Muharrem; Fedakarlık ve Şehadet Ayı
Asırların geçmesine karşın hâla İmam Hüseyin bin Ali’nin –s– adı yüreklerde anlatılmaz bir coşku yaratıyor ve dünyanın hür insanlarını kendisi ile gönül birlikteliğine davet ediyor.
İmam Hüseyin’in –s– hareketi, her zaman ve her mekanda hakikat peşinde olan insanların üzerinde durduğu temellere dayanan bir hareketti. İmam Hüseyin’in –s– mukaddes hareketinin tüm aşamalarında Allah ekseninde hareket etme, adalettaleplik ve zulüm karşıtlığı göze çarpıyor. Bu kıyamda fedakarlık, iman, marifet ve manevi erdemlerin ortaya çıkışı, yüce bir düşünceye dayandığını da ortaya koyuyor.
Değerli dostlar kameri 1439 yılının Muharrem ayının ilk gününü idrak ediyoruz. Muharrem ayı, kameri takvimin ilk ayıdır. Bu ay Arapların nezdinde hatta İslam zuhur etmeden önce saygın bir aydı ve bu ayda savaşmak ve kan akıtmak haram bilinirdi. Muharrem ayında savaşın haram ilan edilmesi aslında Arap aşiretlerin arasında devam eden uzun çatışmalara son vermek ve barış ve huzura çağrı yapmak için bir yoldu.
Cahiliye döneminde bu gelenek aynı şekilde devam ediyordu ve İslam dini zuhur ettikten sonra bu semavi din de Muharrem ayının bu adetini onayladı ve tüm Müslümanlar için bir kanun olarak belirledi. Ancak kameri 61 yılında Emevilerin zalim ve cahil hükümdarları bu ayda İslam Peygamberi’nin –s– pak ehli beytinin –s– hürmetini kırdı ve Kerbela çölünde Allah Resulü’nün –s– sevgili torunu İmam Hüseyin bin Ali’yi –s– evlatları ve arkadaşları ile birlikte şehit etti.
Bu tarihten sonra Muharrem ayının adı Hüseyin bin Ali’nin –s– adı ile bütünleşti ve emri maruf ve nehyi münker uğruna ve İslam Peygamberi’nin –s– getirdiği dinin değerlerini ihya etmek üzere kıyam eden insanların fedakarlıkları ve yazdıkları hamasetleri hatırlatan ay oldu.
Kameri 61 yılının Muharrem ayının onuncu gününde tarih, zaman ve mekan hisarlarının ardında mahsur kalmayan ve tüm tarihi ve coğrafi sınırları aşarak beşeriyete tüm asırlarda ilham kaynağı olan bir hadiseye şahit oldu.
Kameri 61 yılının Muharrem ayında İmam Hüseyin’in –s– başlattığı harekete bakıldığında, o hazretin en temel düşüncesi ve en temel hedefi, ilahi görev ve yükümlülüğünü yerine getirmek olduğu anlaşılır. Gerçekten de en büyük onurunu Allah’ın kulu olma şeklinde beyan eden bir insan ilahi görevini yerine getirmek ve ilahi hoşnutluğa vesile olmaktan başka hiç bir şey düşünemez.
Aslında İmam Hüseyin’i –s– çağının anormal durumlarına karşı kıyam etmeye zorlayan şey, Emevi iktidarının sapkınlığı ve bunun sonucunda da İslamî toplumun İslam’ın asil ilkelerinden sapmasıydı. Bu acı gerçek İslam Peygamberi –s– rihlet ettikten 50 yıl sonra belirmeye başladı. Allah Resulü’nün –s– yaptığı vasiyetlerin unutulması ve o hazretin pak ehli beytinin –s– inzivaya itilmesi, İslamî toplumda maneviyatın zevali, iktidarın başına geçenlerin servet peşinde olması ve bidat ve sapkınlıkların yaygınlaşması, İslamî toplumun cahiliye dönemine geri dönme riskini arttırmaya başlayan etkenlerdi
O dönemde toplumun çöküş süreci, İslam ümmetinin kaderi Yezid gibi fasık ve ahlaksız birinin eline düşecek kadar ilerledi ve Müslümanların izzeti iyice zedelenmeye başladı. Bir dönem İslam Peygamberi –s– gibi büyük bir lideri gören İslam toplumu şimdi sapkın biri olan Yezid adında bir zatın liderliğine şahit oluyordu.
