İlim ve fazilet kadını hz. Masume -sa-
Hk 1 Zilkade 1440, hz. Masume’nin -sa- mübarek veladet yıl dönümüdür.
Ey aklın kızı, Din'in kız kardeşi
Sen izzet ve şeref cevherisin
İsmet, seninle gezer her dem
Ey yanında ilim ve amel bulunan
Sen ey insanlık tâcının cevheri
Ey hatemiyetin kutlu mührü
Şeytan "Kum" deyince kalkmıştı
Sonra da senin tahtını Kum'a koymuşlardı
Cennet oldu burası, Havva'nın mekânı
İlahî nâmusun yeri işte burası
Senin Harem'inde akıl mat olur
Türbenin toprağıyla can hayat bulur
Burada saklı beden, bilsen kimindir
Cihanın bedeninde yüce bir candır
Nur saçan bu ay, ışıldayan hilal
Kum ile Horasan'dan yansıyan bir ışıktır
İran'ın her yanı nurani ruhlarla doldu
Işık saçan bu iki nura lamba oldu
Bu haremlerden dile artık ne dilersen
Cevabı Allah'tan gelir, arştan ve kürsüden
Herkes bir ümitle kapına varır
Vahidî'yse onlardan daha muhtaçtır
(Ayetullah Vehid Horasani)
Hk 1 zilkade 173 tarihinde imamet hanedanında tüm dünyaya fazilet, keramet ve erdemlik simgesi olacak bir kız çocuğu dünyaya geldi. Bu muhterem kız çocuğu, İmam Kazım -as- gibi bir baba ve ağabeyi İmam Rıza -as- gibi yüce insanların yaşadığı bir evde büyüdü. Annesi Necme Hatun mümin, pak ve layık bir kadındı öyle ki hz. İmam Rıza -as- dünyaya geldiğinde “Tahire” lakabı ile onurlandırıldı.
İffet, iman ve takvasıyla tanınan ve İslami ilimlere vakıf olan Hz. Masume’nin -sa- annesi, İslami ilimleri Hz. İmam Cafer Sadık’ın -as- hanımı Hamide’den öğrenmişti.
Böylece hz. Fatıma Masume -sa- böyle pak ve mümin bir anne kucağında ve iman yuvasında yetişerek büyüdü ve iffet, ismet, ilim, hikmet pınarında ruhu ve vücudu şekillendi. Anne tarafından soyu İmam Hasan -as- ve baba tarafından da İmam Hüseyin’e -as- dayanıyor. Nitekim o hazretin ziyaretnamesinde kendisine hitaben şöyle okuyoruz: «السلام علیکِ یا بنتَ الحسنِ و الحسین» selam olsun sana ey Hasan ve Hüseyin’in kızı.
Hz. Masume’nin -sa- kutlu veladet günü İran İslam cumhuriyeti takvimine, kızlar günü olarak adlandırılmıştır. Ehlibeyt aşıkları bu münasebetle o hazretin Kum kentinde bulunan pak türbesini, camileri ve dini mekanları ışıklarla süsleyerek bu şerif ve mutahhar hanımın doğum gününü çeşitli dini etkinliklerle kutluyorlar.
Bizler de ehlibeyt hanedanı bahçesinin bu nadide çiçeği, hz. Fatıma Masume’nin -sa- veladetini kutluyoruz.
İmam Cafer Sadık -as- şöyle buyurmaktadır: Allah’ın bir haremi vardır ve orası Mekke’dir. Resulullah’ın -saa- bir haremi vardır ve orası, Medine’dir. Müminlerin Emiri’nin -as- bir haremi vardır ve orası, Kufe’dir ve biz Ehlibeyt’in bir haremi vardır ve orası, Kum’dur.
Başka bir rivayette ise İmam Cafer Sadık -as- şöyle buyurmuştur: Kum’da, benim çocuklarımdan adı “Fatıma binti Musa” olan birisi vefat edecek ve onun şefaati ile tüm Şialarımız cennete girecektir. Yine başka bir açıklamada onun ziyaret edilmesi cennetin eşdeğeri olarak bilinmiştir.
