Allah’a yakarışlar – 10,11
Kırmızı, sarı alevler size neyi hatırlatıyor? Öyle acımasız alevler ki bazen her şeyi yutuyorlar.
Gerçi çok güzeller fakat bazen biraz dikkatsizlik veya bir insanın yaramazlığı nedeni ile büyük bir faciaya sebep olup bir ev, mahalle veya hatta bir bölge veya ormanı küle çevirebilir. Her kes elinde bir kova su ile koşuştururken veya küle dönen evlerden yükselen çığlıklar her taraftan duyuluyor…
Bir saniyeden az bir sürede yer sallanıyor ve dünya tüm ihtişamı ile bir yığın toprağa dönüşüyor. Büyük rihter ölçeğindeki depremler sadece birkaç saniyede binlercenin ölümüne, binlercenin yararlanması veya evsiz kalmasına sebep olabiliyor. Öyle bir facia ki yıllar geçmesine rağmen geri kalanlar için hala şaşkınlığı ve üzüntüsü devam ediyor.
Yağmur yağıyor… tane tane yağıyor. Sevgi dolu narin ve taze damlacıklar kırbaca dönüyor, şimşekler çakarak insana korku salıyor. Kısa bir süre içinde ıslak toprak kokusu azgın selin gürültüsüne karışıyor.
Rüzgar esiyor. Ağaçların dalları rüzgarda dans ederken kuşların yuvası ağaçlardan düşüyor ve rüzgarda sallanan ağaç dalları fırtına ile boğuşuyor. Bu sefer sadece kuşların yuvası değil, ağaçların kendisi de devriliyor.
Kar yağıyor ve her taraf bembeyaz. Kar beyazı dağlardaki örtü korkunç bir gürültü ile büyük kütleler halinde tüm güzel rüyaları ölüm vadisine sürüklüyor.
Allah’ım! Ey desteği olmayanların desteği! Ey dayanağı bulunmayanların dayanağı!
Biz kurtulduk… hadiseler ve belaların kalbinden… boğucu enkazlardan… yürekleri hoplatan gök gürültülerinden… sel baskını ve diğer binlerce beladan.
Gaflette yaşıyoruz ve güvenlik ile huzura şükretmedik. Huzur ve güven bir duvar çatlayınca ve bir cam kırılınca değerli oluyor.
Allah’ım! Ey birikimi olmayanların birikimi! Ey sığınağı olmayanların sığınağı!
Senin acıman bizim cehaletimizden çok fazladır. Bir kitapta “Allah’ın lütfu bizim günahımızdan çok daha fazladır” diye okudum ve kendimle tekrarlıyorum.
Allah’ım! Ey imdada koşacak kimsesi olmayanların imdadı! Ey iftihar edecek kimsesi olmayanların iftiharı!
Doğadaki olaylar insanı gafil avlayıp korkuttuğunda huzur bulmak için âyat namazı kılar, kendimize geliriz. Bir olayın derinliklerinde yavaş yavaş kendimizi buluyor ve daha o zaman senin ayetlerini görmeyi hatırlıyoruz. Biz ziyan görmüş kullarız, doğanın kahrını görmeden yer ve göklerin sessizliğini kavrayamayız.
Allah’ım! Ey izzeti olmayanların izzeti! Ey yardımcısı olmayanların yardımcısı!
Her şey senin iradendedir. Doğa tüm özellikleri ile senin gücünün göstergesidir ve biz unutkan kulların kadirşinas değiliz.
Bir kuş yuvası ağaçtan düşmedikçe evimizi merak etmeyiz, şimşek çakmadıkça kenti merak etmeyiz, ayaklarımız altındaki toprak gürültü ile yarılmadıkça üzerinde kibirle yürürüz.
Ey dostu olmayanların dostu,
Biz doğanın sevgisini sevgi ile karşılamayız… ve öfkesi de bizim sevgisizliğimizin sonucudur, senin öfken değil.
Ey güveni olmayanların güvenliği
Bunlar bir olay değil, bunlar kibir ve gururdan kurtulmak için bir ibrettir... küstahlık ve unutkanlıktan… cehalet ve sessizlikten. Bizi kucakla ve bize sığınak ol, bizi insafsız olduğumuz ve kadirşinas olmadığımız için bağışla.
Ey desteği olmayanların desteği, Ey dayanağı bulunmayanların dayanağı,
Ey birikimi olmayanların birikimi, Ey sığınağı olmayanların sığınağı
Ey imdada koşacak kimsesi olmayanların imdadı, Ey iftihar edecek kimsesi olmayanların iftiharı,
Ey izzeti olmayanların izzeti, Ey yardımcısı olmayanların yardımcısı,
Ey dostu olmayanların dostu, Ey güveni olmayanların güvenliği,
Münezzehsin sen, Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…
Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!
