Al İrfan; İslam dininde şehadet ve şehit - 8
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i152643-al_İrfan_İslam_dininde_şehadet_ve_şehit_8
Bugünkü sohbetimizde şehadet taleplik kültürünün gelişmesi yolundaki engellerden ölüm korkusu, zarar ziyan korkusu ve dünya taleplik ve mal ve servet hırsından oluşan üç etkeni gözden geçirmek istiyoruz.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Eylül 04, 2020 18:21 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde şehadet taleplik kültürünün gelişmesi yolundaki engellerden ölüm korkusu, zarar ziyan korkusu ve dünya taleplik ve mal ve servet hırsından oluşan üç etkeni gözden geçirmek istiyoruz.

Korku, insanlarda şehadet taleplik ruhunu zayıflatan etkenlerden biridir. İman zayıf olunca şeytanın insan üzerindeki nüfuzu ve sultası artmaya başlar. Korku duygusunu telkin etmek, şeytanın insan üzerinde nüfuz etme yöntemlerinden biridir. Nitekim yüce Allah açık bir şekilde koruyu şeytan silahı olarak tanıtıyor ve korkuyu teslim olmayı insanın yüce Allah’a iman etmemesi ve şeytanın velayetini benimsemesinin işareti olduğunu belirterek Al-i İmran suresinin 175. ayetinde şöyle buyuruyor:

İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun

Gerçekte şeytanı izlemek ve vesveselerini benimsemek bir anlamda onun velayetini kabul etmek ve daha doğru bir tabirle ona tapmaktır. Oysa Allah teala kullarını bu durumdan şiddetle men etmiş ve bunun üzerine söz almıştır. Zira şeytanı izlemek ilahi iman ve velayetten uzaklaşmaktır. Bu yüzden Allah teala şöyle buyurmakta: eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

Müslümanları düşmanla savaşmak ve cihattan korkutmak, cin, insan ve şeytanların önemli silahlarından biridir. Şeytan bu yoldan müminlerin ruhuna ve kalbine nüfuz ederek onları ilahi emirleri itaat etmekten vazgeçirir. Kur'an'ı Kerim bu gerçeğe birçok ayette işaret ediyor; örneğin Nisa suresinin 77. ayetinde şöyle buyurmakta:

Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin, denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir gurup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da "Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan) olmaz mıydı?" dediler. Onlara de ki: "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez."

Allah teala bu korkuyu ve münafıkça ruhu, iman zafiyetine bağlıyor ve kökü takvanın zayıf olmasına uzandığını ve bu zafiyet dünyevi hayatın uhrevi ebedi hayata tercih edilmesine sebebiyet verdiğini buyuruyor. Yani böyleleri dünyevi yaşamı Allah tealaya ve uhrevi nimetlere ve yaşama tercih ediyor. Bu yüzden yüce Allah peygamberine dünya ve ahiret hayatının hakikatini insanlara açıklamak ve marifetlerini geliştirmek ve sonuçta sadece O’na ve uhrevi nimetlerine gönül vermelerini sağlamakla görevlendiriyor.

Müminleri maddi ve onurla ilgili zarar ziyandan korkutmak, şehadet taleplik ruhunu zayıflatan ikinci etkendir ve şeytan bu silahı kullanarak müminleri korkutur ve sonuçta Allah’a olan imanı ve şehadet taleplik ruhunu zayıflatır.

Maide suresinin 52. ayeti bu konuya şöyle açıklık getirmekte:

Kalplerinde hastalık bulunanların: "Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır.

Bu ayet bazılarının düşmanla ilişkilerini kesmeyi kabul etmemelerinin sebebini, uğrayacakları muhtemel zarar ziyandan korkmaları şeklinde beyan ediyor. düşmanla ilişki peşinde olanların amacı onların kendilerine yaratacakları hadiselerden korunmaktır. Ancak bu davranış bu zümrenin nifak ve zayıf imanının işaretidir.

