İmam Hüseyin’in –s– ahlakli, ibadi ve sosyal özellikleri
Tarih sayfalarında bir çok kıyam ve hareket göze çarpar. Ancak bu kıyamların arasında bir tek kıyam üzerinden asırlar geçmesine karşın ilk günkü gibi tüm insanların ilgisini çekebilmektedir.
Bu kıyam hiç kuşkusuz İmam Hüseyin’in –s– Kerbela’da gerçekleştirdiği kıyamdır. İmam Hüseyin’in –s– kıyamı İslam’ı yeniden ihya etti ve yeniden hayat kazandırdı.
Peki bu kıyamı ebedileştiren şey neydi, dersiniz? Kuşkusuz bir kıyamı beşeriyet tarihinin unutamayacağı kıyam yapan ilk etken, o kıyamın lideri ve kişiliğidir. Buna göre biz de İmam Hüseyin’in –s– kişiliğinden bazı özelliklerini sizlerle paylaşmaya karar verdik.
Evet, biraz önce de belirtildiği üzere, tarih sayfalarında göze çarpan onca kıyam arasında bir tek kıyam üzerinden asırlar geçmesine karşın ilk günkü gibi tüm insanların ilgisini çekebilmekte, ki o da hiç kuşkusuz İmam Hüseyin’in –s– Kerbela’da gerçekleştirdiği kıyamdır. Sanki İslam Peygamberi’nin –s– ünlü vecizesi de bu hakikati beyan etmiştir. Allah Resulü –s– şöyle buyurur: Hüseyin bendendir ve ben Hüseyin’denim.
Yani Hüseyin sadece benim evladım değil, aynı zamanda benim getirdiğim dinim ve inancımın bekası da ona bağlıdır ve İslam dini ancak onun ve arkadaşlarının fedakarlıkları ve canını ortaya koymaları ile ayakta kalabilmiştir.
Bu sözlerin ardından şimdi gelin hep birlikte İmam Hüseyin’in –s– yüce kişiliğinde bu kıyamı ebedileştiren bazı özelliklerini gözden geçirelim.
İmam Hüseyin’in –s– en önemli özelliklerinden biri güçlü iradesi ve azim ve kararlılığıydı. Azim, her işin başlangıcıdır ve irade de insani erdemlerin arasında yüce yeri olan bir özellik sayılır. İradenin bir boyutu, insan hiç bir sosyal baskı altında kalmadan ve başkalarının yanlış algılamaları onu etkilemeden doğru olarak seçtiği yolun sonuna kadar ve kesin kararlılıkla izlemesidir. Nitekim insani keramet ve erdemin tecelli ettiği sözü edilen bu iki sıfatın her biri Kerbela hadisesinde en güzel ve en mükemmel biçimde yaşandı.
İmam Hüseyin –s– Medine’den ayrılarak tarihi yolculuğuna başlamak istediğinde bazıları o hazretin yanına geldi ve sırf o hazrete yönelik sevgileri ve yürek yakmaları çerçevesinde bir süre Yemen’e veya başka bir yere gitmesini ve topluma hakim olan siyasi şartların değişmesini beklemesini önerdi. Ancak İmam Hüseyin –s– güçlü bir azim ve kararlı bir irade ile şöyle karşılık verdi: Allah’a and olsun, eğer dünyada benim sığınacağım bir tek yer kalmasa bile, yine Yezid’le uzlaşmam. Ben şimdi Mekke’ye doğru gitmeye karar verdim ve gidiyorum.
İmam Hüseyin –s– sadece sözde değil, amelde de izzetli olmanın en iyi örneğidir. İzzet ister bireysel bir özellik ister toplumsal bir psikoloji olsun, yenilmezlik, nefsin sağlamlığı, insani ruhun kerameti ve kişiliğin korunmasıdır. İzzet sahibi olan insan asla alçaklığa boyun eğmez, çirkin ve aşağılayıcı iş yapmaz ve kendisinin ve hanedanının kerametini korumak için canını bile feda etmeye hazırdır. Zulme boyun eğmek ve batılın sultasına katlanmak ve zorbalıklara karşı sessiz kalmak ve alçak insanlara karşı teslim olmak ve kafirlerden ve fasık insanlardan emir alarak itaat etmek, hepsi nefsin zilleti ve horluğu ve alçaklığının sonucudur. Gerçekte Emevi hükümdarlar İmam Hüseyin’e –s– biat zilletini dayatmaya ve zorla da olsa o hazreti Yezid’e itaat etmeye boyun eğdirmeye çalışıyordu, oysa böyle bir şey asla mümkün değildi, nitekim İmam Hüseyin kendisinin şehadeti ve hanedanının esareti pahasına bu zillete boyun eğmedi.
