İzdivaç; kutsal birleşme anlaşması
Zilhicce ayının birinci günü varlık aleminin iki pak ve şayeste insanı, yani İmam Ali –s– ve Hz. Fatıma’nın –s– izdivaç yıldönümüdür.
Bu gün İran’da “İzdivaç” günü olarak adlandırılmıştır. Bu günü saygı ile anmak, izdivaç fiilinin toplumu yüceltmek ve insan soyunu sürdürmek bakımından ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Bir gün Hz. Ali –s– Allah Resulü’nün –s– huzuruna çıktı ve uzun bir sohbetin ardından o hazrete şöyle arz etti: Ya Resulullah, sen dünya ahiret benim sığınağım ve dayanağımsın. Ya Resulullah, şimdi bana karşı bu denli riayet etmelerine bakarak, bir eş ve bir ailem olsun istiyorum ki onlarla alışayım. Ya Resulullah, ben sizin huzurunuza geldim ve kızınız Fatıma’nın eşim olmasına müsaade etmenizin talep ediyorum.
İslam Peygamberi’nin –s– muhterem eşi Ümmi Selma o anı şöyle anlatıyor: Baktım ki, Resulullah’ın –s– mübarek yüzü sevinçten parladı. Ardından emirülmümininin –s– mübarek yüzüne bakıp tebessüm etti ve şöyle buyurdu: Ey Ebul Hasan, acaba senin bir şeyin var mı ki ben Fatıma’yı sana vereyim? Ali –s– şöyle karşılık verdi: Annem babam sana feda olusn, benim yaşamımda sizden gizli saklı hiç bir şey yoktur. Benim sadece bir kılıcım ve bir zırhım ve bir devem vardır ki onunla da su taşırım ve bunlardan başka hiç bir şeyim yoktur. Allah Resulü –s– şöyle buyurdu: Ey Ali, senin kılıcından sana bir kazanç gelmiyor, zira onunla Allah yolunda cihat edeceksin ve Allah’ın düşmanları ile savaşacaksın, deveni de hurma ağaçlarına su vermek ve su taşımak ve yolculuğunun yükünü taşımak için kullanacaksın. Ben Fatıma’yı sana zırhın karşılığında eş olarak veriyorum.
Hz. Ali –s– ve Hz. Fatıma’nın –s– düğüm merasimi yüce Allah’ın emri üzerine ve gayet sade ve büyük bir coşku ve sevinçle düzenlendi. Bu iki büyük insanın ortak yaşamının temelleri ise yardımlaşma, takva ve ihsan gibi durumlardı. Düğün gününde Allah Resulü –s– Hz. Ali’ye –s– şöyle buyurdu: Ey Ali, Fatıma senin için iyi bir eştir ve eğer o olmasaydı, dünyada sana uygun eş bulunamazdı. Resulullah –s– daha sonra da kızı Hz. Fatıma’ya –s– döndü ve şöyle buyurdu: Zehra’cığım, Ali senin için iyi bir eştir ve eğer o olmasaydı bu dünyada sana uygun eş bulunamazdı.
Evet, sohbetimizin başında da belirtildiği üzere, Zilhicce ayının birinci günü varlık aleminin iki pak ve şayeste insanı, yani İmam Ali –s– ve Hz. Fatıma’nın –s– izdivaç yıldönümüdür. Bu gün İran’da “İzdivaç” günü olarak adlandırılmıştır. Bu günü saygı ile anmak, izdivaç fiilinin toplumu yüceltmek ve insan soyunu sürdürmek bakımından ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Ama maalesef günümüzde izdivaç meselesi sosyal bir soruna dönüştüğü gözleniyor, nitekim insanlar izdivaçtan sakındığı veya mümkün mertebe geciktirdiği kadar, sapkınlıkların da bir o kadar arttığı ifade ediliyor.
Bazı sosyologlara göre Batı’nın yeni anlayışında aile ve izdivaç artık birliktelik ve yakınlık kurumu olmaktan çıkmıştır. Batılı genç çiftlerin gözünde izdivaç, tamamen özgür seçenek çerçevesinde ve romantik aşk temelinde gerçekleşen bir nevi anlaşmadır. İzdivaçtan böyle bir algılama başlı başına karı koca olma kavramını olumsuz etkiliyor, zira aşk duygusu geçici bir durum olduğundan insanlar aşk temelinde ilişkilerini yıldırım hızı ile kurdukları gibi aynı hızla birbirinden kopabilmektedir.
