Allah’a yakarışlar -1,2
Her bölümde bereketli Cevşen-i Kebir duasından bazı bölümleri ele alacağız. Birlikte dinleyelim.
Beklemek, sıradanlaşma, tekrar…tekrar…tekrar
Her gün yorgun bedenimi gece vaktine kadar büyük bir zorlukla oradan oraya sürüklüyorum…güneş batınca, ben ve yorgunluğum, ben ve özlemek.
Varlığım korku ve endişe ile dolu, umursamazlıklardan. Yarın olmak için tamamen ilgisiz.
Kendime soruyorum: Ne oldu? Uğruna savaştığım bu hayat ve refah şimdi avuçlarımda; öyle ise niye mutlu değilim? Niye Mesut hissetmiyorum kendimi?
İşte cevapsız kalan bu soru, hayatımdan yaşama zevkini çalmıştır.
Şimdi bu sorunun cevabını bulmak ve huzura ermek için savaşıyorum.
Ey Allah’ım, ey Bağışlayan;
Sana sığınırım. Tüm iniş ve çıkışlarda benimle olan Sana. Bir gün daha çocukken ailevi ve sosyal sorularıma rağmen Kur'an-ı Kerim’de bu ayeti tilavet ettim: وَاَنْ لَیْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ
“İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.” (Necm, 39)
Tüm benliğim ile kendimi Sana bırakıyorum. Güven ve kalpten gelen imanla.
Her defter ve kitabımın başında şöyle yazdım: Allah’ım ben sana tamamen güveniyorum. Var gücümle çalışıyorum ve sonucu için de Sana hiç ısrarcı olmuyorum.
Israr etmedim ve sadece koştum. Koştum ve savaştım. Senin vaatlerin yalan olmaz ki. Sen verilen sözün üzerinde durmakta eşsizsin Allah’ım. Verdiğin sözü bozmazsın…
Ben tam emin olarak koştum ve hayalimdeki hayatı kerpiç kerpiç işledim. İş, melek ve.. rahat bir yaşam için ihtiyaç olan her şeyi sağladım.
Bunlara ulaşınca dünyanın en Mesut ve bahtiyar adamı olacağımı sanıyordum, fakat…
Ulaştığım tek şey yorgun bir ten, umursamaz bir kalp ve duygusuz bir ruhtu.
Kendime soruyordum: Bu muydu gençliğini uğruna harcadığın hedef?
Ve bir cevap bulamıyorum.
Ve ben yine … Sana ulaşıyorum
Allah’ım! kendimi tanımıyorum. Unutmuşum.
Bu hayatın her şeyi yerli yerinde, benden başka. Kendimi kaybetmişim.
Allah’ım! Zevklerim beni mutlu etmiyor. Beni, bul… beni her zamanki gibi kucakla ki kendimi bulayım.
Beni bul…
Rahmeti ve sevgisi ebedi olan ey Allah, Sen benim en kadim dostumsun, en kadim yoldaşım ve benim yol arkadaşım.
Sen beni kendimden daha iyi tanıyorsun. Beni bana tanıttın.
Ben kendimi kentin kalabalığında kaybettim. Beni bul…
Ey her iki dünyanın en eski varlığı…
Ben kendimi aynada tanımazsam eğer; fakat Sen her zamanki alışılmışsın. Aynı eski… en eski…
Her başlangıçtan daha eski…
Her hılkatından ve her mahlukundan daha eski.
Daha da geriye gidiyorum, güneşin doğuşundan da.
Daha da geriye gidiyorum. Toprakta ilk tohumun yeşermesinden önceye
Daha da geriye gidiyorum. Renksizlik içinde yedi göğe hayat vermeden önceye.
Ben senin izninle yokluktan varlığa hübut ettim. Bir göz kırpmada, ağır günah yükü ile bin bir zaaf ve eksikliğe sahip, her yere çakıldığımda kimsesizlik ve umutsuzluk gün batımında kederli kalple, yıkılmaktan ve yalnızca ayağa kalmaktan korku ve endişe ile, Sana dönüyorum. Her defasında daha geç. Her defasında daha utanmış. Her defasında başı daha öne eğik.
Beni bul…
Ki kendimi bulayım
Beni bulacağını bildiğim için daha da mahcup oluyorum.
Hayatın sıradanlığını gözden geçirmem, beni Cevşen-i Kebir’e ulaştırıyor. Cevşen-i Kebir’i açıyor ve en başta “Ya Kadim” zikrine ulaşıyorum. Bu ilk başta, duanın en başında, tüm hayatım, yok olduğumdan var oluncaya kadar tüm hayatım bir şerit gibi gözlerimin önünden geçti. Kalbim titredi ve gözlerime yaş doldu.
Nefesten nefese daha da ağırlaşan benim kalbim titriyor, Sen ve Senin sevgin beni çağırıyor ve tekrar kendimi buluyorum.
Cevşen okumaya geldim Allah’ım ve Seninle aşk nefeslerimde yenilenmeye.
Ya Rabbi! Ey kerem sahibi muazzam!
Sen Kadim’sin… her başlangıçtan ve her sondan ve ben ağır günah yükümle Senin zayıf kulun.
Zayıf ve aşık kulun..
Ki Sen sensin ve ben de benim.
Eski zamanlarda yolda yürüyen bir adam bir kafa tasına rastladı. Ona baktı, durdu ve düşündü ve sonra, “Ey Allah’ım! Sen sensin ve ben de benim. Sen her zaman bağışlamaya dönersin ve ben her zaman günaha dönerim” dedi.
