Allah’a yakarışlar – 7
Çocukluğumda tek arzum, günlerin çabuk geçmesi ve annem kadar büyümekti.
Oyunlarımda annemin topuklu ayakkabılarını giyer, çıkardığı sesten büyüdüğümü hissederdim. Annemin siyah çarşafını örter onun gibi konuşmaya ve yürümeye çalışırdım. Oyuncak bebeklerimin saçlarını tarardım, örerdim ve hatta makasla keserdim. Benim oyuncak bebeklerim konuşurdu, bu yüzden saçlarının uzamayacağına inanmazdım.
Şimdi ben de çocukluğumun bebeklerine benzemişim… aynaya her baktığımda gülüyorum. Çocukluğumu hatırlıyorum… güzel hayallerini hatırlıyorum… o kadar iman… uzun yıllar oyuncak bebeklerimin saçlarının uzamasını bekledim, diğerleri gülüyordu ama ben bunun bir gün olacağına inanırdım, zira benim bebeklerim konuşurdu!
Şimdi her şey tam tersi olmuştur. başkaları gülmüyorlar fakat umut ve tebessümle, “her şey düzelir. Saçların tekrar çıkar ve uzar ve sen yine her zamanki gibi aynı neşe dolu güzellikler dolusu kız olursun” diyorlar. Fakat ben… neden inanamıyorum?
Ey gaypta olan her şeyi bilen! Ey günahları sürekli bağışlayan!
Nerde benim imanım? Neden kalbimde bir umut yok… Beni çocukluğuma geri götür ve çocukluğumu kalbime. O yıllarda aynaya bakarken dudakla, gözle ve kalbimle gülerdim. He geçen gün kemoterapi sayesinde saçlarım biraz daha ve biraz daha dökülüyor. Onları özlüyorum Allah’ım… saçlarımı ve oyuncak bebeklerimi.
Ey Allah’ım! Ey ayıpları sürekli örten!
Günler birbirini kovalıyor ve kalbim her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Yüreğimin içi giderek boşalıyor. Yavaş yavaş korkmaya başlıyorum. Geleceğimi yapmaya büyük bir coşku ile başlayan bana ne oldu? Neden buradayım? … bu gelecek nereden geldi ve benim umut dolu Mesut geleceğimi nereye götürdü?
Evet, ben bir kanser hastasıyım, ve zor bir yol ayrımındayım. Hastalığım yeni bir evreye girmiş ve sadece iki seçeneğim var: ya teslim olacağım veya savaşacağım.
Allah’ım! Ey zorluları gideren!
Eğer teslim olursam ne kazanırım?
Ve eğer savaşırsam ne kazanırım?
Kaybetmek, mücadelenin sonuçlarından biridir. Savaşıp da kaybetmekten korkuyorum…
Fakat teslim olmanın iki sonucu var ve her ikisi de kaybetmektir. Her halükarda kaybedeceğim. Kendimi… hayatımı… imanımı… ve seni…
Hepsinden kötüsü seni kaybetmektir… eğer teslim olup bu hastalığa yenilirsem, sana olan umudumu azar azar öldürürüm ve seni kaybederim.
Ve ben bunu istemiyorum, sensiz kalmayı…
Mücadelenin zafer olan bir ucunun umudu ile devam ediyorum. Ramaksız kalan elimle duvara yaslanıyorum, duruyorum ve devam ediyorum, böylece hatta eğer kaybedersem de yine kullukta yüzüm ak olacaktır. Bu dünyanın sonunda, kullukta yüzü ak olmaktan daha değerli ne var ki? Bir yazarın dediği gibi, ne mutlu savaşarak kaybedenlere! Savaşmayan ve savaşan kişi arasında çok fark var. Biri savaşmadan kaybetmiştir. Gerçek bir kaybeden. Fakat savaşarak kaybeden ise daha güçlenir ve bir başka mücadele için tekrara ayağa kalkar.
Allah’ım! Ey kalpleri değiştiren!
Senin varlığınla kalbim ısınıyor. Bulunduğum burada herkes sevgi dolu. Bu hastanede ve etrafında… bu kentte kim beni görürse tebessüm ediyor, sevgi dolu bir tebessüm. Kentin sevgi dolu olmasını seviyorum. Kuralsız kalabalık bir kentin sevgisini. Benim için yeni olan bir şey. Bu kentin ahalisi hep kavga eder, kimseye acımazlar. Dünyanın sonsuza kadar bu minvale döneceğini ve sonsuza kadar yaşayacaklarını sanırlar. Bu yüzden bir birlerine acımazlar. Fakat beni görünce gülümsüyorlar, bana sevgi doludurlar. Bu sevgiyi seviyorum ve gülümsüyorum.
