İbrahimi Hac; Hac amellerine kısa bakış - 4
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i133937-İbrahimi_hac_hac_amellerine_kısa_bakış_4
Asırlar önce Hz. İbrahim -s- ve oğlu İsmail Mekke’nin çevresinde bulunan bir dağdan bir kaç siyah taş parçasını toplayarak gayet sade bir şekilde üst üste dizdiler.
(last modified 2023-09-08T06:51:29+00:00 )
Ağustos 09, 2019 21:00 Europe/Istanbul

Asırlar önce Hz. İbrahim -s- ve oğlu İsmail Mekke’nin çevresinde bulunan bir dağdan bir kaç siyah taş parçasını toplayarak gayet sade bir şekilde üst üste dizdiler.

 Bu iki büyük insan aslında yüce Allah’ın emri üzerine sade ve büyük bir ev inşa ettiler ve bu evin adı Kâbe oldu. Böylece Kâbe bu kadar basit bir şekilde dünyada tevhit simgesi ve dünyanın kalbi ve merkezi oldu. Bu sabit noktanın etrafında her şey adeta bir çember üzerinde dönüyor. Bu durum yüce Allah’a tesbih eden galaksilerin çember şeklindeki yörüngelerinde dönmelerine benziyor; Allah teala karşısında varlık aleminin hamd simgesi misali.

Hac, büyük sırlarla dolu bir masal gibidir. Hac milletlerin ve ırkların ve mezheplerin ötesinde bir kongre ve evrensel boyutu olan bir etkinliktir ve sonuçta tevhit nidası ile tüm büyük ilahi dinlerin yakınlaşma etkeni olabilir.

Kur'an'ı Kerim ayetlerine göre Hz. İbrahim -s- yüce Allah’ın buyruğu üzerine Hac için genel çağrı yaparak şöyle seslendi:

İnsanlar arasında haccı ilân et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler. Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yeyin,hem de yoksula, fakire yedirin.

Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.

Aslında Hac farizası sadece bir dizi sembolik amellerin yerine getirilmesinden ibaret olmadığı ve zahirinin ötesinde muhteşem ve anlamlı bir batını söz konusu olduğu belirtilmelidir. Dolaysıyla eğer İslam dünyasının en büyük ve en muhteşem güç gösterisi olan bu ibadet sırf zahiri çerçevesinde sınırlandırılacak olursa, o esas ve köklü tesiri ve yarattığı coşkudan yoksun olacaktır.

Bir düşünür Hac adabını ve merasimlerini ibret verici bir gösteriye benzetmiş ve dili, hareketleri ve esas karakterleri olan bir öykü misali olduğunu ve esas karakterleri de Hz. İbrahim -s-, İsmail ve Hacer olduğunu belirtmiştir. Hareketler ise Kâbe ve Mescidi Haram, Safa ve Merve, Arafat, Meş’ar ve Mina bölgelerinde yapılıyor.

Yine ilginçtir ki herkes bu gösteriye katılabiliyor. Kadın erkek, fakir gani, beyaz siyah, kim Hac farizasına katılmışsa bu sahnede baş rolü oynuyor demektir. Yani herkes sözü edilen büyük tarihî şahsiyetlerin konumunda yer alıyor ve şirk ve bencillikle mücadele alıştırması yapıyor.

Hacılar Hac menasikini ve amellerini yerine getirmek üzere ilkin Mikat adı verilen bir mekanda ihrama bürünür. İhram, iki parça beyaz ve sade bir kumaştan ibarettir ve tüm bencillikleri, kibir ve ego etkenlerini kendinden uzaklaştırmak ve Allah’tan başka her türlü bağı koparmak ve gönlünü ilahi ahit ve sözleşmeye vermek gibi anlamları ifade eder. Hacı ihram giydiğinde büyük bir dikkat ve titizlikle her türlü hareketini ve amelini gözetler, güzel davranmaya, iyi konuşmaya ve sağduyulu davranmaya çalışır. Bilindiği üzere ihram sırasında bazı ameller haram ilan edilmiştir ve insanların nefsani istekleri karşısında direnmelerini takviye eder. Bu amellere hayvanları avlamak, onlara zarar vermek, yalan söylemek, başkaları ile çatışmak, eşine yakınlaşmak gibi amelleri örnek vermek mümkün.

Allah Resulü -s- mirac yolculuğuna başladığı sırada semavi bir nida o hazrete hitap etti: Acaba Rabbin seni yetimken bulup seni koruma altına almadı mı? Ve seni kaybolan olarak bulup hidayete erdirmedi mi? O sırada Allah Resulü -s- lebbeyk diyerek yüce Allah’a şöyle arz etti:

Lebbeyk ya Rabbim, hamd etmek ve nimetler ve hükümdarlık sana mahsustur. Senin ortağın ve eşin benzerin yoktur, senin emrine amadeyim.

Melekuti Hac ortamında da lebbeyk nidası en muhteşem nida sayılır. Gönüllerden yükselen ve binlerce pak ve Allah’ı talep eden insanın dilinden duyulan bu nida aslında yüce Allah’ın davetini icabet etmek üzere ruhi açıdan hazırlıklı olmaya işaret eder. Hacılar kalplerinin en derin noktalarından yüce Allah’ın nidasına karşılık verir ve O’nun eşsiz ve yegane olduğunu dile getirerek Kâbe’ye tavaf etmeye hazırlanır.

