İmam Hasan’ın -as- kutlu veladeti yıl dönümü
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i146977-İmam_hasan’ın_as_kutlu_veladeti_yıl_dönümü
Bugün ehlibeyt imamlarının ikincisi, Rasûlüllah’ın torunu ve cennet gençlerinin efendisi hz. İmam Hasan Mucteba’nın -as- kutlu veladet yıl dönümdür. Bu vesile ile tüm İslam dünyası ve özellikle ehlibeyt aşıklarını kutlarken o Hazretinden feyiz dolu mahzarından faydalanmak istiyoruz.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Mayıs 09, 2020 08:23 Europe/Istanbul

Bugün ehlibeyt imamlarının ikincisi, Rasûlüllah’ın torunu ve cennet gençlerinin efendisi hz. İmam Hasan Mucteba’nın -as- kutlu veladet yıl dönümdür. Bu vesile ile tüm İslam dünyası ve özellikle ehlibeyt aşıklarını kutlarken o Hazretinden feyiz dolu mahzarından faydalanmak istiyoruz.

Hicretin 3. Yılında Ramazan ayı başlamış ve her gece Allah’a itaat ve kulluk nuru Emir el-Mu'minin hz. Ali -as- ve Rasûlüllah’ın biricik kızı hz. Fatıma’nın -sa- mübarek evinden arşa yükseliyor ve melekutun mutahhar ortamını aydınlatıyordu. Hz. Ali -as- ve hz. Fatıma’nın -sa- ortak yaşamı ile birlikte aşk ve sevgi dolu bir yuva kuruldu. O iki mutahhar nur aynı kaynaktan saçılıyor ve Rasûlüllah’ın -saa- lütfu ve rahmetinden faydalanıyordu. Bu semavi çift yaşadıkları tüm acılar ve sorunları birbirine duydukları karşılıklı ilahi aşk ve sevgi ile tatlıya bağlıyorlardı.

Ramazan ayı yarıya gelmiş ve gök yüzündeki ay her zamankinden daha farklı ve aydın bir şeklide parlıyordu. Gök yüzündeki dolunay güneşin doğuşunu beklerken yer yüzünde güneş doğdu. İlim ve hilim denizinin birleşme meyvesi olan parlak inci dünyaya geldi. Hz. Fatıma -sa- hilim ve sabır, Hz. Ali -s- ise cömertlik timsaliydi ve Hz. Hasan -as- da her ikisinden bu özellikleri miras alarak dünyaya geldi.

مَرَجَ الْبَحْرَیْنِ یَلْتَقِیَانِۙ * بَیْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا یَبْغِیَانِۚ *

(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar. (Rahman suresi/ 19-20)

İmam Hasan -as- Rasûlüllah -saa- ehlibeytinde doğan ilk ferttir. Eşsiz bir şeref, ihtişam ve izzete sahip olan İmam Hasan’ın -as- büyük babası hatemül enbiya hz. Muhammed -saa-, annesi hz. Fatıma -sa- ve babası da Allah’ın arslanı hz. Al -as- dır. İmam Hasan Rasûlüllah ve Emir el-Mu'minin mektebinde büyüdü ve dünyanın en seçkin kadını olan hz. Fatıma’nın -sa- mutahhar kucağında her geçen dün daha da gelişti.

İmam Hasan -as- Rasûlüllah’a çok benzerdi, öyle ki yaşamının ilk günlerinde Allah resulü onu kucağında tutarken güzel yüzüne bakarak şöyle buyurdu:

أشبهتَ خَلقی و خُلقی

Sen yaratılış ve huy açısından bana benziyorsun.

Hasan adını Rasûlüllah -saa- seçti. Bir çok isim ile tanınan hz. İmam Hasan -as- en çok müçteba, zeki, taki ve tayyib olarak tanınırdı fakat en şayeste isim ise Rasûlüllah’ın verdiği isim olan “Seyid”di. Halkın ise o hazrete verdiği isim “kerim”di.

Arapça'da her kişinin isim, künye ve lakabı vardır; isim kişiyi tanıtırken lakap ise özelliğini gösterir. Kerim asla başa kakmadan bağışlayan, ihtiyacı olan kişi bir istekte bulunarak izzet-i nefsini ayaklar altına almadan ona yardım eden kişidir.

