Hac farizesi; insanın değişimi - 2
Hac farizesi, Menasik olarak adlandırılan bir dizi amellerin yerine getirilmesi ile gerçekleşir. Menasik, niyetle başlar. Her amelde kasıt ve niyet o amelin ruhu ve değerlendirme kriteridir.
Zilhicce ayının sekizinci günü yaklaşıyor. Şimdi Hac farizesinin amelleri ve menasiklerini yerine getirmenin doruk noktası sayılır. Yüzlerin rengi uçuk gibi, kalpler kursaklarda titriyor, sesler boğazlarda düğümleniyor gibi oluyor. Şimdi teşerrüf anı yaklaşıyor. Davetler icabet görmüş ve Hak teala ziyaretçileri kutsal evi Kabe’ye çağırmıştır. Herkes harıl harıم sağa sola koşuşturuyor ve bu ziyafet için hazırlanmaya çalışıyor.
Ziyaretçiler yüz, göz, renk, sınıf, mevki ve tüm farklılıklarına rağmen hep birlikte gözlerini ve gönüllerini bir tek noktaya odaklamış bulunuyor. bu insanlar ailelerinden, vatanlarından, servet ve mal ve makam ve mevkilerinden koparak ve tüm yerel adetleri ve alışkanlıklarından sıyrılarak aynı kılık kıyafetle bir araya gelmiş bulunuyor. hal böyleyken bu toplantıya gelenlerin içinden ve ruhundan yükselen nur, beşeriyetin ihtişam ve azametini yeniden ihya edecek bir millet ve tek ümmet yaratabileceği anlaşılıyor.
Sohbetimizin başında da belirtildiği üzere, Hac farizesi, Menasik olarak adlandırılan bir dizi amellerin yerine getirilmesi ile gerçekleşir. Menasik, niyetle başlar. Her amelde kasıt ve niyet o amelin ruhu ve değerlendirme kriteridir. Niyetle her insanın amelleri değerlendirilir. Nitekim kıyamet gününde de halis ve hakiki niyetle beraber olan amellere mükafat verilir. Ziyaretçiler burada niyetleri ile nefsani heva ve heves ve temennilerine karşı direnme gücünü takviye ediyor ve böylece heva ve heves ve şehvetlere teslim olmaktan çok daha üstün ve yüce hedefler uğruna yaratıldıklarını idrak ediyor.
Hac, kemale eren insanların Allah yolunda seyretmelerinin tam bir örneğini ve emsalini teşkil eder ve böylece Hac menasiki niyetten sonra tavafla başlar ve tavafla son bulur. Bu durumda insan tüm benliği ile yüce Allah’a doğru yönelir. Ardından haca pak ve tek renk kıyafeti olan ihram içinde Kabe’nin karşısına gelir ve tevhid simgesi olan ve Müslümanlar günde beş vakit ona doğru namaz kıldıkları bu odağa yönelir. Hacılar burada gözünü, kalbini ve tüm benliğini yüce Allah’ın üzerinde odaklamaya çalışır ve Kur'an'ı Kerim’in şu nidasına eşlik eder:
De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.
ihramın hikmetlerinden biri, varlık aleminin tümüyle barışçıl bir arada yaşama ruhunu geliştirmektir. Kur'an'ı Kerim’in bazı ayetleri ihram bağlayan kişiye, her türlü çatışmadan, kin ve hasedden ve ahlaki rezilliklerden el çekmeyi emreder ve hatta beyhude bir sözü diline getirmemesini ve canını ve kalbini ve ruhunu her türlü düşmanlıktan ve başkalarının özel alanına tecavüz etmekten arındırmasını ve kendinde barışçıl bir ruh geliştirmesini ve bunu tüm varlık alemine yaymasını buyurur. İhram bağlayan insan hiç bir canlıyı taciz ve eziyet etmeye veya bitkilere dokunmaya hakkı yoktur ve kendinde varlık aleminde ne varsa onlara karşı barış, safa ve sevgi duygularını geliştirmesi gerekir. Nitekim Maide suresinin 95. Ayetinin başında şöyle okumaktayız: Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin.
Hacı ihram bağladıktan sonra Kabe’yi tavaf eder ve maşukun cilve ettiği bu mekanda adeta kelebeklerin mum etrafında dönmeleri gibi Kabe’nin etrafında dönmeye başlar. Tavaf sırasında hacı kalbini rica, huzu ve huşu ve korku ile doldurur. Tavaf, kainatın Hak tealanın mutlak varlığının ekseni etrafında döndüğü gerçeğini temsil eder. Beytullah etrafında adeta kendinden geçmiş vaziyette tavaf eden bu aşık insanların hikayesi, ise varlık aleminde en ufak zerreden en büyük mahlukata kadar her şey O’na tesbit ettiği ve O’nu tavaf ettiği yönünde nazil olan ayetin somut tefsiri sayılır. Bu tavaf aslında kendi etrafında dönmekten daha büyük bir yörüngede dönmeyi temsil eder. Yani insan kendi nefsinin marifet yörüngesinden ilahi marifet yörüngesine intikal eder. Bu durum “Kim kendini tanırsa, Allah’ı da tanımıştır” cümlesinin mısdakıdır.
İslam aleminin büyük düşünürlerinden merhum Feyz Kaşani bu konuda şöyle diyor:
Hacı tavaf ederken bilmelidir ki o sırada kendisini Arş’ın çevresini saran ve etrafında tavaf eden ilahi kata yakın meleklere benzetmiştir. Hacı bu tavafın amacı sırf cismini ve bedenini Kabe’nin etrafında dolaştırmak olmadığını bilmelidir. Burada maksat, kalbini ev sahibini zikretmek ve O’nu anmakla harekete geçirmesidir ve zihir O’ndan başka hiç bir şeyle başlamaz ve O’ndan başka hiç bir şeyle son bulmaz, nitekim tavaf eden kimse tavafını Hacerul Esved’den başlar ve orada sonlandırır.
