İmam Cevad’ın -s- şehadet yıldönümü üzerine
İmam Cevad’ın -s- şehadet yıldönümü dolayısıyla tazilerimizi sunarken, Kur'an'ı Kerim ayetlerinin o hazretin siyerinde tecellisini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Zilkade ayının son gününde İslam Peygamberi’nin -s- pak Ehl-i Beyt -s- fertlerinden birinin şehadet yıldönümünü idrak ediyoruz. Kameri 220 yılında böyle bir günde İmam Cevad -s- Hakka yürüdü ve İslam dünyası bu büyük ve kerametli önderini kaybetmenin yasına boğuldu.
İmam Cevad -s- doğduğu gün babası İmam Rıza -s- onu kucağına aldı ve hemen orada evladının mazlumane ve yürekleri yakacak bir şekilde şehadetinden haber verdi. İmam Rıza -s- şöyle buyurdu:
Benim bu evladım zulümle öldürülecek ve gök sakinleri onun ölümüne ağlayacak ve Hak teala onun düşmanına gazap edecek. O öldükten sonra ona zulmeden ve öldüren kişi yaşamdan hiç bir nasibi olmayacak ve yakın zamanda ilahi azapla cezalandırılacak.
Evet, İmam Cevad’ın -s- şehadet yıldönümü dolayısıyla bir kez daha taziyelerimizi sunuyoruz.
İmam Cevad’ın -s- faziletleri ve yüce sıfatları saymakla bitmez. O hazret Allah’ın seçkin kulu ve tevhidin kesin hakikati ve hidayete erdirendir. İmam Cevad -s- kısa süren imamet döneminde söz ve amelleri ile müminleri öz İslami maariften faydalandırdı. O hazret amelleri ve davranışları ile Kur'an'ı Kerim ayetlerinin en güzel yansımasıydı. İmam Cevad’ın yolu yordamı ve ahlakı Kur'an'ı Kerim ayetlerinden alıntıydı ve bu semavi kitabın tealimi her daim yaşamında görülüyordu.
İmam Cevad’ın -s- siyeri anlatılırken, o hazret de diğer masum imamlar -s- gibi hem Kur'an'ı Kerim müfessiri ve hem her türlü tahrifattan koruyucusu olduğu beyan edilir. İmam Cevad -s- toplumda Kur'an'ı Kerim’in yürürlükte olmasına ve insanlar Kur'an'ı Kerim öğretilerine göre yetiştirilmesine vurgu yapıyordu.
Gerçekte İslam Peygamberi’nin -s- Ehl-i Beyt’i -s- nebevi ilim ve bilimlerin mirasçıları ve Kur'an'ı Kerim dilinden anlayan tek insanlardı. Dolasıyla Hak kelamının ruhunu ve canını, ilahi vahiy sırlarını bilen bu insanlardan ve ilahi ilimler çerçevesinde duymak ayrı bir özelliğe ve güzelliğe sahip olacağı kesindir. Buna göre kısa sohbetimizde İmam Cevad’ın -s- Kur'an'ı Kerim ayetleri üzerindeki bereketli ilminden bazı örnekleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.
İmam Cevad -s- ilahi ayetler toplumun tüm kesimlerini kapsaması ve tüm Müslümanlar söz ve amelleri ve güncel davranışlarında Kur'an'ı Kerim ve yüce maarifinden yararlanmaları gerektiğine inanırdı. Bu yüzden o hazret insanlara karşı davranışlarında ve sohbetlerinde Kur'an'ı Kerim ayetlerini kullanmaya çalışırdı.
İmam Cevad -s- insani ve ahlaki sıfatların bakımından yaşadığı çağda tüm iyi insanların başında yer alıyordu; nitekim takvası, ilim ve bilimi ve cömertliği yüzünden Cevad, Taki, Murtaza ve Münteceb gibi lakaplarla lakaplandırılmıştı.
Kasım bin Muhsin şöyle anlatıyor:
Mekke’ye seyahatim sırasında yolda zayıf bir insanla karşılaştım; benden dilendi, ben de ona bir parça ekmek sadaka verdim, ardından yoluma devam ettim. Yolda sert bir rüzgar esti ve sarığımı alıp götürdü. Her ne kadar uğraştıysam da rüzgar sarığımı hangi yöne savurduğunu bulamadım. Medine’ye dönmek istediğimde İmam Cevad’ı ziyarete gittim, İmam bana şöyle buyurdu: Ey Kasım, yolda gelirken sarığını rüzgar mı savurdu. Ben de evet dedim. İmam hizmetkarına şöyle buyurdu: Hadi git, Kasım’ın sarığını getir. Hizmetçi kendi sarığımı bana getirdi. Ben bu olaya şaşkın vaziyette İmam’a arz ettim: Ey Resulullah’ın oğlu, bu sarık nasıl sana ulaştı? İmam şöyle buyurdu: Sen yolda muhtaç bir insana sadaka verdin, Allah senin sadaka ve ihsanını kabul etti ve mükafatı olarak sarığını iade etti. İmam Cevad -s- sözün devamında Hud suresinin 115. ayetini okudu:
Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.
İmam Cevad -s- şöyle buyurur: İki kişi karşılaştığında, Allah katında en üstün olanı en edepli olanıdır. Sahabe sorar: Ey Resulullah’ın oğlu, bu iki kişiden birinin başkalarının nezdinde üstünlüğünü anladık da, Allah katında üstünlüğünün kriteri tam olarak nedir? İmam şöyle buyurur: Kur'an'ı Kerim’i nazil olduğu gibi okuması ve bizim sözlerimizi söylediğimiz gibi nakletmesi.
