Hidayetin parlayan yıldızı, İmam Hâdi -as-
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i134294-hidayetin_parlayan_yıldızı_İmam_hâdi_as
İmam Hâdi -as- hk 212 yılı zilhicce ayının 15. Gününde Medine kentinin yakınında “Serriya” köyünde dünyaya geldi.
(last modified 2023-09-08T06:51:29+00:00 )
Ağustos 18, 2019 06:34 Europe/Istanbul

İmam Hâdi -as- hk 212 yılı zilhicce ayının 15. Gününde Medine kentinin yakınında “Serriya” köyünde dünyaya geldi.

Hk 15 zilhicce, İmam Hâdi’nin -as- kutlu veladet yıldönümüdür. Hiç şüphesiz evliyaullah’ın veladet günleri hayır ve bereket ile birliktedir. Bu yüzden bugün yüce Allah’tan siz kıymetli dostlara saadet ve esenlikler diliyor, İmam Hâdi’nin -as- veladet yıl dönümünü tebrik ediyoruz

İmam Hâdi -as- değerli babası İmam Cevad’ın -as- şehadeti ardından İslam ümmetinin sorumluluğunu 33 yıl boyunca üstlendi. İmam Hâdi döneminde İslam toplumu çalkantılı bir dönemi tecrübe ediyordu.

İslam dünyasının coğrafi sınırları çok genişlemiş, diğer milletlerin düşünceleri İslam toplumuna karışmış ve çeşitli fikri ve düşünce ekolleri ve mezhepleri oluşmuştu.

Abbasi halifelerinin mezhebi siyaseti ve onların bazı fırkalar ve mezhep akımlarına destek olmaları da bu ihtilafları daha da arttırıyordu. Kin, zan, bağnazlık ve mezhebi yanlış anlaşılmalar ve düşmanlıklar yoğunlaşmış ve hepsi de İslam toplumu ve özellikle de ehlibeyt aşıklarının zararına sebep olmuştu

İmam Hâdi -as- ise Rasûlullah’ın –saa- sünnetine tamamen uyarak Müslümanların birliğini ve vahdetini sağlamaya özel önem verir ve bu yolda çalışıyordu. İslam ümmetinin vahdeti, Rasûlullah’ın –saa- vurguladığı temel ilke ve değerlerden biri idi. O hazrete göre Müslümanların tüm dönemlerde izzet ve iktidarı, ortak düşmana karşı vahdet ve dayanışma sayesinde sağlanır. İmam Hâdi -as- Müslümanlar arasında vahdet ve birlikteliği oluşturarak korumak için değişik yöntemler izledi. O hazretin en önemli çözüm yollarından biri, ortak ilkelerin altını çizmekti

İmam Hâdi -as- kuran ketim ve Rasûlullah’ın –saa- siyerine Müslümanların yaşamındaki iki ortak ilkeye dikkat eder ve bir çok konuda onlara istinat ederdi. O hazret Şiilere bir mektupta onların ihtilafları hakkında şöyle yazdı:

“Hiç şüphesiz tüm İslam ümmeti, Kur’an’ın hak olduğunda hemfikirdir ve bunda şüphe yoktur… öyle ise Kur’an bir rivayetin doğruluğuna şehadet ediyorsa, o rivayete ikrar etmek İslam ümmeti için gereklidir, zira Kur’an’ın doğruluğu ilkesi konusunda her kes fikir birliğinde ise, grup halinde bu ilkeden çıkmak, İslam milletinden çıkmak anlamındadır.”

Öyle ise İmam’ın buyurduğu gibi Müslümanların hiç biri Kur'an-ı Kerim’in aslı ile ilgili hiç şüpheleri yoktur. Bu yüzden eğer Kur'an-ı Kerim bir haberi doğruluyorsa, tüm Müslümanlar onu kabul etmelidir

İmam Hâdi -as- Şiaların özel ve mezhebi bazı işlerinde de Rasûlullah’ın –saa- siyerini izlerdi. Örneğin hastalandığı zaman Şia dünyasının değerli alimi Ebu Haşim Caferi’den ehlibeyt Şialarından ve dostlarından birini Kerbela’ya göndererek o hazretin iyileşmesi için dua etmesini istediler. Ebu Haşim de Ali bin Belal adlı birini bu iş için görevlendirdi ve o da bu sorumluluğu kabul ederek şöyle dedi: Elbette başım gözüm üste gitmeye hazırım, ama bana göre İmam Hâdi -as- İmam Hüseyin’in hareminden daha üstündür; çünkü onun kendisi haremin sahiplerindendir. O hazretin kendisi için duası benim duamdan daha hayırlıdır.

