İslam Peygamberi, alemlere rahmet (3)
Kur'an'ı Kerim Enbiya suresinin 107. ayetinde şöyle buyurmakta: (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
Allah teala kullarına rahmeti kendisi için vacip yapmış ve kapsam alanını her şeyi kapsayacak şekilde geniş tutmuştur. Ancak bazı insanlar yanlış yollara saparak insani kişiliklerini heba ettiği gibi kendilerini ilahi sonsuz lütuf ve rahmetten mahrum bırakıyor.
Buna karşın insanları saadet ve kurtuluşa doğru hidayete erdirmekle görevli olan ilahi peygamberler bu tür insanları mümkün mertebe sapkınlıkları ve karanlığa sapmaları konusunda uyarmak ve uyandırmaya çalışıyor.
İlahi peygamberlerin görevi insanları müjdelemek ve uyarmak olmuştur. Kuşkusuz İlahi peygamberlerin uyarıları da ilahi lütuf ve rahmetten kaynaklanır ve amacı insanları sapkınlıktan el çekmelerini ve saadet yoluna geri dönmelerini sağlamdır.
İslam Peygamberi -s- ilahi peygamberlerin arasında en seçkin olanıdır. Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’in Enbiya suresinin 107. ayetinde şöyle buyurmakta:
(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Yeryüzünde yaşayan tüm insanlar ister mümin ister kafir olsun, hepsi İslam Peygamberi’nin -s- rahmetine borçludur; zira İslam dini insanları cahillik ve hurafe ve sapkınlıktan kurtarır. Gerçi bazıları bu dine inanmış ve bazıları da karşı çıkmış ve hatta İslam korkusu yaymaya başlamıştır, ki bu da ancak kendilerini ilgilendirir ve İslam Peygamberi’nin -s- rahmetinin tüm insanlığı kapsıyor olmasını etkilemez.
Allah teala İslam Peygamberi’ni -s- tüm alemlere rahmet olarak gönderdi; dolayısıyla sevgi ve şefkati varlık aleminin tümünü kapsar. Allah teala bizzat tüm alemlerin Rabbi ve tüm insanları yetiştirendir. Yüce Allah’ın rabbaniyeti alemlere rahmet olan peygamberi sayesinde belirgin hale getir. Bir başka ifade ile, gerçek terbiye, sıfatı iyi ahlak ve tüm alemlere rahmet olan bir peygamberin hidayeti sayesinde mümkün olur. Nitekim Allah teala varlık alemini doğrudan etkileyen ve hayat veren ve mahlukları üzerinden bazı feyizleri sunduğu gibi bu feyiz varlık aleminde yüce Allah’ın izniyle peygamberi tarafından tüm kullara ve mahluklara ulaşır.
Kur'an'ı Kerim’e göre İslam Peygamberi’nin en belirgin ahlaki özelliği başkalarına karşı sevgi ve şefkatle davranmasıydı. Hz. Muhammed -s- bu takdire şayan sıfatı ile birçok gönlü fethetti ve onları doğru yola hidayete erdirdi, öyle ki başka hiç bir güç bu denli harikulade bir işi yapamazdı. Allah teala bu bağlamda Kur'an'ı Kerim’in Al-i İmran suresinin 159. ayetinde şöyle buyurmakta:
Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi.
Bu ayete göre İslam Peygamberi’nin -s- sınırsız şefkati ve rahmeti insanların İslam dinine yönelmesine sebep oldu.
Yine İslam Peygamberi’nin -s- bir başka mucizesi gönülleri birbirine yakınlaştırmaktı. Yüce Allah Enfal suresinin 63. ayetinde bu noktayı şöyle hatırlatıyor:
Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
İslam Peygamberi -s- yüce ahlaki ilkelerin temelinde bir medeniyet inşa etmek istiyordu. Allah Resulü’ne -s- göre, hatta düşmanla savaş, onu ıslah ve terbiye etme aracı olmalıydı.
İslam Peygamberi -s- düşmanları mümkün mertebe barış ve hoşgörüye davet ediyor ve gerekli olmadığı sürece savaşmaya razı olmuyordu; zira o hazret kin besleme veya intikam almayı asla düşünmezdi.
Allah Resulü -s- Mekke’yi fethettikten sonra konuşmaya hazırlandı o sırada herkes sabırsızlıkla bekliyordu; on binlerce asker ve sivil, kadın erkek, çoluk çocuk, dost düşman, herkes ona bakıyordu. Tam o sırada birden İslam Peygamberi’nin -s- ordusunun komutanı bir yüksekliğe çıkarak yüksek sesle, bugün intikam günü, diye haykırdı. Komutanın art arda savurduğu tehditler Mekke halkını ve elebaşılarını derinden panikletti, öyle ki hepsi ölümle burun buruna geldiğini düşünmeye başladı.
