Allah’a yakarışlar – 8,9
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i147081-allah’a_yakarışlar_8_9
Dikkat! Dikkat! Değerli dinleyiciler! Duyduğunuz siren, tehlike anlamında kırmızı alarmdır…
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Mayıs 11, 2020 10:15 Europe/Istanbul

Dikkat! Dikkat! Değerli dinleyiciler! Duyduğunuz siren, tehlike anlamında kırmızı alarmdır…

Dünya sona yaklaşmış, camlar füze ve patlama dalgası nedeni ile bir biri arından toz gibi yere serpiliyor.

Dünyanın bir çok bölgesinde insanlar özellikle de Iraklılar, Afganlar ve Suriyeliler bu korku dolu anları ne yazık ki tecrübe etmiştir. Acımasız savaş ateşinin kalbinde yaşamak. Dünyanın hareketten durduğu yer, dünya sonunun yaşandığı yer.

Allah’ım! (mübarek) ismin hakkına sana el açıyor (yalvarıyorum)!Ey emniyet ve güven veren!

Bizi bu acımasız dönemden sağlıkla çıkar. Canhıraş feryatların dönemidir. Her kes vücudunda ya bir yara taşıyor ya da başkalarının iyileşmeyen yaralarına şahit oluyor. Top, tank, havan topu, el bombası, kimyasal bombardıman, biyolojik terör ve kalleş kırbaçlardan geriye kalan yaralar.

Ya Rabbi! Sen dünya mazlumlarının tek sığınağısın… bizim bu dönemi sağ salim geride bırakmamızı sağla.

Tüm dünya zeytinin neyi simgelediğini biliyor. Zeytin barışı hatırlatır. Tüm dünyanın her zaman muhtaç olduğu barış. Fakat savaş, göz yaşı ve kan demektir… dalında kurumuş zeytin demektir…

Ey (her şeyi) hükmü altına alan! Ey yoktan var eden!

Düşman uçakları, kalbimiz ve ruhumuzun ses duvarını kırıyor ve çaresiz insanlar, büyük küçük, kendi içlerinde infilak ediyorlar. Barut ve yanık kokusu duyuluyor. Hurma ağaçları ve bahçeler yanıyor… askerlerin üniformaları yanıyor ve onların bedenleri… evlerin perdeleri, halıları yanıyor, kalpler, canlar yanıyor. Düşmanın saldırısını önlemek için siper üstüne siper kazılıyor… fakat gök yüzü kapatılamaz ki..

Keşke göz kapayıp açıncaya kadar hurma bahçeleri yeşerse. Şehrin erkekleri hasat toplamaya gitse. Sahi … nerede bizim erkekler?

Keşke göz kapayıp açınca… ninni sesi gelse. Köy kadınları halı tezgahı başında ve çeltik alanlarında olsa. Sahi …. Nerede bizim kadınlar?

Keşke göz kapayıp açıncaya kadar son bahar olsa ve okul zilleri sokakta çınlasa. Çocuklar ellerinde çantalarla okullara koşsa. Neşeli çığlıkları kentin kuşlarını şaşırtsa. Sahi… nerede bizim çocuklar?

 Ey (her şeyi uygun bir şekilde) süsleyen (Müzeyyin)! Ey (kullarına gerekenleri) ilan eden (Mu”lin)!

Bu dönem biter mi? Bizim anılarımız gündüz saldırısı ve gece öfkeleri ile dolu. Her defasında yer kürenin bir kısmı savaşın acımasızlığını tecrübe ediyor. Ey barış ve huzurun Allah’ı, zemin bu duaya susamış…barış ve huzur.

Allah’ım! Bizim bu dönemi geride bırakmamız yerine, savaşı yer yüzünde yok et ki tüm ağaçlar zeytin gibi barışı hatırlatsın.

Allah’ım ben, (mübarek) ismin hakkına sana el açıyor (yalvarıyorum); Ey emniyet ve güven veren,

Ey (her şeyi) hükmü altına alan, Ey (varlıkları) yoktan var eden,

Ey (yaratıklarına gerekenleri) öğretip telkin eden (Mülakkin),

Ey (açıklanmayı gerekenleri) açıklayan (Mübeyyin),Ey (zorlukları) kolaylaştıran (Mühevvin)

Ey (kullarına gereken) güç ve imkânı sağlayan, Ey (her şeyi uygun bir şekilde) süsleyen, Ey (kullarına gerekenleri) ilan eden,

Ey (yaratıklar arasında, rızık gibi bölüştürülmesi gereken şeyleri) taksim eden!

Münezzehsin sen, Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…

Kurtar bizi ateşten ey Rab”im!

یَا اللَّهُمَّ إِنِّی أَسْأَلُکَ بِاسْمِکَ

یَا مُؤْمِنُ یَا مُهَیْمِنُ یَا مُکَوِّنُ یَا مُلَقِّنُ یَا مُبَیِّنُ

یَا مُهَوِّنُ یَا مُمَکِّنُ یَا مُزَیِّنُ یَا مُعْلِنُ یَا مُقَسِّمُ

سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ

 

Gök yüzü susamış. Toprak susamış. Hayvanlar ve bitkilerin kökleri… insanlar… toprak… balıklar, hepsi susamış.

Anlatılanlara göre aylardan beri Kufe kentine yağmur yağmamıştı. Emirül müminin hz. Ali -as- ellerini duaya açarak Allah’tan yağmur talep etti.

 

Allah’ım! Dağlarımız susuzluktan çatlamış ve toprağımız kararmıştır. hayvanlarımız susamış ve ahırda perişan haldeler, tıpkı çocuğunu kaybetmiş anneler gibi inliyorlar. Meraya boşuna gitmekten yorgunlar.