Ardından secdeye kapıldı. Nida geldi: Başını kaldır! Sen sensin! Ve ben benim.
O anda bağışlandı.
Allah’ım, ben, ismin hakkına Sana el açıyorum;
Ey Rahman
Ey Rahim,
Ey iyilik ve ikramı bol olan (kerim),
Ey her şeyi ayakta tutan (mukim),
Ey azamet ve yücelik sahibi (Azim),
Ey Kadim, Ey (her şeyi) bilen (Allah’ım),
Ey hilim sahibi (Halim)!
Ey hikmet sahibi (Hakim)!
Münezzehsin sen, ey kendisinden başka bir ilah olmayan… kurtar bizi ateşten ey Rabbim!
بِسم اللهِ الرَحمنِ الرَحیم
اَللّهُمَّ اِنّى اَسْئَلُکَ بِاسْمِکَ
یا اَللّهُ یا رَحْمنُ یا رَحیمُ یا کَریمُ یا مُقیمُ
یا عَظیمُ یا قَدیمُ یا عَلیمُ یا حَلیمُ یا حَکیمُ
سُبْحانَکَ یا لا اِلهَ اِلاّ اَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنا مِنَ النّارِ یا رَبِّ
Nereden başlayayım? Gerçekten, nereden başlamıştı?!
Hiçbir yere varamayan bunca acı ve sızlamak, nereden başlamıştı?
Neden iş buraya kadar geldi? Burası… bağımlılıklardan kurtulma kampıdır.
Sağlıklı olmayı özledim. Sağlık, avuçlarımdaydı ve ben kendimden esirgedim. İnatla ve tedbirsizlikle. Hayatın zorluklarının kefareti için anlık bir tecrübe ile kendimi maddeye alıştırdım; işte her şeyi unuttuğum o saniyelerde hayat ve sağlığımın dizginlerini kaybettim ve bunca acıya düştüm.
Allah’ım! Ey tövbeleri kabul eden!
Gökyüzüne bakacak yüzüm yok; Senden bana sağlık nimetini geri vermen için.
Senden istersem eğer… cevap verir misin?
Burada herkes iyi; fakat değil, herkes sevdiklerini özlemektedir. Bakışlarımızın ardında örnek bir mazlumiyet var. Bazıları burada, kaybettiklerini buluyor ve herkesten daha çabuk kurtuluyorlar. Burada kurtuluşun şartı, bedenden, fikirden kurtulmaktır.
Allah’ım! Ey her şeyi duyan!
Ben sağlığımı özledim. Sana asla şükretmediğim bu nimeti. Kabus görüyorum, kan ter içinde uyanıyor, elimi yüzümü yıkıyorum ve eskiye dönmeyeceğime inanıyorum.
Allah’ım! Ey hataları bağışlayan!
Beni mazime geri götürme.
Allah’ım ben yarım kalan tüm varlığım ile seni çağırıyorum. Senden özür diliyorum ve sana söz veriyorum.
Allah’ım! Ey konumları yükselten!
Bir kez daha Seninle birlikte başlamaya ve bir ânı bile Sensiz geçirmemeye söz verdim. Sen de bu dostluk pahasına beni mazime geri götürme. Zira dünler, beni kabusa sürüklüyor.
Evime döndüm. Kentime …
Özgür ve hafif.
Senden beni uzaklaştıran her şeyden kaçıyorum.
Seninle olmak, tüm unutulan anlara değer.
Çalışıyorum. Çalışmak insanın özüdür. Vücudumun özü için iş arıyorum; kurtuluşumdan sonra en ihtiyaç duyduğum, benliğim ve özümdür; bulana kadar aradım.
Annem her işin Allah’ın yapması gerektiğini söyler..
Sen yaptın Allah’ım! Ey tüm iyiliklerin kaynağı!
Sen fazilette eşsizsin.
Aynaya bakıyorum, kendimi seyrediyorum!
Kendimi tüm ömrümde sevmediğim kadar seviyorum. Bu kırışıklıkların arkasında daha genç, daha dinç ve daha güven verici birini görüyorum.
Onu çok iyi tanıyorum.
Aynaya bakıyorum: “Sana şükürler olsun Allah’ım, beni kurtardığın için.”
Şimdi güvenle senin keremine gülümsüyor ve mırıldanıyorum:
“Sen beni eskiye götürmezsin, zira ben artık o eski insan değilim.”
Büyük bir tehlikeye düşmüş kurtuluş yolu arıyorsanız hep beraber söyleyelim:
Ey efendilerin efendisi Ey duaları kabul eden
Ey dereceleri yükselten Ey iyiliklerin sahibi
Ey hataları bağışlayan Ey bütün istekleri veren
Ey tövbeleri kabul eden, Ey bütün sesleri işiten
Ey bütün sesleri işiten, Ey belaları def eden
Münezzehsin sen, ey kendisinden başka bir ilah olmayan… kurtar bizi ateşten ey Rabbim!
یا سَیدَ السّاداتِ، یا مُجیبَ الدَّعَواتِ
یا رافِعَ الدَّرَجاتِ یا وَلِىَّ الْحَسَناتِ
یا غافِرَ الْخَطیئاَّتِ یا مُعْطِىَ الْمَسْئَلاتِ
یا قابِلَ التَّوْباتِ یا سامِعَ الاْصْواتِ
یا عالِمَ الْخَفِیاتِ یا دافِعَ الْبَلِیاتِ
سُبْحانَکَ یا لا اِلهَ اِلاّ اَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنا مِنَ النّارِ یا رَبِّ.
012