Bir başka ifade ile Batılı toplumlarda çiftler bizzat birbirini eş olarak seçiyor ve bu seçimde ebeveynin hiç bir etkisi ve müdahalesi bulunmuyor. Batılı toplumlarda eş seçerken en önemli etken, seçilen kişinin seçen kişinin aşk ideallerine uymasıdır.
Bu yüzden batıda izdivaç fiili yerini bir nevi iki kişilik ortak yaşama ve izdivacın getirdiği her türlü yükümlülükten bağımsız bir sürece bıraktığı ve bu da pratikte bir kadınla bir erkeğin evlenmeden aynı evde ve birlikte yaşamasına dönüştüğü gözleniyor. Bu tür evlilik dışı ortak yaşamın örneklerine İsveç ve Almanya gibi ülkelerde çok rastlanıyor. Almanya’da bir araştırma merkezinin raporun da belirtildiği üzere günümüzde Batılı toplumlarda bir çok genç kız ve erkek yirmi yaşından sonra giderleri, ev kirasını veya eğitim bedelinin birlikte karşılamak amacıyla evlenmeden birlikte yaşıyor. raporda, bu yüzden evlilik dışı çocuk sahibi olmanın kabahati de önemli oranda azaldığı ve öte yandan evlilik dışı doğan çocukların sayısı da hızla arttığı ve bu mesele de erkeklerin evlenmek istememelerine yol açtığı kaydediliyor.
Ancak Asya ülkelerinde izdivaç meselesi bazı inişli çıkışlı süreçlerine rağmen artan bir süreç izlediği ve Asya ülkelerinde evlenme oranı sürekli arttığı belirtiliyor. Bu mesele aslında Asya milletlerinin dini inançlarından kaynaklanıyor. Dini inanç ve kültür her insanın kişiliği ve düşüncesinin önemli bir bölümünü oluşturuyor ve yaşam tarzını ve güncel faaliyetlerini ve ilişki biçimini etkiliyor.
İslam kültüründe izdivaç kutsal bir bağdır ve insanın pak kalmasında ve gönlümün temiz olmasında etkili bir etkendir. İzdivaç sayesinde insanın cinsel asi içgüdülür kontrol altına alınır ve insanda sapkınlık eğilimi geriler ve bir çok sakınlığa yol açan nefsani heva ve heveslere dizgin vurulmuş olur.
İzdivaç, aile ocağının temel taşı ve iki genç insanın gönül birlikteliği ve gelişmelerinin temel etkeni sayılır. İnsanlar düşünce ve iman ve şayeste evlilik sayesinde yaşamın zorluklarına galip gelebilir ve başarısızlık vadisinden saadet ve mutluluk vadisine bir yol bulabilir. Bu yüzden beşeri toplumlarda ahlak ve hukuk düşünürleri aile ocağını güçlendirmeye büyük özen gösterir ve izdivaç, ilahi değişmez sünnet olarak bu sürece yardımcı olur ve insanlar izdivaç fiilini fıtri ve doğal bir gereksinim ve kemale erme vesilesi olarak algılar.
Aile kutsal bir bağın üründür. Günlük yaşamın gerginliklerinden kaynaklanan bir çok psikolojik sorun sağlıklı ve normal bir aile sayesinde düzelir ve telafi edilir. bu yüzden aile meseleleri üzerinde yapılan araştırmalar, evlenen insanların genelde evlenmemiş insanlardan daha sağlıklı ve daha mutlu olduğunu göstermektedir. Gerçi ailenin tamamen ters bir şekilde insanın yaşamında ciddi bir gerginlik kaynağı da olabilir, fakat eğer aile içinde sağlıklı yaşam kriterlerine uyulursa her türlü gerginlik önlenebilir ve aile dengeye ve sağlığa kavuşur.
Evlenmek ve bu amelde sosyal ve kültürel bir olay olarak başarılı olmak, aile ocağının kurulmasında temelli rol ifa ettiğinden, büyük önem arz ediyor, öyle ki evlenmeden aile ocağının pek açık ve net bir kavram ifade edemeyeceği söylenebilir. Gerçekte her toplumun huzur ve güvenliği sağlıklı izdivaç ve sakin aile ocağının kurulmasına bağlıdır.