Kâbe’ye tavaf etmek, Hac amellerinin ilkidir. Hacılar toplu halde gerçekleştirdikleri tavaf ameli sırasında aslında yüce Allah’ın varlık aleminin yegane ekseni ve kaynağı olduğunu ve tüm varlık alemi O’nun zatının varlığına bağlı olduğunu itiraf ediyor.

Tavaf sırasında Allah’tan başka hiç bir şeyi düşünmeyen insanlar O’na tesbih ediyor ve adeta varlık alemindeki tüm zerrelerle tek ses O’na sesleniyor. Tavaf sırasında herkes dönüyor ve nefsinin yörüngesinden Allah’a marifet yörüngesine geçmeye çalışıyor ve ardından tavaf namazı kılıyor ve yegane Allah’ın huzurunda başını secdeye koyarak O’na hamd ediyor

Safa ve Merve arasında say, Hacıların yedi kez bu iki dağın arasında gidip gelmelerinden ibarettir. Say, yüce Allah’ın sonsuz rahmetinden umudunu kesmeyen ve kurak ve yakıcı bir çölde susamış yavrusu için su arayan bir kadının sarf ettiği çabanın simgesidir. Yedi kez iki dağın arasında gidip gelmeden sonra ise Zemzem çeşmesinin suyunun fışkırması, yüce Allah’ın Hacer ve oğluna lütfunun yankılarıydı. Allah teala Bakara suresinin 158. ayetinde şöyle buyurur:

Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur.

Say sırasında Hacılar bu büyük anıyı tekrar etmekle aslında tevhit, sabır ve tevekkül dersini öğreniyor ve Hak tealanın rahmet işaretlerine şahit oluyor.

Zilhicce ayının 9. gününün sabahında büyük Hac kafilesi adeta nehirler misali birbirinin peşinden akıyor ve Arafat’ta oluşan insan denizine katılıyor. Arafat, tanım mekanıdır. Tanımın dallarından biri, kendini tanımaktır ve Hacı Arafat çölünde kendini fark eder. Hacı burada kendi amellerinin hesabını yapar ve eğer bir hatası varsa hakiki tevbe eder. Arafat çölünde kıyamet günü alıştırması yapılır ve herkes kendi hesabına bakarak  yüce Allah’a affedilmek üzere yalvarıp yakarır ve bu da Hacıda büyük bir değişime vesile olur.

Rivayetlere göre, eğer Arafat çölünde insanın kalbi ve ruhu bu değişimi yaşar ve Meş’ar’daki vakfede bu durum zirveye ulaşırsa, Hac farizasını yerine getiren insan makbul bir Hac yapmış olur.

Şeytanla mücadele ve Hz. İbrahim’in -s- yöntemi ile şeytanı kovmak, Hac menasikleri arasında daimi ve anlamlı sünnetlerden biridir.

Mina diyarında Remyi Cemere, şeytanı taşlamak ve yegane Allah’a mutlak teslimiyet anlamına gelen bir ameldir. Hacılar Meş’ar çölünde topladıkları ufak taşlarla şeytan simgesini kendilerinden uzaklaştırmaları ve Hak tealaya mutlak kulluklarını ifade ederek Hz. İbrahim -s- gibi şeytan vesveselerine teslim olmamaları gerekir.

İmam Musa Kazım -s- şöyle diyor: Bu mekanda iblis Hz. İbrahim’in -s- karşısına çıktı ve onu oğlu İsmail’i kurban etmekten vazgeçirmek üzere vesvese etmeye başladı, fakat Hz. İbrahim -s- taş atarak şeytanı uzaklaştırdı.

Gerçekte Remyi Cemere, düşmanları tanımak ve düşmanlarla mücadele etmenin simgesidir. Bugün sultacı güçler türlü yöntemlerle Müslümanlara karşı komplo kuruyorlar. Bu yüzden düşmanları ve taktiklerini tanımak zaruridir ve düşmandan gafil olmak telafisi mümkün olmayan büyük bir hata sayılır ve Müslümanların arasında tefrikaya yol açarak İslami izzete ve vahdete zarar verebilir

Kurban bayramı gününde kurban kesmek ve saçları kesmek ve tırnakları kesmek, Hac amellerinin son merhaleleridir. Bayram günü makbul bir Hac ibadetini yerine getiren insanlar ilahi kata şükrederek mutluluk yaşar. Ardından Hacılar bir kez daha Allah’ın evini tavafa gider ve tavaf namazı kılar. Hacılar büyük bir aşkla Kâbe’nin etrafında döner ve Allah tealaya onlara Hac farizasını yerine getirme tevfikini inayet buyurduğu için şükreder. Bu arada Kâbe adeta bir mıknatıs gibi kucaklarını açar ve günah yüklerinden arınan bu insanları kucaklar.

İşte böyle Hac menasiki, İslam’ın bütünlüğünü simgeleyen bir dizi amellerin topluluğu olarak insanlarda büyük değişime ve huzur ve güvenlik duygusuna yol açar. Hacılar Allah tealayı zikrederek ilahi kata yaklaşır ve dünyevi durumlardan gönlünü koparır. Hac farizası ayrıca insanlarda keramet ve hürmet duygusunu geliştirir.

İslam Peygamberi -s- Hacıların dikkatini Hac farizasının yüce amelleri ve menasiklerinin kavramını idrak etmeye davet ederek şöyle buyurur:

Namaz ve Hac ve tavaf ve diğer menasiklerin vacipliğinden maksat, Allah tealayı yad ve zikretmektir. O zaman eğer senin kalbin ibadetin ana hedefi olan Allah tealanın heybet ve azametini idrak edemezse, bu durumda dille zikretmenin ne faydası olabilir ki?