Allah’ım! Ben ölüm kokuyorum. Onlar bana acıyorlar. Öleceğimi ve onların dünyasından ayrılacağımı sanıyorlar. He! Onların dünyası! Yoksa onlar ölmüyorlar mı? Neye güveniyorlar? Ne ile avunuyorlar? Ölüm kokmadıklarıyla mı? Boş bir hayalde kendilerini ölümden uzak, benimse yakın görüyorlar! Komik değil mi? Siz gülmüyor musunuz? Sizin kentte de böyle mi? Bazıları ölümün onların kapısını asla çalmayacağını düşünürler…
Allah’ım! Ey kalplerin tabibi!
Anneciğim şöyle diyor: Cevşen-i Kebir’in bir bölümü var şöyle diyor: یَا طَبِیبَ الْقُلُوبِ Ya tabib el-kulub… ne demek diye soruyorum.
Anneciğim şöyle diyor: Yani ne zaman ki kalbinin durumu iyi olmazsa, kalbini eline al ve O’nun yanına götür. De ki ey kerem sahibi ey muhteşem Allah’ım… bu benim kalbim… kendin onu yarattın. Şimdi darılmış, korkmuş ve düzensiz atıyor. Ben ise tedavisini arıyorum!... sen ise tabipsin… beni tedavi olmaksızın geri gönderme.
Kimse Allah’ı benim anneciğim kadar tanımaz… hiç kimse. Siz nasıl Allah ile bu kadar arkadaşsınız diye soruyorum. “ sürekli Yasin okuduğum için” diyor…
Aynaya bakıyorum… ve diyorum ki:
Allah’ım! Ey kalpleri aydınlatan! Ey kalplerin hemderdi!
Gözlerim ıslanıyor… gözlerimi gözlerime dikiyorum… gülünceye kadar aynaya bakıyorum. Kendimle oyun oynuyorum: kim daha çabuk gülerse o kazanmıştır. Aynada gülüyorum. Yüreğim de gülüyor. Tıpkı çocukluğumda olduğu gibi… bir o kadar sadık ve bir o kadar güvenle. Dudaklarım, gözlerim ve kalbimle gülüyorum.
Eğer başımın üstündeki Allah, tanıdığım Allah’tan başka olsaydı, bundan başkası olsaydı… kalbim bu denli derinden ona ısınmazdı. Eğer biraz, sadece biraz daha az Allah olsaydı! Biraz daha sözünün üstünde dursaydı, biraz daha az marifetli olsaydı, biraz daha az beni sevseydi veya en azından ben bundan daha az olduğunu bilseydim. O zaman ben de O’na daha az umut bağlardım. Daha az koşardım ve savaşmazdım. Yalnız yaşamaktan daha çok korkardım. Yalan söylemekten korkmazdım. İşleri yapmak üzerine de daha az hesap açardım. Sabah ve akşam olmaya az hesap açardım. Günün birinde gaypten yardım geleceği ve boş ceplerin dolacağı üzerine daha az hesap açardım. Yara izinin kaybolması ve acıların dinmesi üzerine… tüm mucizeler üzerine daha az hesap açardım. Eğer başımın ucundaki Allah, olduğundan ve tanıdığımdan başka bir şey olsaydı…
Ey sıkıntıları esenliğe dönüştüren! Ey üzüntüleri yok eden!
Ey gaypta olan her şeyi bilen, Ey günahları sürekli bağışlayan,
Ey ayıpları sürekli örten, Ey zorluları gideren,
Ey kalpleri değiştiren, Ey kalplerin tabibi,
Ey kalpleri aydınlatan, Ey kalplerin hemderdi,
Ey sıkıntıları esenliğe dönüştüren, Ey üzüntüleri yok eden,
Münezzehsin sen,
Ey kendisinden başka bir ilah olmayan… Kurtar bizi ateşten ey Rab”im!
یَا عَلامَ الْغُیُوبِ یَا غَفَّارَ الذُّنُوبِ
یَا سَتَّارَ الْعُیُوبِ یَا کَاشِفَ الْکُرُوبِ
یَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ یَا طَبِیبَ الْقُلُوبِ
یَا مُنَوِّرَ الْقُلُوبِ یَا أَنِیسَ الْقُلُوبِ
یَا مُفَرِّجَ الْهُمُومِ یَا مُنَفِّسَ الْغُمُومِ
سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ/
012