Ancak İslam ordusunun komutanının sesini duyan Allah Resulü -s- bu duruma çok öfkelendi ve hemen Hz. Ali’ye -s- yollayarak komutanın , elinden bayrağı almasını ve bugün, rahmet ve sevgi günü olduğunu ilan etmesini emretti. Allah Resulü -s- daha sonra da Kureyş’e hitap ederek şöyle buyurdu:
Ey Kureyş halkı, size nasıl davranacağımı düşünüyorsunuz? Kureyş halkı şöyle dedi: Ya Resulullah senden iyilik ve iyi davranmaktan başka bir şey beklemiyoruz. Allah Resulü -s- açık yüzle şöyle buyurdu: Haydi gidin, hepimiz özgürsünüz, sizi kimse rahatsız etmeyecektir. Allah Resulü -s- bu sözleri söyledi ve kendisine düşmanlık eden Kureyş kavmi ve Mekke halkı hakkında genel af ilan etti.
İslam Peygamberi -s- zafer kazandığı halde intikam almadı; o hazret kinci düşmanlarını yendi, ama onlardan esir almadı ve kimseyi öldürmedi, mallarını yağmalamadı, bilakis kenti barışçıl bir şekilde fethetti.
İslam Peygamberi’nin -s- bu tür davranışları en sıkı düşmanlarının yüreğini yumuşatıyordu. Bunun sebebi ise o hazretin tüm insanları hidayete erdirmeyi düşünmesi ve onları insani keramet ve izzete geri getirmeye çalışmasıydı. Nitekim bu yüzden Allah teala kendisine halka karşı hoşgörülü olmayı emrettiğini buyuruyordu.

İslam Peygamberi -s- her fırsattan gayri Müslimleri, kafirleri ve müşrikleri İslam’a davet etmek üzere yararlanıyordu. Müslümanlar düşmanlara karşı zafer kazanarak aralarından esir aldıkları zamanlarda o hazretin ilk icraatı esirleri irşad etmek ve bağışlamaktı ve bunu türlü bahanelerle yapıyordu. Allah Resulü -s- bazen bazı esirleri iyi ahlakları yüzünden serbest bırakıyordu.
İslam dini insanların yüzüne bilgi ve aydınlık kapılarını açmak üzere geldiğinden o hazret okuma yazma bilen esirlere serbest bırakma şartı olarak Müslümanlara okuma yazma öğretmeyi belirlemişti. Nitekim o hazretin sığınmasız insanları öldürmekten men etmesi de insan severliğini hatta düşmanlara karşı ortaya koyuyordu.
İslam Peygamberi’nin -s- bir başka seçkin özelliği, o dönemin insanları arasında hiç bir yeri olmayan kardeşlik ruhunu geliştirmekti. O dönemde aşiretlerin arasında düşmanlıklar ve çatışmalar İslam Peygamberi’nin -s- söz ve amelleri sayesinde tamamen yok oldu ve insanlar kardeşlik bağı ile bir araya gelerek yaratılış aleminin hakikatlerini ve ahlaki maarifi idrak etmeye başladı. Hz. Muhammed -s- en iyi yöntemlerle insanları ahlaki rezilliklerden arındırmaya başlamıştı.
Şimdi de İslam Peygamberi -s- tüm alemlere yönelik en güzel mesajdır. İslam tealiminin özü kurtuluşa ve sevgi ve barışa davettir. İslam tealimi ahlaki disiplin ve düzen bakımından sabırlı olmaya, bağnazlıktan kaçınmaya, ilim ve terbiyenin gelişmesine vesile olmuş ve maddiyat ve maneviyat arasında gerekli dengeyi kurmuştur. Bu durum şimdiki düşüncelerin başaramadığı bir durumdur. Bu yüzden İngiliz düşünür Bernard Sav dünyanın şimdiki sorunlarından tek kurtuluş yolu Hz. Muhammed’in -s- tealimini benimseme şeklinde açıklayarak şöyle diyor:
Bence Muhammed’in imanı yarının Avrupa’sı tarafından kabul göreceğinin işaretleri şimdiden belli olmaya başlamıştır. Bence eğer onun gibi bir insan yeni dünyaya hükmederse, beşeriyetin eski arzusu barış ve saadet sağnacak şekilde tüm sorunlar çözümlenecektir.
İslam Peygamberi’nin -s- mübarek varlığı ilkbahar meltemi gibidir. Bu meltem ilkin Medine kentini sardı ve ardından Medine’nin çevresine yayıldı ve daha sonra da o dönemin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Roma’ya kadar ilerledi ve böylece o hazretin kişiliği tarih boyunca tüm insanların kalbini fethetti.
Gerçekte İslam öncesi barbarlık ve kan akıtmaktan başka bir şey bilmeyen insanlardan güçlü bir ümmet kurmak Hz. Muhammed’in -s- eliyle gerçekleşen ilahi büyük bir mucizeydi. Şimdi de yine ancak onun ilahi ve rahmani öğretileri bu denli zulüm ve gerginlikle dolup taşan bir dünyada kalpleri teselli ederek kin ve nefreti sevgi ve şefkate çevirebilir.012