Peygamber ve Kıblenin değişmesi
Müslümanların izzeti ile yakından bağlantısı olan İslam tarihinin en önemli gelişmelerinden biri hiç kuşkusuz kıblenin Beytulmukaddesten Mescidi Harama doğru değişmesidir.
Bugün hicri kameri 15 recep, İslam tarihinde meydana gelen en önemli olayına denk gelmektedir. Böyle bir günde Müslümanların kıblesi Mescidi Aksadan Mescidi Haram ve Kabeye doğru yön değiştirdi. Bakara suresinin 143. ayetinde yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 'Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki, insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kâbe yi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamber in izinden gidenlerle Ondan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu oldukça ağır bir iştir, ancak Allahın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah, imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir'. O günden beri Kabe Müslümanların bağımsız kıblesi olarak ilan edildi. Bu cami halihazırda Müslümanları barındırmaktadır ve iki kıbleli mescit olarak ün kazanmıştır.
Yine Bakara suresinin 115. ayetinde şunlar buyrulmuştur: 'Doğu da Batı da Allahındır, hangi tarafa dönerseniz, orada Allaha itaat ve ibadet ciheti vardır. Muhakkak ki Allahın lûtfu ve rahmeti geniştir, ilmi her şeyi kuşatır'.
Beytulmukaddes Müslümanlarla Hıristiyan ve Yahudiler arasında özel bir öneme ve özelliğe sahiptir. Yine Bakara suresinin 144. ayetinde de yüce Allah şunları buyurmaktadır: 'Elbette ilâhî buyruğu bekleyerek yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık müsterih ol, işte memnun olacağın kıbleye seni yöneltiyoruz. Haydi çevir yüzünü Mescid-i Haram a doğru! Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kıbleyi çevirmenin gerçekten Rableri tarafından olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir'.
Mescidi Aksa dünyadaki mekanların en kutsal mekanı ve kalbi sayılmaktadır. Bu mukaddes mekanın özle konumu ve yüceliğini dikkate alarak Peygamber Efendimiz saa nübüvvete meb'us olunduktan sonra 13 yıl boyunca kutsal Mekke'de bu mekana doğru namaz kıldılar.
Bakara suresinin 142. ayetinde şunlar buyrulmaktadır: 'Akılsız insanlar, Bu Müslümanları daha önce yöneldikleri Kıbleden çeviren sebep nedir? diyecekler. De ki: Doğu da Batı da Allahındır. O, dilediği kimseyi doğru yola yöneltir'.
Yahudiler özellikle Medine'deki Yahudiler kendi dinlerinin asil olduğunu göstermek ve Müslümanları kuşkulandırmak ve İslam peygamberi saa'in yeni kurulan hükümetinin temellerini zayıflatmak için şunları ileri sürdüler: 'müslümanlar bizim dinimizle muhalif olmalarına rağmen bağımsız değiller ve bizim dinimizi takip ediyorlar ve bizim kıblemize doğru namaz kılıyorlar'. Nitekim Yüce Allah Bakara suresinin 114. ayetinde şunları buyuruyor: 'Allahın mescitlerinde Allahın adının anılmasını engelleyip, oraların ıssız ve harap hâle gelmesine çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Bunlar, oralara ancak korka korka girebilirler. Onlar için dünyada zillet, âhirette ise müthiş bir azap vardır'.
Allahın mescitlerini, içlerinde Allah denilmekten menetmek ve harap olmalarına çalışmak, hem Allahın, hem mescitlerin, hem de insanların hakkına çok büyük bir tecavüzdür. Şu hâlde, mescitlere saldırmak ve onların maddeten veya manen harap olmalarına çalışmak, zulümlerin en büyüğüdür ve bunu yapanlar en zalim kimselerdendir. O mescitlerden men edilen ve Allaha cidden ibadet etmek isteyenler asla ye'se kapılmamalı ve ümitsizliğe düşmemelidirler. O mescitlerde ibadet etmekten engellendik diye Allahtan ve Allaha ibadetten vazgeçmemelidirler. Çünkü sadece o mescitler değil, doğusu ve batısı ile bütün yeryüzü, bütün yönleri ve istikametleriyle bütün yeryüzü Allahındır.
Şu hâlde, her nereye dönerseniz dönünüz, orada, Allaha ibâdet edecek bir yön, bir cihet vardır. Allahın bir mekânı yoktur. O, aslında yönden de, cihetten de münezzehtir, fakat bütün yönler, bütün cihetler Onundur. Namaz kılmak için, mutlaka bir mescitte bulunmak zarurî değildir. Açık olan şu ki, yeryüzünün her tarafında, hatta zaruret hâlinde her yana, her cihete namaz kılınabilir.