Ebu Haşim bu haberi İmam Hâdi’ye aktardı ve o hazret şöyle buyurdu: “Rasûlullah –saa- Kâbe’den ve Haceru’l-Esved’den daha hayırlı idi. Buna rağmen Kâbe’nin etrafında tavaf ediyor ve elini Hacaru’l-Esved’e sürüyordu. Allah’ın yeryüzünde bazı yerleri vardır ki oralarda çağrılması gerekir ve insanların böyle yerlerdeki duaları kabul olur ve Hüseyin’in haremi onlardandır

Takiyye, ehlibeyt imamlarının özellikle İmam Hüseyin’in şehadeti ardından en önemli kültürel ve sosyal araçlarından biri idi. İmam Hâdi -as- dönemini, hilafet kurumunun Şiiler ve ehlibeyt imamlarına yoğun baskıları nedeni ile takiyyeye daha çok dikkat edilirdi, öyle ki bazı Şiiler kendi inançlarını gizlemekle kalmaz hatta bazen kendi inançlarına ters olan açıklamalarda da bulunmak zorunda kalırlardı.

Nitekim Şiilerden biri bu durumda kendi inançlarına karşı konuşunca onun ile ilgili hz. İmam Hâdi’ye -as- sordular; İmam onun yaptığını onayladı ve onun kendisine (cennetteki en yüksek yerde) ală aliyyinde eşlik edeceğini, bunun ise onun inancı nedeni ile Allah’ın kendisine verdiği mükafat olduğunu belirtti.

İmam Hâdi’den -as- bir rivayette takkiyeden vaz geçmek tıpkı namazdan vazgeçmek gibi olduğu belirtiliyor.

«انِّ تارِکَ التَّقیهِ کتارکِ الصَّلوهِ

Kur'an-ı Kerim’de dua, özel ve önemli bir konuma sahiptir ve ondan müminin silahı ve dinin sütunu olarak söz ediliyor. Dua aslında çağrılan-meduvdan emir halinde bir şeyin istenmesidir. İmam Hâdi ise dua etmeye özel önem verirdi ve ondan dini mefahim ve mezamini aktarmak için yararlanırdı. Aslında o hazret İmam Seccad -as- yöntemi ile ehlibeytin konumunun anlatılması veya tekrim edilmesi gibi mezhebi konuları, dua şeklinde açıklıyordu.

İmam Hâdi -as- dualarından birinde yüce Allah’a şükretmenin arından Allah Teâlâ’dan ilk talebinin Rasûlullah ve pak ehlibeytine selam göndermek olduğunu beyan ederek şöyle buyuruyor: “Allah’ım! Senden istediğim ilk hacetim, ve onunla Sana tevessül edip yakınlık istediğim, Muhammed ve Al-ı Muhammed’de salavattır, Senden kendin emrettiğin gibi en iyi salavatı, ve kullarından birinin istediği en iyi selam gibi, ve kıyamet gününe kadar Senden istedikleri gibi, ona, ve onun ehlibeytine selam gönder.”

İmam Hâdi -as- devamında kendi isteklerini salavat ile birlikte sıralamış ve Allah’tan kendisi ve ehlibeyt -as- arasında ayrılık düşürmemesini ve yaptıklarını, onların vasıtası ile kabul etmesini isteyerek şöyle buyuruyor: “Allah’ım ! Muhammed ve ehlibeytine selam gönder, ve dünya ve ahirette, ben ve onlar arasına ayrılık salma, ve ilmimi onlar vasıtası ile kabul buyur.”

İnanç ve düşünce sapkınlıkları, İslam dünyasında en önemli sorunlardan biriydi ve halen de sorun olmaya devam ediyor. Ehlibeyti imamlarının 10.su -as- döneminde de bazı hurafeler ve inanç sapkınlıkları vardı ve temeli de İmam Ali’nin -as- hükümeti dönemine dayanırdı. O dönemde inançları zayıf olanlar İmam Hâdi’nin -as- keramet ve azametini görünce o hazrete Allah’a has olan bazı özellikleri nispet veriyor ve o hazrete imamet ve Rasûlullah’ın –saa- hilafetinden daha üstün bir konuma inanıyorlardı.