Yezid iktidarın başına geçer geçmez tüm İslamî ilkeleri hiçe sayarak fıskı fücur etmeye başladı. İmam Hüseyin –s– bir yandan sırf kendi haksız çıkarlarını gözetleyen ve bu çıkarları karşılamak için İslam dinini tahrif eden ve insanları zulüm altında inleten bir iktidarla karşı karşıyaydı ve öbür yandan İslamî toplumda durgunluk ve duyarsızlık ruhunun gittikçe yayılması ve Müslümanlardan iradesiz ve pasif insanlar yapması gibi bir durumu görüyordu. Müslümanlar hakkı batıldan ayırt edebildikleri halde fani dünyaya gönül vermeye ve sırf kendi çıkarlarını korumaya başlamıştı.
Öte yandan Yezid ve adamları için İmam Hüseyin –s– gibi değerli bir şahsiyetten biat almak, oldukça önemli bir meseleydi. Ancak İmam Hüseyin’in –s– Yezid gibi bir fasık insana biat etmeyeceği kesindi, zira Yezid’e biat etmek, fasık iktidarını onaylamak demekti.
İslam toplumunda görecede dindar ama gerçekte sahtekar ve dinsiz insanların iktidarın başına geçme tehlikesini sızan İmam Hüseyin –s– İslamî toplumda uyanış ve dini ve sosyal ve siyasi basiret dalgası yaratmaya karar verdi. İmam Hüseyin –s– bu zümreyi şöyle anlattı: din bunların dilinde sadece bir alettir. Onlar dini bu dünyadaki geçimleri geniş olsun diye istiyor ve ne zaman sınavla karşılaşırlarsa, gerçek dindar sayısı azalıyor.
Evet, Emevi hanedanı dini, siyasi hedeflerine alet etmeye başlamış ve toplumu dini kavramlardan soyutlamaya başlamıştı. Bu sapkınlığı idrak eden İmam Hüseyin –s– zalim iktidara karşı kıyam etti ve o günlerin sosyal ve siyasi şartlarını beyan ederek Yezid’e biat etmeyi reddetti. Ancak İmam Hüseyin –s– Yezid’e biat etmeyince, Medine valisi İmam Hüseyin –s– için şartları zorlaştırdı. Bu yüzden İmam Hüseyin –s– Medine’den ayrılmaya karar verdi.
İmam Hüseyin –s– Medine’den ayrılmak için uygun bir fırsatı bekliyordu. O dönemde Mekke kenti İmam Hüseyin’in –s– faaliyetlerini sürdürmesi için uygun bir yerdi. Üstelik Hac mevsimi yaklaşıyordu ve insanların bu büyük farizede bir araya gelmesi İmam Hüseyin –s– için iyi bir fırsat oluşturacaktı.
İmam Hüseyin –s– Medine’den ayrılırken şöyle buyurdu: ben ceddimin ümmetinin işini ıslah ve ihya etmek için Medine’den ayrılıyorum ve emri maruf ve nehyi münker etmek istiyorum.
