Allah’a yakarışlar -3,4
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i146413-allah’a_yakarışlar_3_4
Her bölümde bereketli Cevşen-i Kebir duasından bazı bölümleri kısa hikayelerle ele alacağız. Birlikte dinleyelim.
(last modified 2023-09-08T06:51:29+00:00 )
Nisan 27, 2020 12:34 Europe/Istanbul

Her bölümde bereketli Cevşen-i Kebir duasından bazı bölümleri kısa hikayelerle ele alacağız. Birlikte dinleyelim.

Ey bağışalayanların en iyisi, Ey (müşkül meselelere çözüm) açanların en iyisi…

Yarışmaya az kalmıştı. Annemle konuştum. Beni onurlandır dedi…

Ve işimi zorlaştırdı.

 

Yarışma düdüğü çaldı. Ve ben ve rakiplerim koşmaya başladık. Maraton koşusu, düşünmeden yapılmalı, kazanmanın en önemli faktörü, hiçbir şeyi aklına takmamaktır. Özgür olmak ve koşmak tüm gücünle..

Fakat kafamda gözlerimin önünden bir an bile silinmeyen bir fikir doğmuştu. Yarışma boyunca pist çizgileri ve diğer koşucuları gözetlemek yerine sürekli annemi görüyordum… Babamı… Evimizi… Kentimizi… Antrenörlerim ve buraya varmama yardım eden herkesi.

Hatırladığımdan beri koşuyorum. İlerlemek için, kahraman olmak için. Herkes yaşıyor fakat ben sevdiğim hayatı hazırlamak için çalışıyordum. Benim hayatım daha başlamadı. Yaşam zorluklarını çözmek için o kadar koştum ki koşucu oldum! Atletizm sevdiğim meslek oldu. 

Ne zaman sıkılsam, oturup ağlamak yerine hazırlandım ve koştum….

 

Antrenörüm, atletizm koşu sporudur, durmak değil, derdi ve ben bu dersi eve taşıdım. Ondan sonra artık ben profesyonel bir koşucu oldum, hayatın zorlukları karşısında profesyonel bir insan. Bir kahraman…

Ey yardım edenlerin en iyisi, Ey hükmedenlerin en iyisi,

Bu koşuda annemin isteği ile kalakalmışım…

Tüm antrenmanlarım boyunca geç saatlere kadar kapıda beni beklemiş, ilk koşu ayakkabımı almış. Bir keresinde bileziklerinden birini satmıştı, saydım biri eksikti.

Ben her zaman kendim için değil, annem için koştum, sevinsin diye…

Ey rızık verenlerin en iyisi, Ey varislerin en iyisi

Annemin sevinci söz konusu, dizlerimin gücü sendendir ve ben nefesim vardığı kadar koşuyorum, annemin bir ömür bekleyişi ve endişesi bitsin diye.

Günün birinde bir spor muhabiri hedefimin ne olduğunu sordu, “isteklerime ulaşmak için savaşmayı öğrendim. Ülkem için iftihar ve ilerlemekten başka sebebim yoktu. Benim bugünkü isteğim, engelli 100 metre rekorunu egale etmektir” dedim.

Annemin başı dik olma rekorunu

 

Ey övücülerin en iyisi, Ey kendisini ananları en iyi anan

Artık annemin başı dik olma rekoru benim için her şeyin yerini almıştır. Nasır bağlayan erkeksi ellerini görüyorum. Çocuksu masum bakışlarını görüyorum, gözlerinin çevresindeki kırışıklıkları… ramaksız kalan dizlerini… gençliğini… hepsini yüreğinin istediği hedef için harcadı ve ben şimdi onun yüreği için koşuyorum yarışın sonuna kaç dakika kaldığını bilmeden.

 Ey en iyi nazil eden, En iyilik edenlerin en iyisi!

Beni şampiyonluk platformuna ulaştır, oradan annemi görmek istiyorum… ve “bana bak anne” demek istiyorum

Ve yeniden gençleş demek istiyorum

Tekrar gül ve dizlerinin üzerine dur demek istiyorum,

Allah senin temiz kalbinin hürmetine beni yükseklere taşıdı demek istiyorum.

Sen benim hayatımın kahramanısın. Allah beni senin kalbinin hürmetine icabet etti.

 

Ey bağışlayanların en iyisi, Ey (müşkül meseleleri çözen) açanların en iyisi,

Ey yardım edenlerin en iyisi, Ey hükmedenlerin en iyisi,

Ey rızık verenlerin en iyisi, Ey varislerin en iyisi

Ey övücülerin en iyisi, Ey kendisini ananları en iyi anan

Ey en iyi nazil eden, En iyilik edenlerin en iyisi!

Münezzehsin sen, Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…

Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!

یا خَیرَالْغافِرینَ یا خَیرَ الْفاتِحینَ

یا خَیرَ النّاصِرینَ یا خَیرَ الْحاکِمینَ

یا خَیرَ الرّازِقینَ یا خَیرَ الْوارِثینَ

یا خَیرَ الْحامِدینَ یا خَیرَ الذّاکِرینَ

یا خَیرَ الْمُنْزِلینَ یا خَیرَ الْمُحْسِنینَ

سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ

 

Küçük kızım her vitrindeki pembe gelinlik onun olsun istiyordu.

Ve ben mağaza sahibinin “işçi aranıyor” yazısını vitrine yapıştırarak kızım arzusunu yerine getirmek istiyordum.

