Kudüs; İlahi dinlerin çıkış noktası - 8
Bugünkü sohbetimizde siyonistlerin kutsal Kudüs kentini Yahudileştirme stratejisini ve Filistin milletinin bu kentin İslamî ve Filistinli kimliğini koruma yönündeki mücadelelerini gözden geçirmek istiyoruz.
Geçen bölümlerde Beytulmukaddes kenti ve bu kentin başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal mekanlarının Müslümanların ve tevhidi dinlerin izleyenlerinin nezdinde öneminden ve konumundan söz ettik. Siyonistler ise Filistin topraklarını işgal edip ve tarihi de tahrif ederek Beytulmukaddes’i yahudileştirmeye ve Filistin topraklarının işgaline meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. Siyonistler şimdi ABD’nin psikopat Başkanı Donald Trump’ın destekleri ile Beytulmukaddes’i çakma rejimleri İsrail’in başkenti olmasına meşruiyet kazandırmak istiyor.
Siyonistler 1967 savaşında Beytulmukaddes’i işgal ettikten sonra bu kentin çevresinde ve özellikle Doğu Kudüs’tee çok sayıda yerleşke inşa ederek Beytulmukaddes’i Yahudileştirme projesinin düğmesine bastı. Ancak siyonistlerin bu uygulamaları tamamen Oslo uzlaşma sürecine aykırıydı. Oslo süreci 1993 yılında başladı ve sonucu da ancak Batı şeriada hiç bir hakimiyet yetkisi olmayan bir özerk teşkilat oldu. Siyonistler bu yıllarda Oslo uzlaşma müzakerelerinde üstlendikleri hiç bir yükümlülüklerini yerine getirmedi ve şimdi de bu uzlaşmaya aykırı hareket ederek Beytulmukaddes’in çakma İsrail rejiminin başkenti olmasına resmiyet kazandırmaya çalışıyorlar.
Filistin özerk teşkilat Başkanı Mahmut Abbasi ABD Başkanı Trump’ın ileri sürdüğü iddiasının aksine Kudüs’ün çakma İsrail’in başkenti ilan edilmesini yüzyılın anlaşması değil, Filistin milletinin yüzüne indirilen tokat niteledi.
Gerçekte siyonistler onlarca yıldır Beytulmukaddes’i siyonist rejimin başkenti yapmak için yatırım yapıyor. Bu çerçevede siyonistler Beytulmukaddes çevresinde yerleşke inşa ettiler, Beytulmukaddes’in nüfus dokusunu değiştirmeye başladılar ve bu sinsi politikalar halen devam ediyor. Siyonistler bu şom planlarını hayata geçirmek için Beytulmukaddes’de yaşayan Filistin halkını nüfus sayısını gözeterek özel uygulamalarda bulunuyor.
Korsan İsrail’in Beytulmukaddes’te Filistinli nüfusu azaltmak için uygulamalarına Filistinlilerin kimlik evraklarını iptal etmek, ikamet tezkerelerini uzatmamak, Filistinlilerin arazilerine el koymak ve evlerini yıkmak gibi uygulamaları örnek vermek mümkün. Yine Filistin halkına yeni ev inşa etmeleri için gerekli izin belgelerini vermemek ve bu doğrultuda bir çok engel çıkarmak, Filistinlilere iki katlı binadan daha fazla katlı binaları inşa etmelerine izin vermemek, siyonist rejimin Filistin halkının Beytulmukaddes’te varlığını azaltmak için bazı uygulamalarıdır. Bundan başka korsan İsrail Doğu Kudüs’te yahudilere emlak sahibi olma hakkı tanırken, Filistinlilere kesinlikle bu hakkı tanımıyor.
Siyonistlerin bu tür sinsi uygulamalarına karşı Filistin milletinin bu yıllarda tüm çabaları Beytulmukaddes’in İslamî ve Filistinli kimliğini korumanın üzerinde odaklanmıştır. Filistin milleti Kudüs’ü, korsan İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası biliyor. Siyonist rejim BM güvenlik konseyinin 242 sayılı kararnamesi gereği başta Kudüs olmak üzere işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi gerekiyor.