Bir çiftin izdivaçla kutsal birleşmesi, gençlerin gergin ve muzdarip ruhlarını huzur sahiline doğru yönlendirir ve safa ve samimiyet denizinde yüzmelerine vesile olmakla beraber iki gencin birlikte neşeli ve mutlu bir yaşam başlatmalarına temel oluşturur.
Gerçekte erkeğin kadına yönelik eğilim ve kadının yanında huzura kavuşması yüce Allah’ın kadın ve erkek cinsine sunduğu ilahi nimet ve rahmettir. Nitekim Rum suresinin 21. Ayetinde yüce Allah şöyle buyurur:
Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.
Gerçekte izdivaç iki gencin birlikteliği ve irtibat kurmaları için en ideal ve en güzel fırsat olmakla beraber iki insan arasında derin sevgi ve saygı ve yakınlık yaratır ve yüce Allah katında en yüce ve en sevilen değerlerin hayata geçirilmesine vesile olur. İslam Peygamberi –s– İslam dininde Allah teala katında izdivaç amelinden daha sevilen ve takdir edilen bir amel olmadığını buyurmuştur.
Kur'an'ı Kerim’in büyük müfessiri ve İslam aleminin büyük alimlerinden Ayetullah Mekarim Şirazi şöyle diyor:
İzdivaçtan sonra insanın kişiliği sosyal bir kişiliğe dönüşür ve erkek kendini eşi ve ailesini korumak ve evlatlarının geleceğini temin etmekle yükümlü hisseder ve bu yüzden tüm yeteneklerini ve gücünü kullanmaya ve kapasitelerini en ideal düzeyde kullanmaya başlar ve daha fazla gelişmeye nail olmak ister. Kur'an'ı Kerim Nur suresinin 32. Ayetinde izdivaç hakkında şöyle buyurur:
Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.
Batılı filozof Bertrand Rusel İranlı büyük alim Allamen Muhammed Tagi Caferi’Den neden İslam dini izdivaca bu kadar değer verdiğini ve bunu bir kanun olarak belirlediğini sorunca, allame Caferi şöyle karşılık verdir: İslam dini izdivaçla gerçek insanı yaratmak ister ve burada mesele, insan ve insaniyettir.
Batılı ünlü tarih yazarı Will Dorant da aynı bağlamda şöyle diyor:
Eğer izdevacın olması gereken yıllarda yapılması için bir yol bulunursa, fuhuş, ruh hastalıkları, beyhude yalnızlıklar, uygunsuz inzivaya çekilmeler ve yaşamı lekeleyen cinsel sapkınlıklar yarı yarıya iner ve gençlerin cinsel aşkı ekonomik güçlerinden daha erken başlar. Biz bu gelişmeden korkmamalıyız ve o aşkın solup ölmesine izin vermemeliyiz. Genç kız ve genç erkeğin taze ve canlı aşkları temelinde yapılan bir izdivaç uzun yıllar yaşamda tazeliğini ve hoş kokusunu korur, oysa o yaşam derin, doğal ve ideal olamaz.
Belki de bu yüzdendir ki İmam Ali –s– bir rivayette şöyle buyurur: Ahmak ve cahil insanlarla evlenmekten sakının. Zira cahil ve ahmak insan yaşam gemisini güvenli ve sağlam bir limana ulaştıramaz ve evlat yetiştirmede ve çocukların bakımında sıkıntı yaşar.
Unutmamak gerekir ki akıl, hikmet, maslahat ve çağın gereksinimlerine göre gerçekleşen bir izdivaç derin ve kalıcı olduğu gibi sağlıklı bir ailenin de simgesi olur. Bu tür ailelerde karı koca birbirini görmek için sürekli sabırsızlanır ve buluşunca birbirine anlatacakları çok şeyleri vardır. Bu tür karı kocalar bir araya gelince aralarında sıcak bir diyalog başlar.
Sağlıklı ailenin içinde her daim güven duygusu hakimdir ve aile üyeleri birbirine rahatlıkla inanır ve birbirinin doğruluğundan asla kuşkulanmaz. Bu tür aileler sözde ve amelde iletişimde sorun yaşamaz ve ayrıca birbirinin ihtiyaç ve isteklerinin doğal karşılar ve aralarında sürekli saygı ve sevgi hakimdir.015