Hacı tavaf amelini tamamladıktan sonra yedi kez Safa ve Merve arasında gidip gelmesi gerekir. Bunu yaparken ne koşması ve ne de yavaş yürümesi gerekmektedir. Safa Merve say’ı olarak anılan bu amel aslında Allah’ın evinin yanında O’na sığınma anlamına gelir ve böylece ilahi mağfiretten yararlanılmaya ve O’ndan af dilemeye çalışılır.
Safa Merve say’ı aslında ibret verici tarihi bir hadiseyi hatırlatır. Hz. İbrahim’in –s– eşi Hacer, oğlu İsmail için su bulmak üzere Safa dağından Merve dağına ve Merve dağından Safa dağına koşar ve sonunda İsmail’in ayaklarının altında durucu suyu olan bir çeşme ortaya çıkar ve Hacer’le oğlunun su ihtiyacını karşılar. Bu su daha sonraları bu toprakların imarlı hale gelmesine ve hayırlara ve bereketlere vesile olur.
Say ameli düşünen her insana, çabanın sonucu ayaklarının altından fışkıracak duru bir çeşme olacağını anlatır. Eğer insan hedefine ulaşmak için kendisini çaba harcamaya zorlar ve hedefine doğru emin adımlarla ilerleyecek olursa mutlaka başarılı ve muzaffer olur.
Arafat çölünde vakfe, Hac farizesinin bir başka menasikidir. Yeterli imkanların bulunmadığı bu çölde insanlar hangi milliyetten ve hangi sınıftan olursa olsun Arefe gününün öğle saatlerinden güneş batımına kadar vakfe alemini yerine getirmeleri ve o sırada yüce Allah’a ibadet etmeleri ve hepsi görünüş itibarı ile aynı şekilde olmaları ve hacetlerini hak tealaya arz etmeleri gerekir.
Aslında Arafat çölünde bu amel kıyamet gününün canlandırılmasıdır. Burada hacılar beyaz ihram içinde namaz ve ibadetle meşgul olur ve adeta bu dünyadan koparak ilahi katın önünde yalvarıp yakarmaya başlar ve bu amel onlardan yeni bir insan yaratırcasına, Kabe’ye müşerref olmaya layık hale getirir.
Arefe günü güneş batımından itibaren hacılar Maş’er’e doğru hareket etmeye başlar ve oraya gelerek buldukları yere yerleşir. Ve ardından bayram amellerini yerine getirmek üzere Mina’ya geçer. Hacılar ilk adımda Akabe Cemere’yi taşlar ve ardından kurban keser.
Maş’er’i şuur mekanı olarak tanımlamışlardır. Hacılar Maş’er’de ilahi rahmet kapasına giriyor ve burada rahmet meltemleri esmeye başlıyor ve ilahi katta kabul görenler hareme girme izni ile Mina’ya geçiyor ve şeytanı taşlama amelini yerine getiriyor. Bu amele Remyi Cemerat adı veriliyor.
Remyi Cemerat, günah ve bedbahtlığa yol açan etkenlerden nefreti simgeler ve hacılar küçük taş parçalarını şeytan simgesi olan sütunlara atarak şeytanın saptırıcı hileleri ile mücadele etmekte kararlı olduklarını ifade ediyor. Hacı böyle bir mekanda din kardeşleri ile bir araya gelme fırsatından yararlanıyor ve birlik ve dayanışma için devasa şeytan simgelerini ufacık taş parçalarının birikmesi ile oluşan dev tepenin altına gömüyor. Gerçi her hacının şeytanı taşlarken kullandığı taş parçaları küçük ve naçizanedir, ancak hep birlikte ve dayanışma içinde olunca düşmanı her ne kadar güçlü olursa olsun mağlup edebileceklerini gösteriyor, ki bu da başlı başına Müslümanlara, dayanışma ve vahdet sayesinde süper güçleri bile ellerindeki silah naçizane olsa bile, dize getirebilecekleri yönünde büyük bir ders sayılır.
Zilhicce ayının dokuzuncu gününde hacılar bayram günü amellerini yerine getirmek üzere Mina’ya geliyor ve kurban keserek Allah tealaya şükrediyor ve kulluğunu yerine getirdiği için kutlama yapıyor. Bu farizeyi ilk kez yerine getirenler ise taksir ediyor ve saçını kesiyor. Kur'an'ı Kerim bayramı gününde kadın erkeğe ve erkek kadına ve hoş koku dışında her şey helal oluyor.
Böylece eğer hacı Hac farizesinin sembol niteliğinde olan amellerini her amelin ruhi hakikatine göre yerine getirecek olursa, gerçekte kişiliğini yeniden ihya etmiş ve yeniden inşa etmiş olur. Hacı bundan böyle geçmişteki tüm günahlarından ve gafletlerinden sıyrılarak Allah teala ile her daim şeytan ve nefsani eğilimlerle mücadele cephesinde yer almak üzere ahit bağlar. Bu durumda hacıların nurani ve manevi yüzleri hakiki ihlas ve imana kavuşan ve adeta yeniden doğan bir insanın yüzünü yansıtır. Bu hal durumu İslam Peygamberi’nin –s– şöyle buyurduğunun mısdakıdır:
Hac farizesini yerine getiren ve bir daha günah ve fesat peşinden gitmeden Mekke’den çıkan insan anasından yeniden doğmuş bir insan gibi olur.