Hac farizesi; insanın değişimi - 1
Hac farizesi, İslam dininin temel erkanlarından biridir ve Kur'an'ı Kerim’in belirttiği üzere mali ve sağlık durumu elverişli olan ve başka engeli bulunmayan her Müslüman kadın ve erkeğin ömrü boyunca bir kez bu muhteşem farizeye katılması ve belirtilen amelleri ve ibadetleri yerine getirmesi vaciptir.
لَبَّیْکَ ألَّلهُمَّ لَبَّیْک! لَبَّیْکَ لاشَریْکَ لَکَ لَبَّیْک! إِنَّ الحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَکَ وَالمُلْکَ لاشَریکَ لَکَ لَبَّیْک
Evet, bu, Mekke diyarını saran tevhid nidasıdır; fersahlarca uzaklardan Hak davetini icabet eden ve Allah’ın evi Kabe’yi ziyarete gelen insanların aşk ve sevgi fısıldamasıdır. Evet, bugün Hac mevsimi ve kulluk ve aşkı ifade etme zamanıdır; görmek ve öğrenmek ve ihlasın doruğuna ulaşıncaya dek amel etme mevsimidir.
Kur'an'ı Kerim’in surelerinden biri Hac suresidir. Bu sure ilkin kıyamet gününde yaşanacak depremden ve ahiret aleminin başlamasından söz ediyor ve ardından Hac farizesine değiniyor. Aslında bu ayetleri irdelediğimizde güya mahşer vadisi ile Hac arasında bazı benzerlikler yüzünden Allah teala bu iki konuyu aynı surede birleştiği düşünülüyor. Hac farizesinin temelini Allah tealanın sevgili kulu ve peygameri Hz. İbrahim -s- attı. Yüce Allah o hazreti Hanif olarak hitap etti ve mutlak haktalep ve halis muvahhid saydı.
Hac suresinin ayetlerinden anlaşıldığı üzere bu önemli ibadi amel, dünyadan ve içinde ne varsa kopmak ve yasal ilan edilen amellerden uzak durarak nefsi tezkiye etmek ve ahiretin bir cilvesi olan bir toplumda yaşamak ve halis tevhide, ilk ziyaretçisi Hz. İbrahim olan bir dizi amelleri ve merasimleri yerine getirmekle ulaşmaktır. Yüce Allah böyle bir harekete katılmayı Hac olarak adlandırmıştır.
Allah teala bu önemli ibadetin yerine getirilmesini genel bir çağrıda şöyle ilan ediyor:
İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.
Ve yine bir başka yerde şöyle buyurmakta:
Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.
Ve böylece Hac farizesi İslam dininin erkanlarından biridir ve Kur'an'ı Kerim’in belirttiği üzere mali ve sağlık durumu elverişli olan ve başka engeli bulunmayan her Müslüman kadın ve erkeğin ömrü boyunca bir kez bu muhteşem farizeye katılması ve belirtilen amelleri ve ibadetleri yerine getirmesi vaciptir. Hac farizesinin önemi bir yandan mekanı ve konumunun kudsiyeti ile ilgilidir. Allah teala Kabe’yi ve Mescid-i Haram’ı insanlar için kendisine ibadet etmeleri için belirlediği ilk ev olarak tanıtıyor ve bu mekanı dünya halkı için bereket ve hidayet vesilesi olarak adlandırıyor. Bu mekanda İbrahim makamı gibi açık işaretler yer alıyor ve kim bu mekana girecek olursa güvende oluyor. Müslümanlar Hac merasimine katılarak bu tevhid ve şirkle mücadele merkezini sürekli tekviye etmekle yükümlüdür.
Hac amelleri, Mekke adı ile anılan dünyanın bir tek noktasında ve belli bir zamanda ve belli bir sürede yerine getiriliyor. İnsanlar dünyanın dört bir yanından kendilerini Hac adı ile anılan büyük okyanusuna ulaştırmaları ve ruhunu bu okyanusta yıkayarak yeni bir insan olarak doğmaları gerekiyor. Her Müslüman belki sadece bir kez Hac farizesinin sıkı kampına katılma fırsatı bulabilir. Bu yüzden bu fırsat, çok değerlidir. Ancak aynı kısa sürede Hac amelleri insan her anından azami derecede faydalanabileceği ve kendinde değişim yaratabileceği şekilde düzenlenmiştir.
Hac farizesi bir dizi adabı ve menasiki vardır ki bu adab ve menasik boyunca ziyaretçiyi Allah’ın evi ve derin ve eski tarihi ve vahiy ayetlerinin nazil olduğu yer ve İslam Peygamberi -s- ve masum imamlardan -s- geriye kalan izlerle tanıştırır.