İmam Hasan -as- muhtaç insanlara böyle yaradım ettiği için dost ve düşman her kes o hazreti Kerim olarak bilirdi. Bazen yüklü bir miktar parayı bir yoksula verir ve muhtaç olan kişiyi fakirlikten kurtarırdı. Böylece yoksulluktan İmam’ın yardımı ile kurtulan kişi tüm ihtiyaçlarını gidermekle kalmayıp aynı zamanda haysiyetli bir hayata başlayarak muhtemel bir yatırımla hayatının sonuna kadar kendine gelir sağlardı.

İmam yoksul bir ailenin bir günlük ihtiyacını gidererek az bir yardımı yoksul kişiye vermeyi reva görmüyordu zira yine gelecek günlerde ihtiyacını gidermek için elini başkalarına uzatmak zorunda kalırdı. İmam’ın yaşam hikayesinde bereketli ömrü boyunca iki kez tüm mal ve varlığını Allah yolunda infak ettiği, 3 kez tüm servetini eşit olarak ikiye böldüğü ve yarısını Allah yolunda infak ettiği belirtiliyor.

Yüce Allah insanı yaratmaktan hedefinin kulluk etmek olduğunu belirtiyor. Nitekim Zariyat suresinin 56. Ayetinde şöyle buyuruyor:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِیَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.

Bu yüzden her Allah’ın kulu, sadece Allah’a ibadet etmeli ve sadece O’nun önünde secde etmeli ve ilahi kemalat ve özellikler ile erdemliğe ulaşmak için hayat yolunu çizmelidir. Mükemmel insan ve ilahi dergaha yakın olan kulların mısdaklarından, İmam Hasan Mucteba’ya değinebiliriz zira her durumda sadece ve sadece yüce Allah’a yönelirdi.

İmam Hasan -as- her zaman kendini Allah’ın huzurunda görürdü, öyle ki abdest alırken titrediği, yüzünün bembeyaz kesildiği anlatılıyor. Sebebini sorduklarında ise “Allah’ın dergahına yönelik durandan başka bir şey beklenmediğini” buyururdu.

İmam Cafer Sadık -as- ise şöyle buyuruyor: İmam Hasan -as- kendi döneminin en çok ibadet eden, en takvalı ve en üstün insanıydı. Hacca gittiğinde yalın ayak ve yürüyerek giderdi. Ne zaman ölüm, kabir ve kıyameti hatırlasaydı ağlardı. Sırat köprüsünden geçmeyi düşündüğünde ağlardı. (hisap kitap için) Allah dergahında bulunacağını düşündüğünde kendinden geçip bayılana kadar bağırırdı ve ne zaman namaz kılsaydı vücudunun tüm eklemleri titrerdi, ne zaman cehennem ve cenneti düşünseydi yılan sokmuş gibi kıvranır ve Allah’tan cennet talep ederdi.

İlahi peygamberler ve evliyaların özelliklerinden biri onların görüşünde Allah'ın büyük ve O'ndan başkasının ise küçük olmasıdır. Onlar yüce Allah hakkında sahip oldukları görüş ve bilgi nedeni ile her güç, hayır ve bereket kaynağının yüce Allah olduğunu, Allah'ın desteklediği kişinin tüm dünyanın bir araya gelse bile zarar veremeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Böyle bir bilginin semeresi ise sadece Allah'ın emrine karşı gelmekten başka hiçbir şeyden korkmamalarıdır. 

İmam Hasan -as- hz. Ali -as- ile birlikte Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarına katıldı. İmam Hasan Mucteba -s- Cemel savaşı öncesi bir konuşma yaptı ve savaşın başlaması ile en ön safta yerini aldı ve düşman ordusunun kalbine büyük darbeler indirdi. Bu savaşta Ayşe'nin devesinin etrafını bir grup çevrelemiş ve çok yoğun bir şekilde savunuyordu. Ölen her birinin yerini bir diğeri alıyor ve yoğun bir şekilde direniyordu.