Allah’ım! Onların perişanlığına acı yolda giderlerken ve inlemelerini duy ahırlarına dönerlerken. Ey Allah’ım! Sen tüm çaresizlerin çaresisin ümitsizleşince ve bulutlar yağmurlarını esirgiyor ve hayvanlar helak oluyor.

Seni çağırıyoruz ey Allah’ım, bizi yaptıklarımızla cezalandırma ve günahlarımızı sayma, rahmetini yağan bulutların, bol yağmurlu baharların ve yeşilliklerine bize bağışla.

Ey Allah’ım senden can veren, doyuran ve her yere ulaşan yağmurunu istiyoruz.

Temiz, bereketli, nimeti bol ve lezzetli, bitkileri bol olan, dalları meyve yüklü, yaprakları taze bir yağmur; güçsüz kullarını tekrar canlandıran ve ölü beldelere tekrar hayat veren yağmur.

Gök yüzü Allah’ın izni ve emri ile kendi göğsünde ağır bulutları biriktiriyor ve yağdırıyor. Eğer Allah istemese ve izin vermezse, bunca buluttan bir damla bile düşmez.

Allah’ım! Ey sıkıntıyı gideren! Ey gam ve kedere son veren!

Her şey senin izninledir. Senin isteğin ve senin emrinle… eğer ağaçtan bir yaprak düşer veya bir tohum yeşerirse.

Gök yüzü yağmaya aşık ve Allah gök yüzünün bu aşk oyununa izin vermeli, yoksa susuzluk, toprağı güçten yoksun bırakır.

Allah’ım! Ey günahı bağışlayan, Ey tövbeyi kabul eden!

 Biz yer yüzündeki tüm susamışlar ellerimizi semaya açarak senden bizim susuzluğumuza acımanı istiyoruz. Yağmur yağınca biz canlanıyoruz… kendimiz, ruhumuz ve hatıralarımız. Sanki bizimle konuşuyorsun. Yağmur bir nişanedir. Bir işarettir. Bizi senin muhabbetinden mahrum bırakma.

Yağmur taneleri, kesik bir çizgi misali gökyüzünü yer yüzüne bağlıyor… senin muhabbet ve bereketini yere ulaştırıyor. Bizi kendi sevgi ve bereketinden mahrum bırakma.

Allah’ım, Ey yaratıkları yaratan!

Bizleden birisi bile acımana layık değil mi? Bizlerden birisi senin bağışlanmanı hak etmiyor mu? Ki onun varlığı nedeni ile hepimize acıyasın…

Ya da tüm unutkan ve günahkar olan biz kulların, hiçbir zaman her hangi bir hayır işi görmedik mi? Bunca günahın ardından hiç mi pişmanlık göz yaşı dökmedik ki onun için bizden yağmurunu esirgemeyesin ve susuzluğumuzu gideresin?

Allah’ım! Ey verdiği söze sadık kalan! Ey verdiği sözü yerine getiren!

Ey gizliyi bilen!

Derler ki kuraklık oldu ve susamış olan bir sürü ceylan telef oldu. Ceylanlar hz. Musa’nın -as- yanına giderek susuzluktan telef olduklarını ve Allah’tan yağmur talep edilmesini istediler. Musa ilahi dergaha koşarak olayı aktardı!

Yüce Allah “zamanı gelmemiştir” buyurunca Musa da ceylanlara hayır cevabını getirdi.

Günler geçti ve neredeyse tüm ceylanlar bir bir telef olacaktı. Ceylanlar kendilerinden birinin Allah katına gitmesine karar verdiler. Gönüllü olan ceylan Sina dağına çıkarken, arkadaşlarına, “inerken hoplayıp zıplarsam bilin ki Allah bizi icabet etmiş ve yağmur yağacaktır,” dedi.

Ceylan dağa çıktı ve Hak Teâlâ yine aynı karşılığı verdi. Ceylan dağdan yavaş yavaş inmeye başladı fakat arkadaşlarının umut dolu bekleyen gözlerini görünce üzüldü! Hoplayıp zıplamaya başladı ve “arkadaşlarımı sevindiririm ve tevekkül ederim. Dağdan inene kadar umut var” diye düşündü.

Ceylan dağın aşağısına yetişince yağmur yağmaya başladı! Hz. Musa Allah’a itiraz edince, Allah şöyle buyurdu: Ceylan’a sana verdiğimiz karşılığı verdik fakat ceylan tevekkül ile hareket etti ve bu onun mükafatıdır.

Allah’ım, yüksek dağları otla dolduran, alçak topraklarda sular akıtan, çevremizi yeşerten, meyvelerimizi bollaştıran, hayvanlarımızı rahatlatan, bizden uzak olanları da tatmin eden ve kurak çöllerin de nasibi alan yağmur bağışla…

Ey sıkıntıyı gideren, Ey gam ve kedere son veren,

Ey günahı bağışlayan, Ey tövbeyi kabul eden, Ey yaratıkları yaratan,

Ey verdiği söze sadık kalan, Ey verdiği sözü yerine getiren,

Ey gizliyi bilen, Ey tohum tanesini yarıp filizlendiren

Ey yaratıkları rızıklandıran!

Münezzehsin sen, Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…

Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!

 

یَا فَارِجَ الْهَمِّ یَا کَاشِفَ الْغَمِّ

یَا غَافِرَ الذَّنْبِ یَا قَابِلَ التَّوْبِ

یَاخَالِقَ الْخَلْقِ یَا صَادِقَ الْوَعْدِ

یَا مُوفِیَ الْعَهْدِ یَا عَالِمَ السِّرِّ

یَا فَالِقَ الْحَبِّ یَا رَازِقَ الْأَنَامِ

سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