Al İrfan; İslam dininde şehadet ve şehit - 5
İslam dininde şehadet kültürünü ele aldığımız programımız boyunca şehadet ve şehadet talepliğin İslam dininde bir değer olarak konumunu beyan etmek istiyoruz.
Nitekim bu önemli değeri ihya etmek İslam tealimini ihya etmenin ve İslam ümmetinin iktidarının bekasını güvence altına almanın en önemli yollarından biridir.
Bugünkü sohbetimizde İslam dininde iç ve dış düşmanlara karşı mücadele etmek üzere Müslümanların hazırlıklı olmaları ve şehadet talep ruhu ve kültürüne kavuşmalarına yapılan vurguyu ele almak istiyoruz.
İslam dini ve Müslümanlara yönelik düşman tehditleri her zaman var olduğundan, İslam toplumunda şehadet taleplik kültürünü ve ruhunu takviye etmek, Kur'an'ı Kerim’in Müslümanların hazırlıklı olmaları ve basiretlerini geliştirmeleri ve düşmanın içine korku sarmaları için böyle olmaları gerektiği üzerine sık sık vurgu yaptığı bir konudur. Buna göre yüce Allah Enfal suresinin 60. ayetinde Müslümanlara şöyle emrediyor:
Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz.

Yüce Allah’ın bu emrine göre müminler her zaman düşman saldırılarına karşı kendilerini savunmak üzere hazırlıklı olmaları gerekir. zira müminlerin hazırlıklı olmaları İslam düşmanlarının içine korku salar ve Müslümanlara saldırmaktan vazgeçirir. Kuşkusuz çok yönlü hazırlıklı olmanın bir yolu da müminlerde şehadet psikolojisini yaratmak ve geliştirmektir ve bu ayet gerçekte müminleri Allah yolunda cihat etmeye teşvik etmekle onlarda şehadet taleplik ruhunu geliştirir.
Subhan Allah Tevbe suresinde ise cihat konusunda gevşekliği ve duyarsızlığı sevmediğini buyurur ve Müslümanları O’nun yolunda cihat etmeyi sevmemelerini ve şehadet taleplik ruhuna sahip olmamalarını tenkit ederek şöyle buyurur:
Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın!" denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.
Bu ayete göre Allah teala bu zayıf psikolojiyi tedavi etmenin yolu dünya taleplikten ve dünyaya gönül bağlamaktan el çekmekten ibaret olduğunu vurguluyor. Kuşkusuz uhrevi hayat ve hakiki saadete teşvik etmek müminleri şehadet talep yapar, öyle ki bu insanlar dünyayı tüm genişliğine rağmen kendileri için bir zindan gibi görmeye başlar ve bu zindandan kurtulmak ve ebedi hayata doğru gitmek ister.
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, Müslümanların cihat görevinden kaçınmaları Allah’ın dinine yardım edilmesine engel oluşturmayacağı gerçeğidir. Zira Subhan Allah bu tür suçlu insanların yerine dinini koruyacak daha layık insanları seçerek görevlendirir. O zaman Allah yolunda cihat etmek, yüce Allah herkese nasip etmediği bir tevfiktir. Zira cihat, İmam Ali’nin -s- de buyurduğu üzere ilahi cennet kapılarından biridir ve yüce Allah bu kapıyı ancak seçkin kullarına açar. Buna göre cihat ameline katılmak mümin kullara sunulan özel lütuf ve merhamettir ve diğer ilahi merhametlerden ve nimetlerden daha üstündür.
Kur'an'ı Kerim Müslümanları cihada katılmaya teşvik etmek ve bu ilahi farizanın dünyevi ve uhrevi mükafatlarını beyan etmenin yanında cihattan kaçan insanları tehdit ediyor ve aşağılıyor. Kur'an'ı Kerim aynı zamanda Müslümanların var güçleri ile ve mümkün mertebe çok sayıda düşman karşısında hazırlıklı ve uyanık olmalarını, zira düşman asla geri çekilmeyeceğini ve her fırsattan Allah’ın dinine darbe vurmak üzere yararlanacağını vurguluyor. Bu şartlarda Müslümanlar dış düşmanlardan ve iki yüzlü münafıklar olan iç düşmanlardan gafil olmamaları gerekir.