İmam Ali -as- devenin ayakta olduğu müddetçe kandırılmış olan bu grubun direnişten el çekmeyeceklerini ve fitne ateşinin sönmeyeceğini anladı. bu yüzden bir an önce deveyi ayaktan düşürmeye karar verdi.

Hz Ali -as- bu iş için Cemel ve Sıffin savaşlarında kendisine eşlik eden oğullarından Muhammed Hanefiyye'yi çağırdı. Hz. Ali -as- iri, cesur ve yiğitlikle bilinen Muhammed'e mızrağını vererek Ayşe'nin devesini hedef alarak onu öldürmesini istedi.

Muhammed babasının özel mızrağını aldı ve saldırıya geçti fakat Ayşe'yi çevreleyenler onun hareketini engelleyince deveye saldıramadı. Muhammed Hanefiyye mecburen hz. Ali'nin -as- yanına geri döndü. Bu sırada İmam Ali -as- bu görevi İmam Hasan'a -as- verdi. İmam Hasan ise mızrağı aldı ve birkaç dakika sonra mızrağı devenin kanına bulaşmışken geri döndü. Bu durumu gören Muhammed Hanefiyye büyük utanç duydu. Durumu fark eden hz. Ali -as- şöyle buyurdu:

لَا تَأْنَفْ فَإِنَّهُ ابْنُ النَّبِیِّ وَ أَنْتَ ابْنُ عَلِیٍّ

Oğlum, utanma; zira o Rasûlüllah’ın oğlu ve sen Ali'nin oğlusun. Kendini onunla kıyaslama, o Fatıma Zehra'nın oğludur.

Kur'an-ı Kerim Rasûlüllah’ın, kendi evlatlarıyla bile şiddetle ve kötü davranan Arapların kalbini ele geçirmede başarılı olmasını, Rasûlüllah’ın iyi huylu ve şefkatli davranmasında görüyor. Nitekim Al-ı İmran suresinin 159. Ayetinde şöyle buyuruyor:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ کُنْتَ فَظًّا غَل۪یظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِکَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِی الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَکَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ یُحِبُّ الْمُتَوَکِّل۪ینَ

Allah tarafından lütfedilen bir rahmet sâyesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Karara bağlanacak işlerde onlarla istişâre et! Kesin kararını verince de, yalnız Allah’a güvenip dayan! Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever.

Yüce insani faziletlerin simgesi olan İmam Hasan’ın -as- ahlaki özellikleri Rasûlüllah’ın -saa- ahlaki özelliklerine çok benziyordu. Günün birinde bir adam ilk kez Medine’ye gitmiş. Diğer Şam ahalisi gibi, Muaviye’nin yalanları ve karalama girişimleri sayesinde İmam Ali ve evlatlarına karşı büyük kin ve düşmanlık taşıyan adam, İmam Hasan’ın -as- güzel yüzünü görünce istemeden ona tutuldu ve adamın kim olduğunu sordu. Onun Hasan bin Ali olduğunu duyunca yüzü buruştu ve küfür etmeye başladı. İmam onun küfürlerini duyunca, “ أَیُّهَا الشَّیْخُ … وَ لَعَلَّکَ شَبَّهْت” Ey şeyh! Muhtemelen birine benzettin” diye buyurdu. Adam “hayır, yoksa sen Hasan bin Ali değil misin?” sorunca İmam “Evet” dedi. Böylece adam yine küfür etmeye başladı fakat İmam Hasan -s- adamın konuşmasının bitmesini bekledi, ardından yanına gitti ve hafif bir tebessümle şöyle dedi: “Şimdi yorgunsun, eğer burada garipsen gel beraber gidelim, boğazın kurumuşsa bir şerbet iç de boğazın tazelensin.” Bunun üzerine Şam’dan gelen adam, bu müthiş davranışa karşı aniden değişti ve gözlerinden yaşlar dökülürken, “Ben senin ve babanın benim en büyük düşmanlarımdan olduğunuzu sanırdım fakat şimdi anladım ki sizler benim için Allah’ın en sevdiği  kullarısınız.” Ardından İmam Hasan’ın -as- evine gitti ve Medine’de olduğu müddetçe o hazretin misafiri oldu.