Tüm bu sebeplerden dolayı düşünce ve görüş sahibi büyüklerin de aralarında olan Kum kenti büyükleri önceden böyle kerametli bir hanımın kentlerine geleceğini biliyor ve sabırsızlıkla kentlerine ayak basmasını ve ona hizmet etmeyi bekliyorlardı. Bu hadislerden anlaşılan bir diğer konu ise Kum kentinin kutsal sayılmasıdır; zira “mutahhar imamların haremi” şeklinde söz edilmiştir. Rasûlullah –saa-, Hz. Ali -as- ve diğer bir çok İmam’dan aktarılan rivayetlerde bu kentin kutsallığı ve şerefine değinilmiştir.
Merhum Ayetullah Meraşi Necefi kendisinin Kum kentine gelişinin sebebini şöyle anlatıyor:
Necef’in zahit ve çok ibadet edenlerinden biri olan babam Ağa seyit Mahmud Meraşi Necefi emir-ül müminin hz. Ali’yi görmek için 40 gece o hazretin hareminde itikaf ediyor. Bir gece mukaşefe halindeyken hz. Ali’yi, kendisine “Seyit Mahmut ne istiyorsun?” buyurduğunu görüyor. Kendisi hz. Fatıma Zehra’nın -sa- mezarının nerede olduğunu, ziyaret etmek istediğini söyler. Fakat hz. Ali şöyle buyurur: Ben o hazretin vasiyetinin aksine davranıp orayı açıklayamam.
Babam “öyleyse ben Hz. Zehra’yı ziyaret etmek istediğimde ne yapayım?” diye sorunca hz. Ali şöyle buyuruyor: yüce Allah, hz. Fatıma’nın celal ve ceberutunu Fatıma Masume’ye inayet buyurmuştur; öyle ise hz. Fatıma Zehra’nın ziyaretine nail olmak isteyen her kes, hz. Fatıma Masume’nin -sa- ziyaretine gitsin.
Hz. Fatıma Masume -sa- özel ve üstün ruhsal ve kişisel özelliklere sahipti ve bu yüzden kendisine “ehlibeyt kerimesi” denilirdi, üstelik bu unvan sadece kendi hazretlerine mahsustu. Bu muazzam şahsiyetin faziletlerini gösteren diğer unvanları ise Muhaddese, Abide, Megdame ve Masume’dir. Bu pak unvanlar, hz. Zehra’yı -sa- akıllara getiriyor; fakat hz. Masume de sahip olduğu şeref ve iffeti o hazretten miras almıştır.
O hazret takvada, dini ilimler ve bilimde, ahlak, haya ve iffette ve insani kemalatta eşsizdi. Günümüzde ise eşsiz faziletleri kazanmada kendini manevi kademelerin en zirvesine taşıyan bir hanım kızı örnek almak, daha fazla önem kazanmıştır; öyle bir hanım ki masum imamlardan 3’ü sayısız ve hayret verici rivayetlerde o hazretin konumu, faziletleri ve kerametlerini anlatıyorlar.
Hz Masume’nin -sa- faziletleri hakkında şöyle anlatılıyor:
Müslümanlardan bazıları soru sormak için İmam Kazım’ın -as- evine giderler. Fakat İmam Kazım -as- evde bulunmamaktadır. O sırada evde Hz Masume ve diğer ev halkı bulunmaktadır. İmam’ın -as- evine giden bir grup sorularını Hz Masume’ye -sa- yazılı olarak sunmakta ve cevaplarını almaktadırlar. Soruları soran kişiler döndükleri zaman yol üzerinde İmam Kazım -as- ile karşılaştıklarında durumu imama izah ederler. İmam Kazım -as- Hz Masume’nin vermiş olduğu cevapları teyit edip onaylar ve Hz Masume -sa- hakkında şöyle buyurur: “Babası ona feda olsun.” Bu cümle sadece Hz Peygamber Efendimizin -saa- dilinden Hz Fatıma -sa- hakkında söylenmiş, bir de sadece masum İmam tarafından Hz Masume -sa- için kullanılmıştır.
Günümüzde batı kültürünün kadınların kerametini ihlal ederek, ahlaki ve insani değerlere saldırdığı, çeşitli toplumlarda kadınlar ve kızların kişiliği ve hüviyetini yok etmeye çalıştığı, batı kültürünün dalga dalga yayıldığı, kadınlar ve kızların haya ve iffet duygularını yok ederek laubaliliği yaymaya çalıştığı bir dönemde hz. Masume’yi ve kadınsı kemalatını öğrenmek daha bir zaruret kazanıyor.
Hz. Masume -sa- Kur'an-ı Kerim’in duru maarifinden yararlanarak, dönemin bilim ve ilimlerini öğrenmek için eşsiz çabası sayesinde önemli bir rol üstlenebildi.