Allahın, Peygamberlere bir kıble emretmesi darlıktan veya bilgisizlikten değil, kullarını korumak ve onları birlik ve beraberlik demek olan tevhid sırrıyla terbiye etmek içindir. Allah, lûtfu ve rahmeti geniş olduğu için daha önce emrettiği bir kıbleyi değiştirerek, ona benzer ve hatta ondan daha hayırlı bir başka kıbleye tahvil edebilir.
115 inci âyette kıblenin ileride değiştirileceğine dair bu işaretten sonra, kıble değiştirildiği zaman sefihlerin söyleyecekleri şeyler önceden haber verilmiştir.
Bakara suresinin 142. ayetinde şunlar buyrulmuştur: 'Akılsız insanlar: Bu Müslümanları daha önce yöneldikleri Kıbleden çeviren sebep nedir? diyecekler. De ki: Doğu da Batı da Allahındır. O, dilediği kimseyi doğru yola yöneltir'.
İnsanlar içinden birtakım beyinsizler, hafif akıllı anlayışsızlar diyecekler ki, bunları, ümmetini, bulundukları kıblelerinden çeviren nedir? Bu söz, neshi inkâr eden ve kıblenin tahvîline itiraz etmek isteyen Yahudiler, münafıklar ve Mekkeli müşrikler tarafından ileri sürülmüş, âyet de onlar hakkında inmiştir.
İşte bütün bunlara karşı ve daha doğrusu, kıblenin değişmesinden önce sefihlerin ne diyecekleri ve onlara nasıl cevap verileceği hususuna işaret etmek üzere 142 ve 143'ncü âyetler inmiştir.
Bu âyet, gelecekten haber vermektedir. Bu âyet, kıblenin değiştirilmesi neticesinde beyinsizlerin söyleyecekleri uydurma lâflar ve sorulara bir mukaddimedir. Âyet-i kerîme, söyleyecekleri şeylerin belli, plânlarının malûm ve cevaplarının hazır olduğu hissini vermek için istikbâl sigası ile başlıyor. Hem yersiz soru sorma hareketlerinin tesirini tedavi ediyor, hem de Resûlullaha onlara verilecek cevabı telkin ediyor.
Peygamber efendimiz saa hükümetinin Medinede kurulmasıyla Müslümanların gücü bir nebze de olsa güçlendi ve onların safları yavaş yavaş belirlenmeye başlandı. Bu yüzden de Beytulmukaddesin kıble olması zarureti ortadan kalkmış oldu.
kabilecilik geleneğini, bu tür cahiliye değerlerinin tesirlerini yok etme adına zorlu bir imtihan sayılıyor, fakat samimi müminler başarılı oldular, kabile taassubu içinde olanlar ise imtihanı kaybettiler. Kıble, Kudüsten Kâbeye çevrildiğinde ise Müslüman olan Yahudi ve Hırıstiyanlar deneniyordu. Atalarının kıblesinden başka bir kıble kabul etmek onlar için çok zordu. Bu şekilde İslâmdan yüz çevirenler, Allahın gerçek kullarından ayırt edildi ve Peygamber Efendimizin saa yanında sadece gerçek müminler kaldı. Onlar kıble değişikliklerine itiraz etmedikleri gibi, imanlarında ve imanlarının gereği namazlarında samimi olduklarından ve diğer Müslüman kardeşlerini kendi nefisleri kadar sevdiklerinden: Vefat eden arkadaşlarımızın kıldıkları namazlar ne olacak? diye telâş ve endişeye kapıldılar.
Peygamber efendimiz saa, yukarıdan beri devam ede gelen bu işaretler üzerine artık kıblenin değişmesiyle ilgili vahiy emrinin gelmesini bekleyip duruyordu. Adeta semadan Cibrailin yolunu gözlüyor ve atası İbrahimin kıblesi olan Kâbeye yönelmek için Allaha duâ ediyordu. Nihayet şu âyetler nâzil oldu: 'Elbette ilâhî buyruğu bekleyerek yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık müsterih ol, işte memnun olacağın kıbleye seni yöneltiyoruz. Haydi çevir yüzünü Mescid-i Harama doğru! Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kıbleyi çevirmenin gerçekten Rableri tarafından olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
Kıblenin çevrilmesi hakkındaki 115'nci âyetle başlayıp, 142 ve 143'ncü âyetlerle devam eden işaretler, bu 144'ncü âyet ile son ve kesin şeklini almıştır. Artık namazda Kâbeye yönelmek farz olarak kesinlik kazanmıştır.
Bakara suresinin 143. ayetinde şunlar buyrulmuştur: 'Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki, insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız ve Peygamberde sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kâbeyi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle Ondan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu, oldukça ağır bir iştir, ancak Allahın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah, imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir'.001 015