1995 yılında İslam dünyasının bir çok İslamî ve milli ve kültürel hareketinin liderleri ve Müslüman alimler ve düşünürlerden oluşan 330 kişilik bir grup, siyonistlere karşı kurulan direniş ekseni ve Filistinli İslamî hareketlerin mücadelelerine destek yönünde “yardım ve dayanışma” başlıklı bir bildirgeyi imzalayarak yayımladı.
Kudüs’le ilgili olan bu bildirinin bir bölümünde şu ifadelere yer verildi: Beytulmukaddes kentinin mukaddesatı, hakimiyeti ve toprakları ve İslam Peygamberi’nin -s- göklere miracı gerçekleşen Mescid-i Aksa asla pazarlık konusu olamaz. Bu kutsal mekanla ilgi olan ve bir parçasının işgalini içeren veya ümmetin bir hakkını yok sayan her türlü çözüm yolu yasal açıdan geçersizdir ve ümmet tarafından kabul edilmeyeceği gibi hiç bir sorumluluk de getirmeyecektir.
Daha sonraları adı İslam işbirliği teşkilatı olarak değiştirilen İslam konferansı örgütü Filistin milletinin işgalci siyonistlere karşı savunmak için kuruldu. Bu teşkilatın bildirgesinin bir bölümünde şu ifadeler yer alıyor:
İslam konferansı örgütünün hedefleri, kutsal mekanları koruma yönünde çabaları koordineli hale getirmek, Filistin milletinin mücadelelerine destek vermek ve onlara topraklarını kurtarmak ve haklarını geri almak için yardımcı olmaktan ibarettir.
Buhedeflerin gerçekleşmesi için İslam konferansı örgütü çerçevesinde bazı merkezler kurularak faaliyete geçti. Fas’ta Kudüs daimi komisyonu, Filistin ile askeri koordinasyon İslamî bürosu, İsrail’e boykot İslamî bürosu, siyonist düşmanın hareketliliğini gözetleme İslamî komisyonu, Filistin altılı komisyonu, Kudüs fonu ve örgütün sekreterliğinde Kudüs idaresi İslam işbirliği teşkilatının yapısını oluşturuyor.
Şimdiye kadar İslam işbirliği teşkilatının tüm alt kurumları düzenledikleri çok sayıda oturumda Kudüs’ün siyonistlerin işgalinden kurtarılmasına vurgu yaptı. Ama maalesef İslam ülkeleri bu yönde siyonist işgalci rejime baskı uygulamak üzere tüm kapasitelerini hiç bir zaman kullanmadı ve aralarındaki ihtilaflardan başka zaman zaman ve yer yer eli kanlı rejimle ilişki kurarak bu rejime bazı cinayetlerine destek bile verdi. Filistin milletine kırk yıldır desteğini esirgemeyen ve Kudüs’ün kurtuluş ülküsünü dış politikasının temel stratejisi olarak koruyan tek ülke ise İran İslam Cumhuriyeti devleti oldu.
İran İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni -ks- İslam inkılabı zafere kavuşmadan önce ve İran’da despot şah rejiminin devirmek için başlatılan İslamî hareketin ilk gününden itibaren İsrail’in tüm İslam ülkelerine yönelik tehdidine vurgu yaptı.
İmam Humeyni -ks- Filistinli mücahitlere İslamî beytülmaldan mali yardım yapılabileceği yönünde fetva veren ilk büyük alimlerden biriydi. İslam inkılabından önce şah rejimi siyonist İsrail’in en yakın müttefiklerinden biriydi ve bu rejimin petrol ihtiyacını şah rejimi temin ediyordu. Öte yandan İran’ın şah rejiminin casusluk örgütü olan Savak ajanları İslam inkılabı zafere kavuşmadan önce Mossad ajanları tarafından eğitiliyordu ve bu eğitimlerin önemli bir bölümü işgal altındaki Filistin’de verilmekteydi.