Medine valisi Yezid’e biat etmeyi İmam Hüseyin –s– ile gündeme getirdiğinde o hazret bu amelin zillet verici olduğunu belirterek reddetti. İmam –s– Yezid’in çirkinliklerini ve günahlarını sayarak şöyle buyurdu: Benim gibi bir insan Yezid gibi birine asla biat etmez.
Aşura günü sabahı İmam Hüseyin –s– savaş başlamadan önce yaptığı konuşmada şöyle buyurdu: Allah’a and olsun, kendi kanıma bulaşmış vaziyette Rabbimin huzuruna çıkana kadar benden istediklerine boyun eğmem.
İmam Hüseyin –s– Kerbela çölünde Küfe ordusuna hitaben yaptığı coşkulu bir konuşmada da İbni Ziyad’ın teslim ol ve Yezid’e biat et çağrısını reddederek şöyle buyurdu: İbni Ziyad beni ölmek ve zillete boyun eğmek arasında bir seçimle karşı karşıya getirdi, haşa ki ben zillete boyun eğmem, zira bunu ne Allah teala, ne Resulü ve ne de pak ıtreti ve izzetli yürekler kabul eder. Biz asla alçaklara itaat etmeyi izzetli şehadete tercih etmeyiz.
İmam Hüseyin –s– bir başka yerde Hür ordusu ile karşılaştığında, başkalarının baskısı altına yaşamayı zilletli yaşam niteleyerek şöyle buyurdu: Ben ölümden korkmam. Ölüm, izzete kavuşmak için en kolay yoldu. İzzet yolunda ölmek, ebedi yaşamdır ve zillet içinde yaşamak, hayatsız ölümdür. Beni ölümden mi korkutursunuz? Ne batıl bir hayal. Benim benliğim, ölüm korkusu ile zulme boyun eğmekten çok daha üstündür. Beni bir kezden daha fazla öldüremezsiniz. Helal olsun Allah yolunda ölüme. Fakat siz beni öldürmekle ihtişamımı, izzetimi ve şerefimi yok edemezsiniz. O zaman neden ölümden korkayım ki?
İmam Hüseyin’in –s– izzetli duruşu evlatlarında ve kardeşlerinde ve arkadaşlarında da var olan bir özellikti. Abbas bin Ali ve diğer kardeşlerinin İbni Ziyad’ın aman verdiği mektubu reddetmeleri bunun en somut örneğiydi. Eğer onlar İbni Ziyad’ın aman vermesini kabul etmiş oysaydı, belki Kerbela’dan sağ kurtulabilirdi, fakat bir ömür İmam Hüseyin’i –s– yalnız bırakma ve İbni Ziyad’ın aman minnetinin altında yaşama zilleti ile yaşayacaktı. Oysa bu öneriyi reddetmeleri izzetli duruşlarını ortaya koydu, üstelik en sert ve en açık biçimde bu öneriye hayır cevabı vererek şöyle dediler: Ey Şimr, sana ölümler olsun, Allah’ın laneti senin ve aman mektubunun üzerine olsun. Ey Allah’ın düşmanı, sen bize zulme ve isyana boyun eğmemizi ve kardeşimiz Hüseyin’e –s– yardım etmekten el çekmemizi mi söylersin!?
İmam Hüseyin’in tevazu ve alçak gönüllülüğü de o hazreti emsalsiz özelliklerinden biriydi. Rivayetlere göre, günlerden bir gün İmam Hüseyin –s– sade bir sofranın etrafında oturan ve sofraya koydukları ekmekten koparıp beslenen bir grup yoksul insanla karşılaştı. Yoksul insanlar İmam Hüseyin’i –s– görünce onu sofralarına davet etti. İmam Hüseyin –s– onların davetini kabul etti ve yanlarına oturup onların ekmeğinden yedi. İmam ardından onlara şöyle buyurdu: Peki acaba siz de benim davetimi kabul eder misiniz? Yoksul insanlar da evet ey Resulullah’ın evladı, diye karşılık verdi. Bu sözlerin üzerine hep birlikte İmam Hüseyin’in –s– evine gittiler ve İmam evindeki imkanlarla onları en iyi şekilde ağırladı.
Her insanın ahlaki değerlerinden biri sabırdır. İmam Hüseyin –s– ise sabırlı olmanın en mükemmel örneğiydi, öyle ki bu özelliği tüm boyutları ile yaşamına yansıtarak beşeriyet alemine gösterdi.
Aşura gününde İmam Hüseyin –s– düşmanın baskıları, susuzluk ve diğer sorunlar iyice bastırdığında gayet açık bir yüz ve sakin bir şekilde arkadaşlarına ve hanedanına dönerek şöyle buyurdu: ey keramet ve şeref evlatları, sabırlı olun. Ölüm, bizi tüm bu zorluklardan ebedi geniş nimetlerin bulunduğu cennete doğru götürecek bir köprüdür.
