Gadir-i Hum özel
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i151321-gadir_i_hum_özel
Kameri 10. yılın Zilhicce ayının 18. gününde Mekke ve Medine arasında yer alan Gadir adında küçük bir göletin yanı başında önemli bir hadise gerçekleşti.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Ağustos 08, 2020 08:42 Europe/Istanbul

Kameri 10. yılın Zilhicce ayının 18. gününde Mekke ve Medine arasında yer alan Gadir adında küçük bir göletin yanı başında önemli bir hadise gerçekleşti.

O gün İslam Peygamberi -s- tarafından yaklaşık 120 hacıya çok önemli bir mesaj iletildi. Bu önemli hadise İslam tarihinde Gadir-i Hum olarak ün yaptı. Bu gün Müslümanlar açısından çok değerli ve kutsal olduğundan bayram olarak adlandırıldı ve her yıl aynı günde kutlanılıyor.

Biz de bu mübarek günü kutluyor ve hazırladığımız özel programımızda bize eşlik etmenizi istiyoruz.

Gadir göleti, Mekke ve Medine arasında uzanan yolun kenarında bir göletti ve kervanlar bu göletin yanında yol yorgunluğunu giderirdi. Ancak o gün bu göletin yanı başında adını tarihte ebedileştirecek bir hadise yaşandı.

İslam Peygamberi -s- son Hac ziyaretinden dönüyordu. Kervanların gürültüsü, atların sesleri, develerin boynuna asılan çan sesleri kulakları çınlatıyordu. Ancak onca gürültü arasında İslam Peygamberi’nin -s- nurani ve sakin çehresi, hazretin çok derin düşüncelere daldığını ve güya bir hadiseyi beklediğini gösteriyordu.

Hac kafilesi Gadir-i Hum’a geldiğinde Allah Resulü -s- vahiy meleği Hz. Cebrail’in -s- varlığını hissetti. Hz. Cebrail -s- yüce Allah tarafından getirdiği nurani bir mesajla İslam Peygamberi’ne -s- şöyle hitap etti:

Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun.

Öğle namazı kılındıktan sonra Allah Resulü -s- parlayan gözleri ve nurani yüzü ile develerin mahfelerinden yapılan yüksekçe minbere çıktı. Allah Resulü -s- Hz. Ali’yi -s- yanına çağırarak sağ tarafında durmasını istedi ve ardından sağ elini Hz. Ali’nin -s- omuzuna koyarak ilkin yüce Allah’a hamd ve dua etti ve daha sonra şöyle buyurdu: Ben çok önemli bir fermanı tebliğ etmekle yükümlüyüm ve eğer bu mesajı iletmezsem, ilahi risaleti yerine getirmemiş olurum.

İslam Peygamberi -s- daha sonra Hz. Ali’nin -s- elini kaldırdı ve şöyle buyurdu: Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.

Bu sözlerin ardından vahiy meleği Allah Resulü’ne -s- nazil oldu ve Maide suresinin üçüncü ayetini armağan etti. Ayet şöyle buyurmakta:

Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim.

Kulaklar ve yürekler henüz bu sözlerin anlamını idrak etmekle uğraşırken, Allah Resulü -s- bir kez daha minberin üzerinden seslendi:

Ey insanlar, hidayet nuru Hak teala tarafından bende yerleştirildi ve benden sonra da Ali’nin ve ardından da onun soyundan gelenlerin zatına verildi; ta ki sıra Kaim İmam’a gelene kadar.

Evet Gadir’in semavi büyük kasidesi sonuna yaklaşıyor ve son ilahi peygamberin sesi Hicaz çölünde çok daha gür ve yüksek duyuluyordu:

Ey insanlar, ben ikaz eden ve korkutanım ve Ali, hadi ve yol gösterendir. Ey beni izleyenler, ben Allah’ın peygamberiyim ve Ali benim vasi ve halefimdir.

O sırada Allah Resulü’nün -s- bakışı çok uzaklara odaklandı; sanki kendisinden sonra beşeriyet tarihinin gelecekte yaşayacağı gelişmeleri görür gibiydi. Allah Resulü -s- ardından daha yüksek sesle hacılara seslendi:

Gadir-i Hum’da bulunanlar benim sözlerimi başkalarına iletsin. Ben yakında sizin aranızdan ayrılıyorum, fakat size iki değerli gevheri emanet olarak bırakıyorum. Bunlardan biri Kur'an'ı Kerim ve diğer Ehl-i Beyt’im’dir.

Gadir-i Hum olayı sıradan bir olay değildir. Yüce Allah Gadir-i Hum hadisesinde İslam Peygamberi’ne -s- kendisinden sonra Hz. Ali’nin -s- halefi olduğunu emretti ve risaleti ancak Hz. Ali’nin -s- velayetini Müslümanlara tebliğ ettiği takdirde tamamlanmış olacağını buyurdu.

İslam Peygamberi -s- Gadir-i Hum hutbesini okuyarak İslam ümmetinin geleceğini belirledi. Bu yüzden Gadir-i Hum kültürü ve öğretileri kuşaktan kuşağa ve kulaktan kulağa aktarılması ve böylece herkes Hz. Ali’nin -s- velayet hakikatini idrak etmesi gerekir.

Bir başka ifade ile, Gadir-i Hum hadisesi İslam tarihinin büyük ve önemli bir hadisesi ve dinin ve yüce Allah’ın müminlere sunduğu nimetlerin tamamlandığını ifade eden bir hadisedir.