Kızımın arzusu benim arzuma bağlıydı ve ben sabahtan akşama kadar tüm sokaklarda bir iş bulmak için yürüyordum, gece vakti eli boş, başım öne eğik eve dönmeyeyim diye. Fakat yine de tüm koşturmalarına rağmen gece sonunda eve dönen ben ve hüsranımdı. Zile basmak dünyanın en zor işiydi! Her gece evin önünde birkaç dakika bekliyordum. Kapıyı çalınca eşim ve çocuklarım gülerek beni karşılıyordu fakat kısa bir süre sonra dudaklarındaki tebessüm yok oluyordu.

Allah’ım! Sen her iki dünyanın sahibisin … ve ben her iki dünyanın en muhtacıyım…

İzzeti nefsim Senin rızkına bağlıdır. Sen rızık verensin ve ben, yoksa senin rızkına layık değilim şeytan vesvesesine kapılınca kalbim kırılıyor.

Şeytanın aldatması bir erkeğin kalbini bu kadar basit kırıyor!

Ümitsizlik insanın kalbini kırıyor ve ben o çaresiz gün ve gecelerde, şeytanla hem nefes olup neredeyse beni liyakatsiz yaratmışsın sanacaktım. Rızkına liyakatsiz… senden eve ekmek götürmeye liyakatsiz. Fakat… Sen…

Allah’ım! Ey ümitlerin son noktası. Hangi kulunu kaybetmişsin ki beni kaybedesin!? Hangi kulunu şeytanla başbaşa bırakmışsın ki beni bırakasın!?

Tüm kapıları her zaman çaldım ve Sen şahitsin. Yaşıtlarımdan çok daha erken büyüdüm. Onlar gibi yırtık topların peşinden koşup çocukluğumu yaşamam gerekirdi fakat babamın boş yerini ailede doldurmam gerekirdi. Çalıştım. Ekmek fırınlarının sıcağında… sokaklarda… insanlara demet demet nergis sattım ve parasıyla küçük çatımızın altındaki ailemi geçindirdim. Biraz daha büyüyünce ellerim ve ayaklarım inşaatların harçları ile tanıştı. Büyüyünce de gözlerim dükkanların camlarını aradı. Ben yine aynı vasıfsız işçiydim ve gazetelerde ev ve araba satış ilanları yerine iş ilanlarına bakıyordum, izzeti nefsim ve ailemin ekmeği için.

Ey yaratıkları (kıyamet günü yeniden diriltip) ayağa kaldıran,

Ey esirleri salıveren!

Şimdiye kadar kimi boş talep ve çalışmakla bırakmışsın ki beni bırakasın!?

İşsizlik insanı çıkmaza sokar Allah’ım! Saygısızlığa, itibarsızlığa düşürür.

O dönemde mutfakta buzdolabını açmak benim için en zor işti. Buzdolabını açmaktan utanıyordum. Boşlukla doluydu! Meyve, et ve ekmek ihtiyacı ile doluydu.

Fakat her şey aniden değişti.

Bir büyük markete girmiştim, kafamda uzun bir gıda ve temizlik listesi ile. Bir sepet aldım fakat raflarda görüp sepete attığım her şeyi tekrar yerine koydum mecburen. Hiç biri benim boş cüzdanımla uymuyordu… market kalabalıktı ve her kes istediklerini sepete atıyor, parasını ödüyor ve marketten çıkıyordu. O kalabalıkta ben ve boş sepetim… gözlerim yaşla doldu.

Bu kadar basit, bir erkek kırılıyor, çaresiz kalıyor, cüzdanı ve kalbi uyuşmayınca.

Boş sepetle kapıya doğru yöneldim, sepeti bırakıp dışarı çıktım. Akşamdı ve ezan okunuyordu. Boğazımı sıkan hüzün nefesimi kesti, boş ve karanlık sokaklarda gözyaşlarına boğuldum.

Ey hediyeleri inayet eden, Ey yaratıklara rızık veren,

Bir erkeğin bu kadar basit yıkıldığını düşünmezdim, bu kadar basit…

Ben sabahtan akşama kadar koştum ve akşamdan sabaha kadar dua ettim fakat kalbimin kırıldığını görür görmez duamı icabet ettin… Allah’ım! Ey arzuları yerine getiren, Ey (kullarından gelen) şikâyetleri işiten

 

Şimdi… yıllardan beri evimdeki sofra doludur. Kızımın arzusu gerçekleşti. Onlara Allah bazı kullarının rızkını bu sofraya vermiştir diyorum, duvardaki kediden yoldan geçen aç susuz insana kadar… ben senin cömertliğini telafi etmek için kalbi kırık hiç kimseyi bu kapıdan geri çevirmiyorum. Ki sen benim kırılma sesimi duydun ve benim dileğimi gerçekleştirdi.

 

Ey hataları bağışlayan, Ey belaları bertaraf eden,

Ey ümitlerin son noktası, Ey bağışları bol bol veren,

Ey hediyeleri inayet eden, Ey yaratıklara rızık veren,

Ey arzuları yerine getiren, Ey (kullarından gelen) şikâyetleri işiten,

Ey yaratıkları (kıyamet günü yeniden diriltip) ayağa kaldıran,

Ey esirleri salıveren!

Münezzehsin sen, Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…

Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!

 

یَا غَافِرَ الْخَطَایَا یَا کَاشِفَ الْبَلایَا ی

یَا مُنْتَهَى الرَّجَایَا یَا مُجْزِلَ الْعَطَایَا

یَا وَاهِبَ الْهَدَایَا یَا رَازِقَ الْبَرَایَا

 یَا قَاضِیَ الْمَنَایَا یَا سَامِعَ الشَّکَایَا

یَا بَاعِثَ الْبَرَایَا یَا مُطْلِقَ الْأُسَارَى

سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ

 

012