Zaman ilerledikçe İmam Hüseyin –s– ve arkadaşları daha ağır musibetlerle karşılaşıyordu, ancak İmam –s– herkesten daha sabırlı duruyordu. Düşman ordusundan bir asker şöyle diyordu: Hüseyin’i Aşura ve savaşın en zorlu anlarında gördüm. Allah’a and olsun evlatlarından ve hanedanından ve arkadaşlarından onca kişinin öldürülmüş olmasına karşın Hüseyin gibi güçlü ve sağlam yürekli birini görmedim.
Kerbela meydanında bulunanların anlattığına göre, sabrın en yüksek merhalesi, İmam Hüseyin’in –s– yere düştüğü ve ömrünün son anlarını geçirdiği andı. İmam –s– o sırada şöyle fısıldıyordu: Ey yüce Rabbim, senin tekdirine karşı sabrediyorum. Senden başka ilah yoktur, ey sığınanların sığınağı ve senden başka yaratan yoktur ve ben senin kararına sabrediyorum.
İmam Hüseyin’in –s– en bariz özelliklerinden biri de emsalsiz şecaat ve cesurluğuydu. İmam Hüseyin –s– Aşura gününde tüm yakınlarını ve arkadaşlarını kaybettiği halde cesurca savaşıyordu. Aslında musibet, açlık ve susuzluk her insanın moralini çökertir. Ancak tüm bu sıkıntılara rağmen İmam Hüseyin –s– cesurca düşmanın üzerine yürüyor ve adeta şimşek misali başlarına iniyor ve onları sonbahar yaprakları gibi sağa sola savurup yere indiriyordu.
Aşura meydanında bulunanlardan biri şöyle anlatıyor: Hüseyin’den daha cesur birini görmedim. Saldırıya geçtiğinde düşmanları adeta arslanın önünden kaçan zayıf hayvanlar gibi önünden kaçıyordu.
Mısırlı yazar Abbas Mahmut Akad da şöyle diyor: insan türü arasında Aşura gününde hiç kimse Hüseyin –s– kadar Rabbine gönül veren yoktur.
İmam Hüseyin’in –s– bir başka özelliği münacata ve ibadete olan aşkıydı ki bu da ilahi kulların en bariz özelliklerinden biri sayılır. İmam Hüseyin –s– Aşura’ya bağlanan gecede düşman tarafından tam kuşatma altındayken ve düşmanın her an saldırıya geçme ihtimali varken, kardeşi Abbas’ı iki sahabenin eşliğinde düşmana gönderdi ve savaşın yarına ertelenmesini önerdi. İmam –s– böylece o geceyi namaz kılmak ve ibadet etmekle geçirmek istiyordu. Takva ve insaniyet abidesi, İslam Peygamberi’nin –s– yegane yadigarı, kendilerini İslam ümmeti ve şeriati ve Kur'an'ı Kerim’in izleyicileri bilen insanlardan bir gece namaz ve ibadet için mühlet istiyordu. İmam –s– şöyle buyurdu: bu geceyi mühlet versinler. Rabbim bilir, ben namaz kılmayı, Kur'an'ı Kerim tilavet etmeyi ve münacatı ve istiğfar etmeyi çok severim.
Evet, o geceyi İmam Hüseyin –s– namaz kılarak ve ibadet ederek geçirdi. Ancak İmam en güzel ve en mükemmel namazını Aşura günü öğleden sonra kıldı. İmam Hüseyin –s– hayatının son anlarında kalbine üç uçlu bir ok isabet edince, niyet etti. İmam ardından attan yere düştü ve o sırada tekbir dedi. İmam’ın kıyamı ayaklarının üzerinde durduğu an gerçekleşti ve ruku amelini de titreyerek eğildiğinde yaptı. İmam ardından ellerini kunut için kaldırdı ve şöyle fısıldadı: Ey yüce Rabbim, sen pak ve yücesin, ceberut ve gücün muazzam ve azabın ağırdır. Sen her şeyden bağımsızsın. Ben senin peygamberinin ıtreti ve senin habibinin evladıyım. Bu kavim bizimle savaştı, bize hile etti, bize yardım etmedi ve bizi katletti. Bunun üzerine İmam secde etti. Secdesi de mübarek yüzünü toprağa koymak oldu ve teşehhüdü ve namazın sonu olan selamı da ruhunun bedeninden ayrılması ve başının mızrakın ucuna geçirilmesi oldu. İmam’ın namazın sonunda zikri Kehf suresinin tilaveti oldu, ki o da mübarek başı mızrakın başına geçirildiğinde duyuluyordu.