürecine bakıldığında İlhaniler ve Timuriler dönemleri olan miladi 13 ve 14.yüzyılların özel konumu bulunduğu anlaşılıyor. Bu dönemlere ait belgelerde, bazı tarihi kitapların bezendiği ve asrı saadet olayları portre sanatı çerçevesinde anlatıldığı gözleniyor.
İslam Peygamberi’nin -s- mübarek çehresi ilk kez Cevamiul tarih adlı eserde çizildi. İlhani Kazan Han’ın veziri Reşideddin Fazlullah Hemedani’nin kaleme aldığı bu eser, İlhaniler döneminin en önemli portre sanatı eseri sayılır. Bu kitapta yer alan bir çok portrede İslam Peygamberi’nin -s- yüzü örtülmüyor ve bu eser o hazretin ve masum imamların yaşamını görüntüleme doğrultusunda ilk adım sayılır ve daha sonraki dönemleri de etkilemiştir.
İslam Peygamberi’nin -s- çehresinin çizildiği bir başka örnek eserlere, Miracname’leri örnek vermek mümkün. Miracname, İslam Peygamberi’nin -s- miraca çıktığını görüntüleyen İranlı portre eserlerine verilen addır. Miracname eserleri İlhaniler döneminde başlıyor ve Gacarlar döneminde sona eriyor. Bu eserleri en eskisi, biraz önce de belirtildiği üzere Cevamiul tarih adlı eserdir.
Kameri 11.yüzyıla ait olan Derviş Muhammed bin Şeyh Ramazan’ın Subhetül Ahbar adlı eseri portre sanatını içeren son eserlerden biridir ve gerçekte Hz. Adem’den -s- başlayan dünya tarihi kitabıdır. Bu kitapta tüm peygamberler ve krallar ve hükümdarların yüzü çizilirken, bir tek İslam Peygamberi’nin -s- yüzü beyaz bir perde ile örtülmüştür.
Son dönemde portre sanatı büyük ölçüde unutuldu ve İslam Peygamberi’ni -s- görüntüleme meselesine daha farklı eğilimler sergilendi. Bir yandan İslam Peygamberi’nin -s- çehresini çizmenin hürmeti yüzünden heliye yazarlığı ve hat sanatı daha güçlendi ve öbür yandan o hazreti çehresi çeşitli eserlerde ve çeşitli mekanlarda ve hatta sinema sanatında nur içinde çizilmeye başlandı.
Bu bağlamda kahvehane resim sanatı bu konuda örnek verilebilecek en önemli sanat dalıdır. Bu sanatta dini veya hamaset veya bazen eğlence konuları İran’dan doğa resim sanatından etkilenerek eğitimsiz sanatçılar tarafından çizilirdi. Bu resimler en çok Perdehani adı ile anılan bir nevi nakkallık sanatında kullanılır ve bir perdeye çizilen görüntülerle ilgili öyküler ve masallar anlatılırdı. Bu resimlerin teması ise Kerbela ve Aşura hadisesi öncesi ve sonrasıydı, fakat zamanla başka ahlaki konular ve dini öyküler de bu perdelerde yerini aldı.
Yüzleri perde ile örtülen portreler genellikle iyi ve kötü karakterler olmak üzere ikiye bölünürdü. Evliyaların çehresi bu perdelerde farklı bir şekilde yer alıyordu, şöyle ki yüzleri ya beyaz bir perde ile örtülür ya da nur şeklinde çizilirken, onların evlatları veya yardımcılarının yüzü perdesiz ve nursuz uygun renkler ve güzel yüzler şeklinde çizilirdi. Bir çok perdede ise İslam Peygamberi’nin -s- mübarek yüzü nur içinde çizilir ve ona manevi bir hava kazandırılırdı.