Kuşkusuz İslam tarihinin yeniden canlanması ve acı tatlı anıları Mekke ve Medine’de yer yer ortaya çıkması, insanı geniş bir bilgi dizisi ile tanıştırır ve bir başka ifade ile Hac farizesi sırasında İslam tarihi pratik olarak bir kez daha gözden geçirilir. Ziyaretçilerin Mekke’nin Hirra mağarasından Arafat ve Mina’ya ve Medine’de çeşitli camilere uğraması İslam ahkamı ve maarifi ve masum imamların vecizelerinin dünyanın dört bir yanına taşınmasına vesile oluyor. Bundan başka Hac sırasında ziyaretçilerin başka ülkelerden gelen ve farklı dili konuşan ve farklı kültürleri olan Müslümanlarla tanışarak sohbet etmesi Hac farizesini adeta muazzam bir kongreye çevirir ve Müslümanların gelişmesine ve İslamî toplumların gelişmesi için mevcut imkanlardan yararlanmalarına sebebiyet verir. Buna göre Hac farizesi insanı tevhid ve varlık aleminin başlangıcı ile bütünleştirerek değişiminde mucizevi ve şaşırtıcı rol ifa eder ve onu ruhi huzura kavuşturur.
Genelde Hac sadece bireysel bir ibadet değildir. Hac aslında çeşitli siyasi, sosyal, kültürel ve hatta iktisadi boyutları olan bir dizi amelleri içerir. Hac amelleri insanı yüce Allah’a doğru kemale erdirdiği gibi insanlardan oluşan muazzam bir toplulukta gönül birlikteliğinden de çok güzel tabloları ortaya koyar. Bu toplu ibadet aynı zamanda insanlar hangi etnik gruptan veya ırktan olursa olsun, yüce Allah katında eşit olduklarını ve aralarında tek üstünlük kriteri takva olduğunu gösterir. Kuşkusuz takva mertebesine ulaşabilmek için öncelikle kulluk etmeyi öğrenmek ve böylece aydın ufuklara doğru kanatlanmak üzere hazırlanmak gerekir. Hac insanların yüce Allah karşısında huzu ve huşu edişi ve kulluğunu ifade etmesi yönünde muazzam bir sergi gibidir. İnsanlar o mutlu anlarda ibadet etmenin tadına varır ve ilahi rahmet ve bereketle onurlandırılır. Mahlukun yaratana doğru yakınlaşması insanları zorba ve despot insanlara boyun eğmekten kurtarır ve onlara izzet, iktidar ve huzur kazandırır.
Hac ziyareti ve merasim ve amellerinin önemli noktası, nefisle cihat ve kendini yetiştirmek ve takva elde etmektir. Her hacı bu nurani ve manevi ziyaret sırasında her an Allah tealayı anmalı ve onu her an ve her yerde hazır bilmelidir. Hacı gerçi Kabe’ye ve Mecsid-i Haram’a doğru hareket eder, ama gerçekte yüce Allah’ı ziyaret etmeyi arz etmektedir. Nitekim Hac farizesinin bereketleri ve azameti yüzünden masumların -s- en büyük arzularından biri Kabe’yi ziyaret etmek ve Hac farizesini yerine getirmek olmuştur. Bu büyük insanlar ibadetlerinde ve Ramazan ayı dualarında şöyle buyurduğu rivayet edilir: Ey yüce Rabbim, bana Hac ve Beytul Haram’ı ziyaret etmeyi bu yıl ve her yıl rızkım yap.
Hac farizesi kısmen zor amelleri ile birlikte insanın ihlas ve iman derecesini ölçmek için büyük bir sınav sayılır. İmam Ali -s- şöyle buyurur: Acaba aydın hakikati görmez misiniz ki subhan Allah tüm insanları, Hz. Adem’den başlayan ilkinden, bu dünyada son kişiye kadar, sınamıştır. O zaman kendi evini taşla kaplı ve yeryüzünde en az bitki yetiştiği ve en dar ovalardan birine yerleştirdi ve engebeli dağların arasında ve sıcak kumların ve suyu az çeşmelerin ve içinde hiç bir hayvan ister deve, ister inek ve koyun yetişmeyen yerde inşa ettirdi. Eğer Allah Kabe’yi ve büyük ibadet mekanlarını bahçelerin arasında ve düz ve bol meyveli ağaçlı vadilere ve bol sulu topraklar ve yemyeşil tarlalara yerleştirmek isteseydi o zaman Hac farizesini yerine getirenlerin mükafatı işin kolaylığı yüzünden az olurdu ve eğer evin üzerinde inşa edilen taştan temelleri ve duvarlarının taşları yeşil zümrüt ve kırmızı yakut ve nurdan yapılsaydı,gönüllerde kuşku cedeli azalırdı, iblisin çaba alanı daralırdı, halkın kaygısı ve kuşkusu yok olurdu. Ancak Allah kullarını her türlü sınavla sınamaktadır, böylece gönüllerinden kibri silerek kalplerinin derinliklerine tevazuyu yerleştirmek istemiştir, ta ki tüm bunlar O’nun fazlına doğru açılan kapılar olsun ve affetmek için kolay vesile olsun.
Aslında titizlikle bakıldığında Hac, kendinden hicret etmek ve kendine geri dönmektir. Hakiki Hac, kulun mabudun dergahına niyazının yansımasıdır ve Kabe, vuslat ateşi ile yanıp tutuşanların maşukla buluşma yeri sayılır. Nice insanlar Mina’da benliğini kendinden atar ve Safa’da gönlü ve ruhu için safa talep eder ve Maş’er’de de şevk ve şuuru fısıldar. Niceleri vardır bu hicrette ve çabada bağımlılıklardan kurtulur ve melekuti bir atmosferde göremediklerini keşfetmek ve hissetmek için kanatlanır.