Kur'an'ı Kerim birçok ayette münafıkların İslam Peygamberi -s- döneminde türlü sabotajlarına işaret ediyor ve bu zümrenin özelliklerini açıklayarak Müslümanları bilinçlendirmeye çalışıyor.
Bu çerçevede Allah teala Muhammed suresinin 20. ayetinde cihattan ve Allah yolunda ölmekten korkan ve bu yüzden türlü bahaneleri ileri süren bazı Müslümanları serzeniş ediyor. Yüce Allah bu yüzden bu zümrenin cihattan korkma zilletinden dolayı ölmeleri daha doğru olacağını buyuruyor. Ayet şöyle buyurmakta:
İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur!
Münafık ve zayıf insanların bir özelliği, kendilerini Allah yolunda cihat için hazırlıklı tanıtmaları, fakat cihat hükmü verilince ölüm korkusundan baygınlık geçirmeleri ve korkudan adeta ölecekmiş gibi olmalarıdır. Gerçekte cihattan korkmanın kökleri imansızlık ve nifaka uzanır; dolayısıyla münafık insan asla şehadet istemez, zira zaten Allah’a itaat etmeyen ve iman konusunda da samimi olmayan biridir. Allah yolunda cihat etmek ve şehit düşmek değerli bir sıfattır ve münafıklar ve imanı zayıf olanlar da bu iddiada bulunur, fakat amel meydanında cihattan ve şehadetten kaçarak bu iddialarından vazgeçer. Oysa cihat hükmüne itaat etmek ve samimiyetle benimsemek, halis iman ve Allah ile ahitte sadakat işaretidir ve tüm bunların en belirgin cilvesi, şehadet taleplikte göze çarpar.
Allah teala birçok ayette münafıklar ve nifak akımı hakkında müminleri uyarıyor ve bu zümreye karşı daha bilinçli davranmalarını ve kendilerini ve Müslüman camiayı onların zararlarından ve tehlikelerinden korumalarını emrediyor. Al-i İmran suresinin 167. ayeti münafıkların sözü ve ameli birbirini tutmadığı gerçeğine vurgu yapıyor ve bu zümrenin Müslüman sayılamayacaklarını ve onlara kafir demenin daha doğru alacağını, zira onlar imandan daha ziyade küfre yakın durduklarını vurguluyor.
Ayet şöyle buyurmakta:
…bu da, müminleri ayırdetmesi ve münafıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: "Gelin, Allah yolunda çarpışın; ya da savunma yapın" denildiği zaman, "Harbetmeyi bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.
Nifak akımı iki yüzlülüğü yüzünden kafirlerden ve müşriklerden daha beterdir ve topluma ve insanların imanına indirdikleri darbe de daha ağır ve daha ölümcül sayılır. Bu yüzden yüce Allah nifak tehlikesini küfür tehlikesinden daha beter olarak değerlendiriyor ve münafıkları toplumun içinden darbe indirdiklerini belirterek tehditleri kafirlerin tehditlerinden daha fazla olduğunu vurguluyor. Yüce Allah Nisa suresinin 145. ayetinde şöyle buyuruyor:
Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.
Bu ayete göre münafıklar küfür ve nifakı yüzünden ahiret aleminde de cehennemin en alt derecesi olan bir dereceye atılıyor.
Münafıkların konusu, Allah teala bu adın altında bir sure nazil edecek ve müminleri onların hakkında daha fazla bilgilendirecek ve özelliklerinden ve hatta inançlarından söz edecek kadar önemlidir.
Yüce Allah Münafikun suresinde bu zümrenin yalancı olduklarını ve iman meselesini sadece kendilerini korumak için bir malzeme olarak kullandıklarını ve Müslümanlar onların sözlerine inanmamaları gerektiğini belirterek şöyle buyuruyor:
Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür!
Nifak, İslam dini ve iman güçlü olduğu ve kafirler İslam’ın gücünün baskılarından kurtulmak ve aynı zamanda dine darbe indirmek için kendilerini dindar ve mümin gibi gösterdikleri zaman toplumda şekillenir. Gerçekte bunu yapan insanlar münafıkların arasında yer alır. Dolayısıyla münafıklar din ve imanı bir malzeme olarak kullanır ve ardında saklanarak kendilerini müminlere karşı korumaya çalışır.