İmam Ali -as- onlarla mücadele ediyor ve bu mücadelede her zaman Şiilerin imamlar hakkında kulluk seviyesinden ileri gitmemeleri gerektiğini vurguluyordu. O hazret ehlibeyt ile düşmanlığı helak olmaya sebep olduğunu savunmakla kalmıyor üstelik aşırı dostluğu da yok olmaya neden olduğunu belirtiyor ve şöyle buyururdu: “İki grup benim hakkımda yanlış yola gider ve helak olacaklar, dostlukta aşırıya giden dost ve bana kin ile düşmanlıkta aşırıya kaçan.”

Fakat İmam Ali’nin -as- ardından muhalif akımlar özellikle de Emeviler ve Abbasiler, ehlibeyt sevenler arasında ihtilaf oluşturmak ve de diğerlerini kötümserliğe sürüklemek için, bu düşünceleri daha da yaymaya çalıştılar.

İmam Hâdi -as- döneminde de İsalmi toplumun kültürel sorunlarından biri ise Abbasî halifelerce yoğun bir şekilde desteklenen aşırıcılardı.

İmam Hâdi -as- da bu aşırı ve sapkın grupla mücadele zarureti gereği onlara karşı ayaklandı. O hazret bu gruptan nefret ettiğini ilan ederek Şiilerin bu gruptan uzak durmalarına emretti ve onların batıl inançlarını ortaya çıkarırdı. Nitekim yarenlerinden birine yazdığı mektupta, onlardan “Fahri” ve “bin Baba Kumi” gibilerinden nefret ettiğini ve tüm Şiilerden ondan uzak durmasını istedi. İmam aynı mektubun devamında bunun sebebini şöyle anlatıyor: “Bin Baba benim onu peygamberliğe seçtiğimi ve benim onun kapısı olduğumu sanıyor, Allah ona lanet etsin, şeytan ona musallat olmuş ve onu saptırmıştır.”

İslami hilafet merkezinde var olan baskı ortamı ve İslam’ın temel ilkeleri ve usulün gerçekleşmesini engelleme çalışmaları nedeni ile masum imamlar -as- her zaman seçkin öğrenciler yetiştirmeye, böylece onları eğiterek halkın eğitilmesine çalışmıştır. Mevcut veriler ve kanıtlara göre İmam Hâdi -as- 185 öğrenci yetiştirmiştir, öyle ki her biri çeşitli İslami ilimlerde dönemin önde gelenlerinden olmuştur. Onların arasında çeşitli telifleri bulunan bir çok seçkin ilmi ve fıkhi alim bulunuyor.

İran’ın Rey kentinde türbesi bulunan Abdulazim Hasani ise İmam Hâdi’nin -as- öğrencilerindendi. O hazretin seçkin öğrencilerinden biri de Horasan diyarından Fazl bin Şazan çok yüksek konuma sahipti. Nitekim İmam Hâdi -as- kendisi hakkında şöyle buyururdu: Ben, Fazl bin Şazan’a sahip olan Horasan halkına gıpta ediyorum.

İlginç olan ise İmam öğrencilerinden her birinin çeşitli bölgelerde bulunmasıdır. Hz. Aabdulazim Hasani Rey kentindedir, Fazl bin Şazan ise Horasan ve Hüseyin bin Said Ahvazi de Ahvaz’da.

Bunlara ilaveten İmam Hâdi’nin -as- hükümet sisteminde de seçkin yarenleri ve öğrencilerinin olmasıdır. Nitekim onlardan bin Sekkiyet’e değinebiliriz. Kendisi İmam’ın öğrencisi idi fakat hükümet sistemine sızıp, İmam Hâdi’nin -as- hükümetteki münazara toplantılarına katılırdı.

İmam Hâdi’nin -as- kutlu veladet gününü bir kez daha kutlayarak sohbetimizi o hazretten iki hadisle noktalıyoruz. O hazret şöyle buyuruyor:

“Nimetlerin kadrini bilerek başkalarına infakta bulunun ve şükrederek onların artmasını isteyin.”

Ve İmam yine şöyle buyuruyor:

“Şükredenin, şükretmesiyle hak ettiği mutluluk, şükrü gerekli kılan nimetin verdiği mutluluktan daha çoktur. Çünkü nimet metadır (geçici zevktir); şükür ise hem nimettir, hem de uhrevi mükâfat.012