Dünya taleplik ve mal ve servet hırsı, müminlerde şehadet taleplik ruhunu olumsuz etkileyen üçüncü etkendir. İnsan nefsi doğal olarak dünyaya ve menfaatçiliğe yöneliktir. Ancak bu arada bazı insanlar nefsin şeytanına galip gelebilmek için kendi nefsini yener ve Allah’ın emrini şeytan emrine tercih eder.

Gerçekte dünyaya ve simgelerine gönül vermek Allah aşkı ve O’nun yolunda cihat ve şehadetin gönüllere yerleşmesine mani olur, öyle ki insan sonuçta dünya aşkını Allah aşkına tercih eder. Kur'an'ı Kerim Tevbe suresinin 24. ayetinde bu durumun ilahi cezayı hak ettirdiğini belirterek şöyle buyurmakta:

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

Bu ayette yüce Allah, insan kalbini kendine bağımlı hale getiren ve bunlara olan sevgi ilahi sevginin yerini alan dünyevi yaşamın bazı cazibelerini örnek vererek müminleri tenkit ediyor ve bunlara gönül bağlamanın Allah yolunda cihat etme meselesini olumsuz etkilediğini buyuruyor. Bu ayette dikkat çeken bir başka önemli nokta ise, Allah teala bu özelliklerin insanları fesada sürüklediğini ve insanlardan her türlü hidayete erme liyakatini ellerinden aldığını buyurmasıdır; zira Allah fasıkları hidayete erdirmez.

Mümin kulların yüce Allah’a olan aşkı, O’na itaat etmelerinin en önemli sebeplerden biridir ve müminlerin kayıtsız şartsız ve hiç bir şüpheye veya korkuya kapılmadan en zorlu şartlarda dini ve değerlerini koruma uğruna cihat etmelerine ve sonuç ne olursa olsun ona razı olmalarına vesile olur. Bu yüzden subhan Allah Bakara suresinin 165. ayetinde şöyle buyurur: İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.

Aslında Allah yolunda cihat ve şehadet, Allah’a olan aşktan üstün değildir ve Allah aşkı, tüm sevgilerin üstünde tutulmalıdır. Eğer mümin insan şehadete aşıksa, sebebi, Allah’a olan aşkıdır. Kalbi Allah aşkından başka tüm aşklardan boşaltmak, ilahi olmayan her türlü bağı koparmaktır; zira Allah aşkı kalpte başka aşklarla bir arada olamaz. Nitekim Allah Resulü -s- de şöyle buyurur: Dünya aşkı ve Allah aşkı asla bir kalpte bir arada barınamaz.

Ölüm korkusu, zarar ziyan korkusu ve dünya taleplik ve mal ve servet hırsından oluşan ve şehadet taleplik kültürünün gelişmesini engelleyen üç etkenin dini toplumda bu değerli kültürün gelişmesini engelleyen iç etkenler sayılır; oysa bu konuyu etkileyen dış etkenler de vardır ve hepsi insanda imanı zayıflatırken, dünya talepliği ve bencilliği takviye eder. Örneğin insanların dini inançlarını hakikatleri ve dini maarifi tahrif ederek zayıflatmak insanın Allah’a olan iman ve tevekkül duygusunu olumsuz etkiler ve ilahi zafere olan inancını zayıflatır.

Toplumda fesat ve laubalilik ve gayri meşru cinsel ilişkileri normalleştirmek de şehadet taleplik ruhunu olumsuz etkileyen bir başka etkendir. Yine başta gençler olmak üzere Müslümanlara dini olmayan örnekleri sunmak ve düşüncelerini bu şekilde etkilemek de bir nevi onların dini inançlarına saldırı sayılır. Müslümanlar bugün dünyamız yumuşak savaş meydanı olduğunu ve dini inançları hedef alındığını bilmeli ve buna göre iman silahı ile bu saldırılara karşı koymak üzere hazırlıklı olmalıdır.