İmam Hüseyin –s– Mekke’ye gelir gelmez kıyamı için zemin oluşturmak üzere geniş çapta faaliyete geçti. O günlerde Kufe halkının büyük bir bölümü ve diğer bazı bölgelerin insanları İmam Hüseyin’e –s– biat etmek istedi. Kufe halkı İmam Hüseyin’e –s– mektuplar yazarak o hazreti Kufe’ye davet etti. Ancak Emevi iktidarı Kufe halkına baskı uygulayınca, bu kez hepsi korkarak İmam Hüseyin’e –s– biat etmekten vazgeçti. Bazıları da kandırıldı ve böylece İmam Hüseyin’e –s– yardım etmekten vazgeçmeleri sağlandı. Aslında dünya malı gözlerini kör ve kulaklarını sağır eden bu insanlar Hüseyin bin Ali’nin –s– Allah Resulü’nün –s– torunu olduğunu çok iyi biliyordu, ama hepsi o hazreti yalnız bıraktı.
İmam Hüseyin –s– ve hanedanı ve arkadaşları Hac farizesini yarıda bırakarak Kufe’ye doğru hareket ettiklerinde bu kente gelmeden önce Kerbela çölünde Yezid bin Muaviye’nin ordusu tarafından kuşatma altına alındı. Ancak İmam teslim olmadı.
Sonunda ve Muharrem ayının Aşura günü olarak ün yapan onuncu gününde İmam Hüseyin –s– ve arkadaşları Kerbela çölünde mazlumane bir şekilde ve susuz bırakıldıktan sonra şehit düştü.
Ancak İmam Hüseyin’in –s– başlattığı hareket ve gerçekleştirdiği kıyam siyasi ve sosyal alanlarda bir çok etkisi oldu. Bugün o maceranın üzerinden asırların geçmesine karşın hâla Hüseyin bin Ali’nin –s– adı yüreklerde anlatılmaz bir coşku yaratıyor ve dünyanın hür insanlarını kendisi ile gönül birlikteliğine davet ediyor. İmam Hüseyin’in –s– hareketi, her zaman ve her mekanda hakikat peşinde olan insanların üzerinde durduğu temellere dayanan bir hareketti. İmam Hüseyin’in –s– mukaddes hareketinin tüm aşamalarında Allah ekseninde hareket etme, adalettaleplik ve zulüm karşıtlığı göze çarpıyor. Bu kıyamda fedakarlık, iman, marifet ve manevi erdemlerin ortaya çıkışı, yüce bir düşünceye dayandığını da ortaya koyuyor.
İmam Hüseyin –s– kıyamı tarih boyunca adalet ekseninde ve zulüm karşısında başlatılan tüm hareketlere ilham kaynağı oldu, nitekim İran’da İslam inkılabı da İmam Hüseyin –s– hareketinden esinlenerek başlatıldı ve zafere ulaştı ve halen de aynı öğretilerin ekseninde zalimlerle mücadelesini sürdürüyor.
Kuşkusuz yüce Allah’ın iradesi bu dünyanın paklık ve faziletlerin mekanı olması yönündedir. Ancak ne zaman bir akım bu yüce hedefe aykırı hareket edecek olursa, Allah’a inanan insanlar kıyam eder ve beşeriyeti kurtarmak için canı pahasına fedakarlıklarda bulunur. Nitekim bugün İranlı seçkin şehit Muhsin Hoceci de tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadelede İmam Hüseyin’den –s– ve kıyamından ilham alarak dini şom hedeflerine alet eden cahil zalimlere karşı dik duruş sergiledi ve mazlumane ama cesurca şehadet yolunu seçti.
Aşura sadece bir günde yaşanan bir hadise değildir. Bu olayın tesiri ebediyete dek sürecektir. Bu yüzden şehit Muhsin Hoceci gibi insanlar İmam Hüseyin –s– mektebinde aldığı dersle basiretli ve bilinçli bir şekilde hak yolunda ilerliyor ve tekfirci IŞİD terör örgütünün içi boş iktidarı ile alay edercesine mücadelesini sürdürüyor ve şehadeti ile bir kez daha Aşura olayını çağırıştırıyor ve bir kez daha uyuyan vicdanları uyandırıyor.
Kuşkusuz kameri 61 yılının Muharrem ayında yaşanan dersler zaman ve mekan sınırı tanımaksızın devam ediyor, zira hakla batıl savaşı durmak bilmeyen bir savaştır.