O hazret, ağabeyi hz. İmam Rıza’yı -as- ziyaret etmek için Medine’den Meşhed kentine giderken haya ve iffetinden asla taviz vermeden halkın dini sorularını cevaplıyordu.
Hz. Fatıma Masume ayrıca kendi derin siyasi bakışı ile halkı Abbasi hanedanının nübüvvet hanedanı ve ehlibeyte reva gördüğü zulmü ve İmam Rıza’nın -as- imamet hakkının Mamun tarafından gasp edilmesi hakkında aydınlatıyordu.
Ehlibeytin bu eşsiz hanımı, haya, iffet, takva, dini ve siyasi görüşe sahip biri olarak günümüz kadınlar için en iyi örnek olabilir.
Bu dönemde Müslüman kızlar için ilim öğrenmek ve fazilet kazanmak, onların gelişmesi ve yücelmesi için hayati bir konu haline gelmiştir. Fakat batı kültürü insanlık dışı bir yaklaşımla kızları kendilerinin dış görünüşüne, güzelliklerine, süslenmeye ve dünyevi zevklere dalmaya teşvik ediyor. Bu yüzden, kültür oluşturan Müslüman bilginler daha fazla çalışmalıdırlar. Hiç şüphesiz kızlar dış güzellik ve süslenmeye meraklıdırlar; tabi ki İslam dini bu konuyu tenkit etmiyor; fakat bu konunun toplumun iffetini zedelememesi ve zarar oluşturmaması için gereken sınırlara uyulması ise dini kültürün kırmızı çizgisidir.
kızların yararlı olan bilgiler edinmek ve ilim öğrenmeleri ise onları batıl işleri ile uğraşmaktan kurtarır. İlim öğrenmek, kendini yetiştirmek ve Allah katına yaklaşmaya çalışmak ile birlikte olunca, kadınların konumunu yükseltir. İslam açısından kadının mahremleri ve özellikle eşi yanında güzel görünmesi ise kısıtlanmamıştır ve bu konu da aile ve toplumun sağlığına sebep oluyor.
Ehlibeyt -as- hanedanında ister erkek ister kız çocukları dini ilimler, Kur'an-ı Kerim ve hadisler ile fıkıh konularında eğitim görmeleri için en uygun ortam hazırlanmıştı ve hz. Fatıma Masume sa de bu nimete sahipti. Müslüman ailelerde kız ve erkek çocukların eşit düzeyde dini ve yararlı ilimler öğrenme imkanı ve fırsatına sahip olmaları gerekir. Zira ancak bu şekilde yetişen kadınlar, sağlıklı bir toplum yetiştirebilirler.
Değerli dinleyiciler bir kez daha “ehlibeyt kerimesi”, hz. Fatıma Masume’nin -sa- mübarek veladet yıl dönümünü tebrik ederek, sohbetimizi o hazretin ziyaretnamesinden bir bölüm ile noktalamak istiyoruz.
… Selam olsun sana ey Allah'ın velisinin kızı, Selam olsun sana ey Allah'ın velisinin bacısı, Selam olsun sana ey Allah'ın velisinin halası, Selam olsun sana ey Musa b. Cafer'in kızı. Allah'ın rahmet ve bereketi ve Allah'ın selamı üzerinize olsun….
Ben sizin sevginizle, düşmanlarınızdan uzak durmak, (siz Ehlibeyt’in hakkını) inkâr etmemek ve (bu konuda) tekebbür etmeden Allah'a teslim olmak (O’nun emirlerine) razı olarak, Muhammed'e -saa- getirilen şeye yakin ederek ve buna rıza göstermek yoluyla Allah’a yakınlık arıyor ve bu vesileyle senin rızanı ve ahiret evinin saadetini (talep ediyorum.)
Yâ Fatıma! (Masume) Cennette bana şefaat et; şüphesiz Allah katında senin büyük bir makamın vardır.
Allah'ım! Senden (ömrümü) saadetle sona erdirmeni ve içerisinde bulunduğum şeyi (iman ve diğer nimetlerini) benden almamanı istiyorum. Yüce Allah'ın gücü ve kudreti dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur. O büyüktür ve azametlidir.
Allah'ım! dualarımızı ve ziyaretimizi keremin, izzetin, rahmetin ve affın hakkına kabul buyur ve Muhammed’e ve Ehlibeytine sâlat ve selam eyle. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi/012