Adamın biri işinde ortaya çıkan iktisadi kör düğümleri açmayı kara kara düşünüyor ve bu doğrultuda sürekli telaş içinde kıvranıyor ve bir an bile rahat edemiyordu. Adamın eşi ve çocukları onun eline bakıyordu, fakat o da bu bakışlara utanmaktan başka türlü karşılık verebilecek durumda değildi. Bunun üzerine adam o dönemde Allah’ın kullarının sırlarına mahrem olan İmam’ına bir mektup yazmaya ve başına gelenleri ve sofrası aşsız kaldığını anlatmaya karar verir. İmam Cevad -s- adamın mektubuna şöyle karşılık verir:
Kur'an'ı Kerim’den yardım dile ve sürekli Nuh suresini tilavet et, zira Kur'an'ı Kerim tilaveti Allah’ın kelamını dilimizde cereyan ettirir ve gönlümüzü O’na yönlendirir ve O’dan başka sırları tutan ve sorunları çözen yegane mabuda sığınmış olursun.

Kur'an'ı Kerim Al-i İmran suresinin 134. ayetinde Allah’ın seçkin kullarının özelliklerinden birine işaretle şöyle buyurmakta:
O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
Masum imamların -s- yaşam tarzı ve siyeri insan yaşamını şekillendiren temellere yöneliktir ve cömertlik ve bağışlama, onların ve özellikle İmam Cevad’ın -s- ahlaki sabit ilkelerinden biridir.Ahmet bin Hadid’den şöyle rivayet edilir:
Bir grupla birlikte Hac için Mekke’ye gidiyorduk. Eşkıyalar yolumuzu kesti, malımızı götürdü. Medine’ye vardığımızda İmam Cevad’a-s- bir sokakta rastladım; birlikte hazretin evine gittik, ben de macerayı arz ettim. İmam hemen emretti, elbise ve para getirdiler, onları bana verdi ve şöyle buyurdu: parayı yol arkadaşlarınla eşkıyanın çaldığı miktara göre paylaştır. Parayı paylaştırdıktan sonra İmam’ın verdiği para eşkıyanın bizden çaldığı para ile bire bir örtüştüğünü anladım.
Cömertlik ve bağışlamanın tesirlerinden biri, dost düşman, insanların dostluğunu kazanmak ve dost sayısını arttırmak ve düşman sayısını azaltmaktır. Kur'an'ı Kerim’da kötülüğe karşı iyilik ve insanda bulunmaya vurgu yapılmıştır. Kur'an'ı Kerim Fussilet suresinin 34 ve 35. ayetlerinde şöyle buyurur:
İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.
Bağışlamayı güzelleştiren şey, zahiri ve batınî hakikatidir, nitekim insan dileyene dilediğinden fazlasını verir ve hiç bir karşılık beklemez, verdiği için karşı tarafı minnet borcu ile azarlamaz, üstelik bağışladığını unutur ve iyi amelini yapmamış gibi sayar. İmam Cevad -s- şöyle buyurur: Kerem ve ihsanın süsü, minnetsiz yapılmasıdır.
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın.
Sade yaşam, bireysel ve sosyal yaşamda takva işaretlerinden biridir. Peygamberler ve onların vasileri yaşamlarında iki ilkeyi göz önünde bulundururdu. İlkin, yaşamları biset ve imamet öncesi ile sonrası farksızdı. İkincisi manevi önderlik onların psikolojisini değiştirmez ve davranışları yaşamları boyunca aynı şekilde devam ederdi.
Hasan Mekkari şöyle anlatıyor:
İmam Cevad -s- Bağdat’ta bulunduğu dönemde Halife nezdinde büyük ihtişam ve celal içinde yaşıyordu. Kendi kendime İmam Cevad -s- artık Medine’ye dönmez diyordum. Bu düşünce aklımdan geçerken o hazretin başını öne eğdiğini fark ettim. Ardından başını kaldırdı ve mübarek yüzünün rengi değişmiş bir vaziyette şöyle buyurdu: Ey Hasan, Resulullah’ın hareminde arpa ekmek yemek, benim için burada gördüklerinden daha iyidir.
Kuşkusuz masum imamların -s- takvalı ve sade yaşamı, dünyaya yüz çevirmek ve muhibetlerini reddetmek anlamında değil, sadece dünyanın şatafatlı varlığına gönül vermemek ve esiri olmamak ve bunun yerine maneviyata gönül vermek ve Allah katına yakınlaşmak anlamındaydı.

Abbasi Mutesem Halife olduğunda İmam Cevad’ın faziletleri ve erdemleri hakkında duyduklarından öfkelenerek o hazrete kin ve haset beslemeye başladı ve en son da o hazreti Medine’den Bağdat’a çağırdı. İmam Cevad -s- Bağdat’a geldiğinde, onu kendi iktidarına karşı bir tehdit gibi gören Mutesem, hazretin eşine zehir verdi ve o da bu zehiri üzüme bulaştırarak İmam Cevad’a -s- yedirdi. İmam üzümü yedikten sonra zehrin tesiri mübarek vücudunda belirmeye başladı ve böylece mazlumane bir şekilde şehit düşerek sevgili atalarının yanına ve ilahi kata kanatlandı.012