Gadir-i Hum dünya tarihinin en büyük hadiselerinden biri ve İslam tarihini tanımak üzere altın fırsat ve İslam tarihini cahiliye tarihinden ayıran bir çizgidir. Bu yüzden tüm Müslümanların Gadir-i Hum hadisesini bilmeleri ve kültür ve öğretilerini idrak etmeleri vaciptir.

Tarihî Gadir-i Hum hadisesinin üzerinden bir kaç ay geçmeden Allah Resulü -s- Hak tealaya yürüdü ve mutahhar ruhu melekut alemine doğru kanatlandı. İslam Peygamberi’nin -s- vefatı İslami toplumu yasa boğdu. Bu musibet çok ağırdı, öyle ki bazıları şaşkınlık içinde perişan oldu ve sonuçta uygun ve akılcı karar vermekten aciz hale geldi.

Öte yandan kendilerini böyle bir gün için hazırlayan bazıları topluma hakim olan perişanlık ve muğlak durumu uygun bularak bulanık sudan arzu ettikleri balığı yakalamaya koyuldu.

İslam düşünürlerine göre, eğer Allah Resulü -s- vefat ettikten sonra Gadir-i Hum’da tavsiyeleri ve yine o hazretin diğer birçok etkinlikte Hz. Ali’yi -s- halefi ilan ettiği sözlerine uyulsaydı, İslam dini evrensel hale gelir ve adalet tüm dünyayı sarmış olacaktı. Belki de bu yüzden Gadir-i Hum hadisesinden bir nevi haberdar olan beşeriyet tarihinin büyük düşünürleri de Allah Resulü’nün -s- vefatından sonra yaşanan sapmayı büyük talihsizlik niteledi. Fransız ünlü filozof Volter de bu durumdan duyduğu esefi dile getirerek şöyle dedi:

Muhammed’in son iradesi yerine getirilmedi. O hazret Ali’yi halefi olarak atamıştı.

Gadir-i Hum olayı bir kaç açıdan ele alınabilir. Örneğin İslam dininde önderlik güç ve makama kavuşma anlamına gelmez. Bu mevki ilahi bir mevkidir ve Müslümanların önderi her türlü sapmadan ve hatadan arınmış olmalıdır. Müslümanların imameti ve salih önderlik meselesi, yüce Allah'ın bunu dinin önemli işlerinden ve kemale erme vesilesi şeklinde buyuracağı kadar önemli bir meseledir. Bu yüzden hatta peygamber bile Allah tealanın izni olmaksızın bu ilahi mevkiye kimseyi atayamaz. Bu konu, İslam Peygamberi -s- de açıkça itiraf ettiği bir durumdu.

Gadir-i Hum olayında yaşanan şey, İslam Peygamberi’nin -s- halefinin yüce Allah tarafından seçilmesiydi. Ancak burada önemli olan nokta, bu seçimin sebebi, Hz. Ali’nin -s- sahip olduğu fazilet ve değerler olmasıdır. Gerçekte tüm iyi özellikler ve faziletler Hz. Ali’de -s- bir arada toplanmıştı ve yüce Allah da bu seçkin faziletlere ve sıfatlara göre hakimiyeti Allah Resulü’nden -s- sonra ona devretti. Gerçekte Allah teala hakimiyet değerlere tabi olduğunu ve ancak bu değerlere sahip olan biri Müslümanlara hükmedebileceğini tebliğ etti.

İbni Ebi Hadid şöyle diyor:

O günde Ali bin Ebu Talib’in faziletleri, Allah Resulü -s- rihlet ettikten sonra muhacirlerden ve ensardan hiç biri hilafetin Ali’ye -s- verileceğinden kuşku duymayacakları kadar aşikardı.

Gadir-i Hum bayramı yaklaşınca gönüller çok önemli ve kader belirleyici ve inançla ilgili bir meseleye yöneliyor, ki bu da dini toplumun velayeti ve önderliğidir. İslam tarihinde birinden risalet ve diğerinden imamet çıkan iki önemli ve büyük hadise dikkat çekiyor. İlk hadise, İslam Peygamberi’nin -s- mübarek kalbine vahiy nazil olmasıydı ki o hazretin risalet görevi ile sonuçlandı. İkinci hadise, imametle sonuçlanan Gadir-i Hum hadisesiydi ve gerçekte risaletin devamı sayılırdı. Bir başka ifade ile Gadir-i Hum hadisesi, Biset’te İslam Peygamberi’nin -s- risaleti kadar önemlidir.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuda şöyle diyor:

Gadir-i Hum bayramını en büyük ilahi bayram olarak adlandırdılar, yani bu bayram İslami takvimde tüm bayramların üstündedir, daha anlamlıdır. Bu bayramın tesiri diğer tüm bayramlardan fazladır. Neden? zira İslam ümmetinin hükümet alanında hidayet meselesi Gadir-i Hum hadisesinde belirlenmiştir. İslam Peygamberi’nin -s- tavsiyesine uyulmadığı konusunda söylenecek bir söz yok; nitekim o hazret bazı rivayetlere göre sözüne uyulmayacağını buyurmuştu. Ancak Gadir-i Hum meselesi, bir endeksi belirleme meselesidir; bir kriter ve mizanı belirleme meselesidir. Müslümanlar dünyanın sonuna kadar bu endeksi, bu kriteri değerlendirerek ümmetin genel yolunu belirleyebilir.

Gadir-i Hum bayramı, velayet ve imametin büyük bayramı kutlu olsun.012