Al İrfan; İslam dininde şehadet ve şehit - 7
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i152642-al_İrfan_İslam_dininde_şehadet_ve_şehit_7
İslam dininde şehadet kültürünü ele aldığımız programımız boyunca şehadet ve şehadet talepliğin İslam dininde bir değer olarak konumunu beyan etmek istiyoruz.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Eylül 04, 2020 18:20 Europe/Istanbul

İslam dininde şehadet kültürünü ele aldığımız programımız boyunca şehadet ve şehadet talepliğin İslam dininde bir değer olarak konumunu beyan etmek istiyoruz.

Bugünkü sohbetimizde ise Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerinden yararlanarak, şehadet taleplik kültürünün takviye edilmesi ve geliştirilmesinde iman, direniş ve marifet gibi üç önemli etkeni gözden geçireceğiz.

Şehadet taleplik kültürünü takviye eden ve geliştiren ilk etken, mebde ve Maad’a ve yüce Allah’a kesin inanmaktır. Firavun sihirbazlarının Hz. Musa’ya -s- iman etmeleri bu konuya en güzel örneklerden biridir ve Allah tealaya kalbi iman ve yakin nasıl şehadet taleplik kültürünü doğrudan etkilediğini ortaya koyar. Zira Firavun sihirbazları Hz. Musa’nın -s- mucizelerini görünce o hazretin yatıkları onların yaptığı işlerin cinsinden olmadığını, bu işlerin ardından maddi ve beşeri güçlerin ötesinde bir güç yer aldığını anladılar; dolayısıyla kalpleri iman nuru ile aydınlandı ve kesin bir tavırla Firavun’a karşı çıktılar ve yegane Allah’a iman ettiklerini ilan ettiler. Firavun sihirbazları Hz. Musa’nın -s- Allah’ına iman ettikten sonra hatta Firavun’un korkunç tehditlerine karşı büyük bir aşkla şehadeti hem de en feci şekliyle benimsediler, zira Allah teala onların günahlarını affetmesini ve O’na kavuşmayı umut ettiler.

Kur'an'ı Kerim Taha suresinin 72 ve 73. ayetlerinde Hz. Musa’nın mucizeleri ve Firavun sihirbazlarının iman etmelerine işaret ediyor. Allah teala bu ayetlerde şöyle buyurmakta:

Dediler ki: "Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin." "Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır."

İman meselesinin Allah yolunda cihat etmek ve şehadet taleplik üzerinde tesiri, Kur'an'ı Kerim’in diğer bazı ayetlerinde de gündeme geliyor. Gerçekte mümin insanlar her ne kadar iman ve inançlarında kararlı olursa yüreklerinde Allah yolunda cihat etmek ve şehadet taleplik duygusu bir o kadar güçlü olur. Yüce Allah Maide suresinin 54. ayetinde yüce Allah sağlam imanı ve ilahi sonsuz mebde ve Maad’a inananların güçlü yakini olan ihlaslı kullarıyla övünüyor ve onları imanı zayıf olan müminlere örnek gösteriyor. İmanı zayıf olan müminler en ufak zorlukta ve sıkıntı ve ilahi imtihanda hemen doğru yoldan sapıyor ve mürtet oluyor.

Yüce Allah bu ayette şöyle buyurmakta:

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.

Allah teala bu ayette mümin insanlar dindaşlarına karşı inançlı ve tevazulu olduklarını, ancak başkaları, yani kafirlere ve münafıklara karşı sert ve güçlü olduklarını ve Allah yolunda kulluk etme konusunda inançları gereği hiç bir serzenişten çekinmediklerini buyuruyor. Bu insanlar Allah yolunda her türlü fedakarlığı yapmaya hazırdır ve şehadeti de ilahi rahmet ve inayet ve hidayet vesilesi ve ancak has kullara nasip olan bir nimet bilir.

İmam Bakır -s- imanın önemi ve şehadet taleplik üzerinde tesiri hakkında  şöyle buyurur:

Kim üç sıfatı bir arada taşırsa hakiki imana kavuşur. Bu özellikler ölümü yaşamaya tercih etmek, yoksulluğu zenginliğe tercih etmek ve hastalığı sağlığa tercih etmektir.