یَا عِمَادَ مَنْ لا عِمَادَ لَهُ یَا سَنَدَ مَنْ لا سَنَدَ لَهُ
یَا ذُخْرَ مَنْ لا ذُخْرَ لَهُ یَا حِرْزَ مَنْ لا حِرْزَ لَهُ
یَا غِیَاثَ مَنْ لا غِیَاثَ لَهُ یَا فَخْرَ مَنْ لا فَخْرَ لَهُ
یَا عِزَّ مَنْ لا عِزَّ لَهُ یَا مُعِینَ مَنْ لا مُعِینَ لَهُ
یَا أَنِیسَ مَنْ لا أَنِیسَ لَهُ یَا أَمَانَ مَنْ لا أَمَانَ لَهُ
سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ
Allah’ım! Ey kendisinden başka kaçacak yer olmayan! Ey kendisinden başka sığınılacak yer olmayan!
Bir türbenin avlusunda oturmayı çok özledim…
Bir ziyaretçi türbe güvercinlerine buğday dökerken bir erkek avludaki havuzdan abdest alsın. Müezzin sesi yankılansın… günlerden Perşembe ve fatiha okunacak helvanın kokusu duyulsun. Ben olsam ve Allah… ve tazelensem.
Ey kendisinden başka varılacak maksat bulunmayan!
Beni bir ziyarete çağır…
Burada herkes iyi. Fakat bir saniye önce cehennemdeydi… girmek için izin isterken moralleri değişiyor.
Allah’ım sen nasıl da halleri değiştirirsin!
Kime sorsan, bilmem der, fakat cehennemdeydim ve fakat şimdi çok hafifim der.
Allah’ım! Ey ancak kendisine rağbet edilen!
Kime neyin hasretini çektiğini sorsan, araba, ev, mal, mülk diyebilir. Fakat ben bir türbenin sakin bir köşesinde oturmaya ve dua sesini duymaya hasretim.
Kerbela ziyaretçilerine gıpta ediyorum. Acaba onları benden daha mı çok seviyorsun Allah’ım?
Ben de şair gibi “korkarım kalsın içimde Kerbela’nın arzusu” mısrasını mırıldanıyorum.
Hafız-ı Şirazi divanını açıyorum. O benin acılarımla aşina, beni umutsuz bırakmaz.
Bahçenden bir meyve koparsam ne olur
Senin ışığında biraz otursam ne olur
Ya Rabbi! Selvi boylunun gölgesinde
Yanmış olan ben bir an otursam ne olur
Çevreme bakıyorum, evet rüya değil. Uyanığım. Bir otobüs dolusu Kerbela ziyaretçilerinin arasındayım.
Ey kendisinden başka güç ve kuvvet kaynağı olabilecek kimse bulunmayan!
İnsan nasıl da olur bir ömür koşar, senin dergahına dua eder ve bir göz kırpmasında duaları kabul görür?!
Ve her ne kadar nasıl olduğunu sorduğunda, “bilemiyorum… Allah istedi” der.
Ben de nasıl olduğunu anlamadım. Sadece Kerbela’ya varmamıza az kaldığını biliyorum.
Nasıl hissettiğimi söyleyemem, çok zor. Fakat Kerbela’ya giden bir otobüste olmam, hiç uyanmak istemediğim tatlı bir rüya gibiydi.
Nasıl da inanılmazdır… Bir ömür dua ediyorsun, Allah duanı gerçekleştirdiğinde inanamıyor, gözlerin yaşla doluyor ve gözlerinin ıslak perdesi, minareleri net olarak görmeni engelliyor.
Her şeyden daha da önemlisi Allah’ım, senin beni sevmendir…
Beni Kerbela ziyaretçisi yapmışsın ve artık evime hiçbir üzüntü götürmeyeceğim, tabi eğer Beyn-ul Haremeyn’den vedalaşacak cesaretim olursa!
Allah’ım buraya kimse eli boş gelmemiş ve eli boş da dönmeyecektir. Herkes kalbi kırık gelmiş. Sanki hepimiz cehennemden kurtulmuşuz… her kes hafifleşmek için bir köşe bulmuştur.
Ey kendisinden başka kaçacak yer olmayan, Ey kendisinden başka sığınılacak yer olmayan,
Ey kendisinden başka varılacak maksat bulunmayan
Ey öfkesinden kendi dergâhından başka kurtuluş yeri bulunmayan,
Ey ancak kendisine rağbet edilen,
Ey kendisinden başka güç ve kuvvet kaynağı olabilecek kimse bulunmayan,
Ey kendisinden başka kimseden yardım dilenilmeyen,
Ey kendisinden başkasına ibadet edilmeyen!
Münezzehsin sen, Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…
Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!
یَا مَنْ لامَفَرَّ إِلا إِلَیْهِ یَا مَنْ لا مَفْزَعَ إِلا إِلَیْهِ
یَا مَنْ لا مَقْصَدَ إِلّا إِلَیْهِ یَا مَنْ لا مَنْجَى مِنْهُ إِلّا إِلَیْهِ
یَا مَنْ لا یُرْغَبُ إِلّا إِلَیْهِ یَا مَنْ لا حَوْلَ وَ لا قُوَّةَ إِلّا بِهِ
یَا مَنْ لا یُسْتَعَانُ إِلّا بِهِ یَا مَنْ لا یُتَوَکَّلُ إِلّا عَلَیْهِ
یَا مَنْ لا یُرْجَى إِلّا هُوَ یَا مَنْ لا یُعْبَدُ إِلّا هُوَ
سُبْحَانَکَ یَا لا إِلَهَ إِلا أَنْتَ الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ یَا رَبِّ