İran İslam Cumhuriyeti nizamının büyük kurucusu İmam Humeyni -ks- hatta şah rejiminin en baskıcı döneminde Filistin’i savunuyor ve İsrail tehlikesi hakkında uyarılarda bulunuyordu. İmam Humeyni -ks- bir konuşmasında şöyle demişti: Bendeniz şer’i görevim icabı İran milletini ve dünya Müslümanlarını bu tehlike konusunda uyarıyorum. Kur'an'ı Kerim ve İslam tehlike altındadır. İran’ın bağımsızlığı ve ekonomisi siyonistlerin elindedir. İslamî devletlerin göbeğinde büyük güçlerin destekleri ile yerleştirilen ve fesat kökleri İslam ülkelerini her gün tehdit eden bu fesat maddesi İslam ülkeleri ve büyük İslam ümmetinin çabaları ile kökünden koparılmalıdır.
İmam Humeyni -ks- Irak’ta sürgün yıllarında ve İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra da siyonistlerle mücadele kararlılığına devam etti ve dünyanın hür milletlerini de siyonizm tehlikesi hakkında uyararak şöyle dedi: ben yaklaşık yirmi yıldır uluslararası siyonizmin tehlikesini ikaz ettim ve bugün siyonizmin tehlikesini sadece dünyanın özgürlükçü inkılapları ve İran’ın İslamî asil inkılabına yönelik tehlikesini geçmişe nazaran daha az bilmediğim gibi, bugün bu küresel sülükler çeşitli teknikleri ile dünya mustazaflarını yenmeye çalıştıklarını hatırlatmak istiyorum. İran milleti ve dünyanın hür milletleri bu tehlikeli komplolara karşı şecaat ve bilinçle durmalıdır.
İmam Humeyni -ks- siyonizm ve küresel istikbar ile mücadele yıllarında büyük bir titizlikle siyonistlerin hesabını Yahudilerden ve Yahudi inancından ayrı tutmak gerektiğini vurguladı. İmam Humeyni’ye -ks- göre küresel siyonizm sürekli cinayetlerini, işgalciliğini ve şom uygulamalarını Yahudi mezhebinin adına yazmaya çalışarak bu cinayetlerini haklı göstermek istiyor.
İmam Humeyni’nin -ks- Kudüs’ü işgal eden siyonist rejimle mücadelesi bir kaç eksene dayanıyordu. İmam Humeyni’nin -ks- mücadele modeli zulüm karşıtı veya istikbar karşıtı olarak adlandırılabilir. Bu modelin en önemli bileşenleri ise Filistin’in İslamî kimliği, İslam ümmetinin vahdeti, düşmanı tanımak ve siyonist rejimin mahiyetini sürekli ifşa etmek ve İslam dünyasının kabiliyetlerinden yararlanmak gibi bileşenlerdi.
İmam Humeyni -ks- mazlum Filistin milletinin haklarını savunmak ve Filistinlilerin kıyamına destek vermek üzere Müslüman milletleri seferber etmekte Filistin’in Müslüman milletinin kültüründe kökü bulunmayan düşüncelere ve ideolojilere dayanmak yerine İslam dini ve öğretilerinden yararlanmak gerektiğini savunuyordu. Nitekim mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü dünya Kudüs günü ilan etmek de İmam Humeyni’nin -ks- bu bilinçli eğilimin işaretidir.
Mübarek Ramazan ayı İslam dünyası müminlerin bir ay süren oruç ibadeti ve dini ve terbiye eksenli etkinlikleri düzenledikten sonra Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’ü kurtarmaya yönelik önemli sorumluluğunu yerine getirmek için gerekli hazırlığa kavuşmuş oluyor.