Bu rivayete göre, hakiki imana kavuşmanın işaretlerinden biri, en şerefli ve en onurlu ölüm olan şehadet hele dursun, sıradan ölümü sevmektir. Buna göre, her ne kadar müminin kalbinde iman derin olursa şehadet aşkı da bir o kadar güçlü olur. Nitekim İmam Ali -s- bu konuda şöyle buyurur:

Allah’a and olsun ki ben haklıyım ve şehadeti de severim.

Şehadet taleplik ruhunun takviye olmasında önemli tesiri olan ve Kur'an'ı Kerim’in birçok ayetinde de sözü edilen etken, zorluklara ve sıkıntılara karşı direnmektir. Kalpleri iman hakikati ile aydınlanan ve bu nurla doğru yolu bulan müminler zorluklara ve sıkıntılara karşı da en yüksek düzeyde sabır ve direniş sergiler. Allah yolunda cihat ve şehadet büyük zorluklara ve sıkıntılara katlanmak gerektirdiğinden, o zaman bu yolu katetmek için böyle bir sabır ve direniş de gereklidir. Kur'an'ı Kerim Al-i İmran suresinin 146. ayetinde sabır ve direnişin müminlerin şehadet taleplik ruhu ve kültürü üzerindeki tesiri hakkında şöyle buyurur:

Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.

Bu ayette muhlis ve mümin insanlar “Rabbiyyun” olarak adlandırılmıştır. Rabbiyyun, Rabbani’nin çoğuludur ve varlığını Allah teala uğruna halis yapan kişi anlamına gelir; yani Allah rızası olmayan başka işlerle ilgilenmez. Doğal olarak bu insanlar güçlü iman ve inançtan yararlanır ve yine bu iman gücüne dayanarak Allah yolunda karşılaştıkları zorlukların karşısında asla gevşemez ve Allah yolunda cihat etmekten asla korkmaz ve büyük bir şevkle ve canı gönülden Allah tealadan daha fazla direniş gücü niyaz ederek düşmanlara karşı zafer kazanmak ister. Nitekim Al-i İmran suresinin 147. ayetinde şöyle okumaktayız:

Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!

Müminlerde şehadet taleplik ruhunu takviye eden üçüncü etken, bilinç ve marifet seviyesini yükseltmektir. Nitekim her ne kadar mümin insanın yüce Allah’a yönelik marifeti fazla olursa, ilahi kata karşı daha büyük bir teslimiyet ve huzu içinde olur. Bu iddia için iki delilden söz edilebilir. İlkin, bu mümin insanlar varlık aleminde ancak ilahi iradeyi ve gücü galip güç ve irade bilir ve bu yüzden ancak O’nu kulluk ve itaat etmeye layık bilir. İkincisi, bu mümin insanlar izzet, güç, ilim ve tek kelime ile ne kadar erdem varsa O’nda bulmuştur ve bu yüzden bunları ancak Allah’tan talep eder;dolayısıyla O’ndan başkasına yönelmez ve O’ndan başkasına itaat etmezler; zira kendi erdemlerini O’na itaat etmekte görürler. Dolayısıyla bu insanların tek amacı, ilahi rızayı kazanmak ve O’na kayıtsız şartsız itaat etmektir.

Müminlerin eğilimleri bilinç ve marifetleri ile uyumlu olmalıdır. Eğer mümin insan yüce Allah’ın irade ve gücüne yönelik sahih bilinç ve marifeti ve müminlere verdiği zafer sözünün gerçekleşeceğine hakikaten inancı varsa, ilahi emirleri ve men ettikleri her şey kendi zevklerinden önce tutar. Bu marifet her ne kadar fazla olursa insan Allah katına kulluğa o kadar yakın olur. Ancak bu marifet az olursa insan Allah’tan uzaklaşmaya ve sonuçta nifak, küfür ve şirke doğru yönelmeye başlar.

İşte bu yüzden yüce Allah Bakara suresinin 216. ayetinde bu marifetin insanların Allah yolunda cihat etmeye yönelmelerinde etkisi hakkında şöyle buyurmakta:

Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Subhan Allah bu ayette insanların bilinç ve basireti iman gücünü ve dünyevi bağlardan kopmasını büyük ölçüde etkilediğini belirterek şöyle buyurmakta: eğer insan Rabbine yönelik marifetini arttırır ve ilahi takvaya yönelirse, Allah teala ona  tüm bilincini ilahi ve hak ekseninde yapacak bir güç kazandırır ve gözünde çok zor gözüken cihat amelini mutlak hayır yapar; zira bu amel Allah tarafından emredilmiştir ve Allah kulu için hayırdan başka bir şey istemez.